Hak savunucularına adalet için geri sayım başladı



11 insan hakları savunucusunun yargılandığı Hak Savunucuları Davası'nın karar duruşması 3 Temmuz’da görülecek. Yaklaşık üç yıldır asılsız suçlamalarla yargılanan hak savunucuları, suçlu bulundukları takdirde 15 yıla kadar hapis cezasına mahkum edilebilir.


Ne yapmışlardı?

Yanlış hiçbir şey yapmadılar. Türkiye’de insan hakları için mücadele ettiler.

Uluslararası Af Örgütü’nün Onursal Başkanı, eski Direktörü ve üyeleri ile kadın hakları savunucularının da aralarında bulunduğu 11 kişi, akla mantığa sığmayan ‘terör’ suçlamalarıyla karşı karşıya. Üstelik, bugüne kadar görülen 11 duruşma boyunca, hak savunucularına isnat edilen suçlara ilişkin güvenilir hiçbir kanıt sunulmadı.

11 insan hakları savunucusunun 2017’de gözaltına alınmasından bu yana, Çinli sanatçı ve aktivist Ai Wei Wei’den Amerikalı aktris ve komedyen Whoopi Goldberg’e kadar dünyanın dört bir yanında iki milyonun üzerinde kişi, hak savunucuları için adalet istedi. Hiçbir şekilde adil olmayan bu davanın sonuna doğru yaklaşırken, siz de sesimize katılın ve 11 aktivistle dayanışma içinde olduğunuzu gösterin! 

Çünkü haklarımızı savunanlar susturulduğunda, hepimiz tehlike altındayız demektir.

Ne zaman gözaltına alındılar, suçlamalar neler?

Uluslararası Af Örgütü’nün o dönemdeki Yönetim Kurulu Başkanı olan Taner Kılıç, 6 Haziran 2017’de sabaha karşı İzmir’deki evinden gözaltına alındı. Üç gün sonra, hükümetin 15 Temmuz kanlı darbe girişiminden sorumlu tuttuğu “Fethullahçı Terör Örgütü”ne üye olmakla suçlandı ve tutuklu yargılanmak üzere cezaevine gönderildi. Yetkililer, hiçbir kanıt olmadığı halde, Taner’in, Gülen hareketine mensup kişilerin kullandığını söyledikleri ByLock isimli güvenli mesajlaşma uygulamasını indirdiğini iddia etti. 

Yaklaşık bir ay sonra, 5 Temmuz 2017’de, Büyükada’da esenlik ve dijital güvenlik konulu bir çalıştaya katılan 10 insan hakları savunucusu, kaldıkları otelden gözaltına alındı. 18 Temmuz’da, neredeyse iki hafta gözaltında tutulduktan sonra “gizli bir toplantıya katılmakla” suçlanan 10 hak savunucusundan sekizi, tutuklu yargılanmak üzere cezaevine gönderildi.

İdil Eser, Günal Kurşun, Özlem Dalkıran, Veli Acu, Ali Gharavi, Peter Steudtner, Nalan Erkem ve İlknur Üstün 99 gün cezaevinde tutulduktan sonra, 25 Ekim 2017’de, İstanbul’da görülen ilk duruşmada adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

İlerleyen süreçte mahkeme, o dönemde cezaevinde olmasına rağmen Taner’in “Büyükada’daki gizli toplantıyı” yönettiğini iddia etti ve bu nedenle, dosyasının İstanbul’a gönderilmesini ve İstanbul’da yargılanan diğer 10 insan hakları savunucusunun davası ile birleştirilmesi istedi. Ertesi gün, 26 Ekim’de İzmir’de görülen duruşmada mahkeme, İstanbul’daki mahkemenin talebini kabul etti ve iki ayrı davanın İstanbul’da görülmek üzere tek davada birleştirilmesine karar verdi. Mahkeme, Taner’in tutukluluk halinin de devamını istedi. Dava o tarihten beri kamuoyunda “Büyükada Davası” olarak biliniyor.

Savcı, dava dosyasına, 10 insan hakları savunucusunun polisin el koyduğu bilgisayarlarında bulunan bilgi ve belgeleri ekledi. Hak savunucularının meşru insan hakları faaliyetlerini gösteren belgeler arasında; Uluslararası Af Örgütü’nün Türkiye’ye biber gazı satışının durdurulması için yaptığı kampanyaya ait belgelerin yanı sıra Uluslararası Af Örgütü’ne ait diğer belgeler, bir insan hakları projesi için fon başvurusu yapıldığını gösteren dokümanlar ve açlık grevindeki öğretmenlerin serbest bırakılması için yapılan kampanyaya ait belgeler var.

