Suriye: Alevi sivillere yönelik kıyı bölgelerindeki katliamlar savaş suçu olarak soruşturulmalı
- Hükümete bağlı milisler Alevi azınlığa mensup sivilleri kasten öldürdü.
- Suriye hükümeti, bu hukuka aykırı cinayetlerin ve diğer savaş suçlarının bağımsız ve etkili bir şekilde soruşturulmasını sağlamalı ve faillerden hesap sormalıdır.
- Hakikat, adalet ve onarım, zulüm döngülerinin sona erdirilmesi için hayati önem taşıyor.
Uluslararası Af Örgütü bugün (3 Nisan) bir açıklama yayımlayarak, Suriye hükümetinin, kıyı bölgelerinde Alevi sivilleri hedef alan toplu katliam dalgasının faillerinin hesap vermesini sağlaması ve hiçbir kişi ya da grubun mezhebi nedeniyle hedef alınmamasını temin etmek üzere derhal adım atması gerektiğini belirtti.
Uluslararası Af Örgütü'ne ulaşan bilgilere göre, hükümete bağlı milisler 8 ve 9 Mart 2025 tarihlerinde sahil kenti Banias'ta 100'den fazla kişiyi öldürdü. Örgüt, cinayetlerin 32'sini araştırdı ve bunların kasıtlı, Alevi azınlık mezhebini hedef alan ve hukuka aykırı saldırılar olduğu sonucuna vardı.
Uluslararası Af Örgütü'ne konuşan tanıklar, silahlı kişilerin insanları tehdit etmeden ya da öldürmeden önce Alevi olup olmadıklarını sorduklarını ve bazı durumlarda eski hükümet tarafından işlenen ihlallerden dolayı onları suçladıklarını söyledi. Mağdurların aileleri, yetkililer tarafından sevdiklerini dini törenler ya da halka açık bir tören olmaksızın toplu mezarlıklara gömmeye zorlandı.
Yeni yetkililerin, bu suçların mağdurları için hakikati ve adaleti tesis etmesi, geçmişten kopuşun ve azınlıklara yönelik saldırılara sıfır toleransın sinyalini vermesi kritik önem taşımaktadır.
Agnès CallamardUluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri
Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Agnès Callamard konu hakkındaki açıklamasında, “Bu dehşet verici toplu katliam dalgasının failleri hesap vermelidir. Elimizdeki kanıtlar, hükümete bağlı milislerin korkunç misilleme saldırılarında Alevi azınlığa mensup sivilleri kasıtlı olarak hedef aldıklarını ve yakın mesafeden soğukkanlılıkla vurduklarını göstermektedir. Yetkililer iki gün boyunca ölümleri durdurmak için müdahale etmedi. Çatışmanın tarafları hesaplaşma peşinde koşarken, Suriyeli siviller bir kez daha kendilerini en ağır bedeli öderken buldular” dedi.
“Sivillerin kasten öldürülmesi ya da yaralı, teslim olmuş veya esir alınmış savaşçıların kasten öldürülmesi bir savaş suçudur. Devletler, hukuka aykırı öldürme iddialarının hızlı, bağımsız, etkili ve tarafsız bir şekilde soruşturulmasını sağlamak ve uluslararası suçların faillerinden hesap sormakla yükümlüdür” diyen Callamard, şunları ifade etti:
“Suriyeliler, Esad hükümeti ve silahlı gruplar tarafından gerçekleştirilen ağır ihlaller ve kitlesel zulümler karşısında on yılı aşkın bir süredir cezasızlığa katlanmış durumdadır. Alevi azınlığı hedef alan son katliamlar, zaten onarılmamış pek çok yaranın bulunduğu ülkede yeni yaralar açmaktadır. Yeni yetkililerin, bu suçların mağdurları için hakikati ve adaleti tesis etmesi, geçmişten kopuşun ve azınlıklara yönelik saldırılara sıfır toleransın sinyalini vermesi kritik önem taşımaktadır. Adalet sağlanmadığı takdirde Suriye, daha fazla zulüm ve kan dökülmesi döngüsüne geri dönme riskiyle karşı karşıya kalacaktır.”
6 Mart 2025 tarihinde, Devlet Başkanı Beşar Esad liderliğindeki eski hükümete bağlı silahlı gruplar, Lazkiye ve Tartus'un kıyı vilayetlerindeki güvenlik bölgelerine ve askeri bölgelere çok sayıda koordineli saldırı düzenledi. Buna karşılık Savunma Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı, destekçi milisler tarafından desteklenen bir karşı saldırı başlatarak şiddetin önemli ölçüde tırmanmasına yol açtı. 8 Mart itibariyle yetkililer, etkilenen tüm bölgelerin kontrolünü yeniden ele geçirdiklerini duyurdu.
Takip eden günlerde mevcut hükümete bağlı milisler, Beşar Esad hükümeti tarafından 2013 yılında geniş çaplı bir katliamın gerçekleştirildiği Banias şehri de dahil olmak üzere sahil boyunca uzanan kasaba ve şehirlerde Alevi sivilleri kasten öldürdü.