Uluslararası Af Örgütü, iddianameye ilişkin ayrıntılı incelemesinde, 11 hak savunucusuna yönelik iddiaların her birine yanıt vermişti.

Son duruşma

Savcı Kasım 2019’daki duruşmada açıkladığı mütalaasında, Taner Kılıç’ın “silahlı terör örgütüne üye olma” suçundan; İdil Eser, Özlem Dalkıran, Günal Kurşun, Veli Acu ve Nejat Taştan’ın ise “silahlı terör örgütüne yardım etme” suçundan mahkum edilmesini istedi. Nalan Erkem, İlknur Üstün, Şeyhmus Özbekli, Ali Gharavi ve Peter Steudtner’ın ise beraatini talep etti.

Şubat 2020'de yapılan son duruşmada yargılanan insan hakları savunucularından bir kısmı savcının mütalaasına karşı beyanda bulundular. Savunmalarını tamamlayamayan hak savunucuları bu duruşmada savunmalarını tamamlayacaklar.

Mütalaa, iddianamede yer alan ve duruşmalar boyunca asılsızlığı kanıtlanan iddiaları, sanki tüm bir dava süreci hiç yaşanmamış gibi tekrar ediyor.

Hak Savunucuları davası, karar duruşması 3 Temmuz Cuma günü saat 10.00’da Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

Karar duruşmasında neler olabilir?

Dava süreci boyunca savcılık, 11 insan hakları savunucusuna yönelik suçlamalara ilişkin kanıt gösteremedi. Adaletin yerini bulması için 11 kişinin her birinin beraat ettirilmesi gerekiyor. Hak savunucularının cezaevinde tutulmak veya yargılanmak bir yana, en başından soruşturmaya bile uğramaması gerekirdi.

3 Temmuz’da mahkeme, savcının ceza talebini görmezden gelebilir ve tüm hak savunucularının beraatına karar verebilir. Benzer şekilde, savcının beş hak savunucusunun beraatını istemesi de bu kişilerin kesinlikle beraat edeceği anlamına gelmiyor. 11 hak savunucusu halen mahkum edilme ve cezaevine gönderilme riski altında bulunuyor.

Tutuklu yargılandıkları süre göz önüne alınarak yeniden cezaevine konulmasalar bile, 11 hak savunucusunun herhangi biri hakkında mahkumiyet kararı verilirse, bu hem yargılanan hak savunucularına hem de Türkiye’deki bağımsız sivil topluma büyük bir darbe olacaktır.

11 hak savunucusundan dördü avukat. Mahkum edilmeleri ve mahkumiyet kararlarının onanması halinde avukatlık ruhsatlarını kaybedebilir ve mesleklerini icra edemeyebilirler.

Mahkemenin vereceği karar her ne olursa olsun bu karar büyük olasılıkla temyize götürülecek ve üst mahkeme tüm hak savunucularını beraat ettirene kadar risk altında olacaklar. Temyiz süreci ise yıllar sürebilir.

Dünyanın dört bir yanında insan hakları savunucularıyla dayanışma gösterildi

Dava, tüm dünyada yakından takip ediliyor ve 11 hak savunucusuna dünyanın dört bir yanından destek veriliyor. Bugüne kadar 2 milyonun üzerinde kişi, hak savunucularının serbest bırakılması ve haklarındaki asılsız suçlamaların düşürülmesi için imza kampanyasına katıldı.

Dünyanın çeşitli yerlerindeki hükümetler, kurumlar ve siyasi temsilcilerin yanı sıra Zoë Kravitz, Ben Stiller, Mark Ruffalo, Whoopi Goldberg, Zach Galifianakis, Annie Lennox, Bono, Peter Gabriel, Juliette Binoche, Jane Birkin, Angélique Kidjo, Patrick Stewart, Sting, Catherine Deneuve ve Ai Weiwei’nin de aralarında bulunduğu çok sayıda sanatçı ve ünlü, tutuklu yargılandıkları dönemde hak savunucularının serbest bırakılması ve suçlamaların düşürülmesi için çağrı yaptı.  

Ne yapabilirsiniz?

Dünyanın dört bir yanında sergilenen uluslararası dayanışma 11 hak savunucusu için daima çok değerli oldu ve onlara çalışmalarını sürdürme cesareti verdi. 3 Temmuz’da görülecek karar duruşması öncesinde hak savunucuları için dayanışma mesajı yazabilir, bu sayfayı paylaşabilir ve tweet atabilirsiniz.

Kendi destek mesajını yazmadan önce şu örneklere bakabilirsiniz: 

  • Hak savunucularının yanındayız! Size açılan bu dava hepimizin özgürlüğünü yargılıyor. Dayanışmayla, 3 Temmuz’da sadece beraat bekliyoruz. 
  • İnsan hakları ve insan hakları savunucuları yargılanamaz. Bu mesnetsiz davada tek adil karar hepinizin beraati. 3 Temmuz’da yanınızdayım.
  • Maruz kaldığınız davada sadece hak savunucuları değil, özgürlüklerimiz de yargılanıyor. Hepinizin beraatiyle sonuçlanması gereken bu davada sizlerin ve insan haklarının yanındayız.

Tweet:

  • Tüm suçlamaların asılsız olduğu ispatlanmasına rağmen Hak Savunucuları Davası iki buçuk yıldır sürüyor.11 hak savunucusunun yargılandığı davadan çıkabilecek tek adil karar hepsinin beraat ettirilmesidir. #HepsineBeraat #HakSavunucularıİçinAdalet 
  • 11 insan hakları savunucusunun 2017’den beri yargılandığı davada karar duruşması 3 Temmuz’da. İki buçuk yıldan beri ortadaki tek gerçek şu: Yanlış hiçbir şey yapmadılar; hak savunucuları suçsuzdur! #HepsineBeraat #HakSavunucularıİçinAdalet  

İnsan Hakları Savunucusu olan 11 kişi kimdir?

Taner Kılıç Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi’nin kurucu üyesidir. Taner, gözaltına alındığında Uluslararası Af Örgütü’nün Yönetim Kurulu Başkanı’ydı. Mülteci hukukunda uzmanlık sahibi bir avukat olan Taner, Mazlum-Der’in İzmir şubesi ile Mülteci-Der’in temsilciliği de dahil olmak üzere on yıllarca Türkiye’de insan hakları çalışmaları yürüttü. Kendisi halen Uluslararası Af Örgütü’nün Onursal Başkanı’dır.
 



 

İdil Eser gözaltına alındığında Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi’nin Direktörüydü. Tarih Vakfı ve Yurttaşlık Derneği (eski ismiyle Helsinki Yurttaşlar Derneği) gibi Türkiye’nin önde gelen sivil toplum örgütlerinde çeşitli görevlerde bulunan İdil, şu an Oslo Üniversitesi’ne bağlı Norveç İnsan Hakları Merkezi’nde misafir araştırmacı olarak çalışıyor.



Özlem Dalkıran yazar, çevirmen ve aktivisttir. Uzun yıllardır insan hakları alanında mücadele eden Özlem, kurucu üyelerinden olduğu Uluslararası Af Örgütü’nde Medya Direktörü ve Yönetim Kurulu Başkanı olarak görev yaptı. Özlem halen Yurttaşlar Derneği’nin üyesidir.



Günal Kurşun avukat ve akademisyendir. Olağanüstü hal döneminde KHK ile ihraç edilmeden önce Çukurova Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde ders veriyordu. Türkiye’de Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) ve nefret suçları gibi konularda çalışmalar yürütüyor. Günal, Uluslararası Af Örgütü’nün üyesi olup, aynı zamanda İzmir merkezli İnsan Hakları Gündemi Derneği’nin eski Başkanı ve mevcut Yönetim Kurulu Üyesidir.



Veli Acu, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi öğrenimi gördü ve insan hakları alanında yüksek lisans yaptı. 2009’dan beri İnsan Hakları Gündemi Derneği’nin yönetim kurulu üyesi ve 2010’dan beri Uluslararası Af Örgütü üyesidir. 2010’dan beri ulusal ve uluslararası ölçekli çeşitli sivil toplum örgütleri ile BM ajansında profesyonel görevler üstleniyor. Ayrıca, 2015’ten beri Türkiye’nin güneydoğusunda göç ve yerinden edilme üzerine çalışıyor.



Ali Gharavi strateji danışmanı ve yazardır. On yıl ticari danışmanlık ve yazılım geliştirme alanlarında çalıştıktan sonra kar amacı gütmeyen kuruluşlarda liderlik görevleri üstlendi. İşkence mağdurlarının rehabilitasyonu ve işkencenin önlenmesine yönelik projelerde teknoloji kullanımının geliştirilmesi üzerine çalışmalar yaptı ve insan hakları savunucuları için ana akım strateji, güvenlik ve sürdürülebilirlik programlarını ve projelerini yönetti. Ali, 2014’ten beri (Front Line Defenders, Uluslararası Af Örgütü, İsveç Uluslararası Kalkınma İş Birliği Ajansı ve Hivos da dahil olmak üzere) çok sayıda insan hakları ve kalkınma örgütüne, insan hakları ve kalkınma faaliyetlerini sürdürme ve korumaya yönelik yenilikçi çözümlerin geliştirilmesi konusunda bağımsız danışmanlık yaptı.



Peter Steudtner, İnsan Hakları Savunucuları ve Örgütleri için Bütünsel Güvenlik ve Şiddetsiz ÇatışmaDönüşümü alanında freelance eğiticidir. Almanya vatandaşı olan Peter, belgesel fotoğrafçı ve film yapımcısıdır. Peter, şu an insan hakları örgütlerine bilgi güvenliği alanında destek veren Hollanda merkezli uluslararası kalkınma kuruluşu Hivos’un Dijital Bütünlük Bursu ile Digital Defenders Programı’nda, ayrıca Almanya merkezli KURVE Wustrow Şiddetsizlik Eylemi üzerine Eğitim ve Sosyal Ağ Kurma Merkezi’nin yürüttüğü çeşitli eğitim ve destek programlarında bütünsel güvenlik çalışmaları yapıyor. 



İlknur Üstün Ankara Üniversitesi Felsefe Bölümü mezunudur.  Daha önce KADER’in Ankara Şubesi Başkanı olan İlknur halen birçok kadın örgütünde çalışmalarını sürdürüyor. Avrupa Kadın Lobisi’nin Türkiye Koordinatörü ve Kadın Koalisyonu’nun Koordinatörüdür. İlknur, toplumsal cinsiyet ve yerel siyaset üzerine çalışıyor. Yerel yönetimlerin cinsiyet eşitliği açısından izlenebilmesinde özgün bir model geliştirmek için uğraşıyor. Yasaların kadın-erkek eşitliği doğrultusunda değiştirilmesinde aktif rol alıyor. Bu alanda çeşitli yayınlara katkı sunuyor ve çeşitli dergilerde yazıyor.



Nalan Erkem avukattır. 2002-2004 yılları arasında İzmir Barolar Birliği Yönetim Kurulu üyeliğini sürdürdüğü sırada ‘‘İşkencenin Önlenmesinde Hukukçuların Rolü’’ projesine katkı sundu. Daha önce Yönetim Kurulu üyesi, mevcut durumda ise üyesi olduğu Yurttaşlar Derneği’ne önemli konularda danışmanlık yapıyor. Kuruluşunun ilk günlerinde bu yana Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi’nin üyesi olan Nalan, insan hakları alanında birçok proje yürüttü ve yaptığı çalışmalar ışığında çok sayıda rapor yazdı ve yayınladı.



Şeyhmus Özbekli avukattır. Son altı yıldır aktif olarak insan haklarıyla ilgilenen Şeyhmus, HAK İnisiyatifi’nde ve Diyarbakır Barosu’nun İnsan Hakları Merkezi’nde çalışmalarını sürdürüyor.



Nejat Taştan 30 yıldan uzun bir süredir aktivist ve insan hakları savunucusudur. İnsan hakları örgütleri ile ayrımcılık karşıtı sivil toplum örgütlerinde yöneticilik ve danışmanlık görevleri üstlenen Nejat, Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın kurucu üyesi ve 2004-2006 yılları arasında genel sekreter asistanlığını yaptığı İnsan Hakları Derneği’nin Yönetim Kurulu Üyesidir. Irk, etnik aidiyet, inanç özgürlüğü, engelli hakları, barışçıl toplanma ve örgütlenme hakkı ile adil yargılanma hakkı konularında uzmandır. Eşit Haklar için İzleme Derneği’nin kurucu üyesi ve koordinatörüdür.


Hak Savunucuları davasıyla lgili geçmiş bilgilere ulaşmak için tıklayın.