9 Mart'ta Cumhurbaşkanı Ahmed al-Sharaa işlenen suçların faillerini sorumlu tutma sözü verdi, sahildeki olayları araştırmak üzere bir araştırma komitesi kurdu ve iç barışı korumak üzere bir üst komite oluşturdu. Gerçekleri araştırma komitesi, yaşananları tespit etme ve şüpheli failleri belirleme yönünde olumlu bir adım fakat yetkililer komitenin bu cinayetleri etkili bir şekilde soruşturmak için gerekli yetki, uzmanlık ve kaynaklara sahip olmasını sağlamalıdır. Buna tanıklara ve mağdurların ailelerine erişim ve onları koruma becerisinin yanı sıra toplu mezar alanlarına erişim ve gerekli adli tıp uzmanlığı da dahil olmalıdır. Ayrıca komitenin soruşturmasını tamamlamak için yeterli zamana sahip olmasını sağlamalıdırlar.
Uluslararası Af Örgütü, beşi Banias şehrinde, yedisi sahildeki diğer bölgelerde, ikisi Suriye'nin diğer bölgelerinde ve ikisi de Suriye dışında yaşayan 16 kişi ile görüşmeler gerçekleştirdi.
Uluslararası Af Örgütü'nün Kanıt Laboratuvarı, 7-21 Mart 2025 tarihleri arasında araştırmacılarla paylaşılan veya sosyal medyada yayınlanan dokuz video ve fotoğrafı doğruladı, silah analizi yaptı ve uydu görüntülerini analiz etti.
Uluslararası Af Örgütü'nün görüştüğü beşi Banias kenti sakini olmak üzere dokuz kişi, 24'ü erkek, altısı kadın ve ikisi çocuk olmak üzere 32 akraba ve komşularının 8-9 Mart 2025 tarihleri arasında Banias kentinde hükümete bağlı milisler tarafından kasten öldürüldüğünü bildirdi. Öldürülen 32 kişiden 30'u Banias şehrindeki El Kusur mahallesinde öldürüldü. Uluslararası Af Örgütü ayrıca Banias şehrinde bir sağlık çalışanı ile de görüştü.
Görüşülen kişiler yakın akrabalarını ve komşularını teşhis etti ve Uluslararası Af Örgütü'ne nasıl öldürüldüklerini anlattı. Örgüt ayrıca, yakınlarının Lazkiye ve Tartus kırsalında kasten öldürüldüklerini bildirdiği 16 sivilin ismini de aldı.
Bu korkunç cinayetlerin faillerinin bağımsız ve etkili soruşturmalarla hesap vermesini sağlamanın yanı sıra hükümetin bir insan hakları inceleme süreci yürütme yükümlülüğü vardır.
Agnès CallamardUluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri
Ocak 2025'in sonlarında, Heyet Tahrir Şam (HTŞ) ve müttefiki silahlı muhalif grupların Şam'ı ele geçirmesinin ardından, geçici hükümet tüm silahlı grupların feshedileceğini ve hükümet silahlı kuvvetlerine entegre edileceğini duyurdu. Bu sürecin devam ettiği bildiriliyor.
BM kıyı bölgelerinde öldürülen insan sayısının çok daha fazla olduğuna inanmakla birlikte Tartus, Lazkiye ve Hama vilayetlerinde 111 sivilin öldürüldüğünü belgeleyebilmiştir. İnsan Hakları Yüksek Komiserliği'ne göre belgelenen vakaların birçoğu “kimliği belirsiz silahlı kişiler, bekçi yetkililerin güvenlik güçlerini desteklediği iddia edilen silahlı grupların üyeleri ve eski hükümetle bağlantılı unsurlar tarafından mezhep temelinde gerçekleştirildiği bildirilen yargısız infazlardır”. Suriye İnsan Hakları Ağı (SNHR), 39'u çocuk olmak üzere 420 sivilin ve silahsızlandırılmış savaşçının (hors de combat), çoğunlukla yetkililere bağlı milisler tarafından hukuksuz bir şekilde öldürüldüğünü belgelemiştir.
Callamard, yaptığı açıklamada, “Bu korkunç cinayetlerin faillerinin bağımsız ve etkili soruşturmalarla hesap vermesini sağlamanın yanı sıra hükümetin bir insan hakları inceleme süreci yürütme yükümlülüğü vardır. Bir kişinin ciddi insan hakları ihlalleri gerçekleştirdiğine dair kabul edilebilir kanıtların bulunduğu durumlarda, o kişi bu ihlalleri tekrarlayabileceği bir konumda kalmamalı veya bu konuma getirilmemelidir” diye konuştu.
Banias'ın El Kusur mahallesinde sivillerin hukuksuz bir şekilde öldürülmesi
El Kusur mahallesinin dört sakini 7 Mart 2025 tarihinde ağır silah sesleri duyduklarını anlattı. Ertesi gün mevcut hükümete bağlı çok sayıda milis mahalleye girdi. Ardından cinayetler başladı. Cinayetler 8 ve 9 Mart boyunca devam etti.
Samira* Uluslararası Af Örgütü'ne 9 Mart günü sabah saat 10 sularında bir grup silahlı adamın evini bastığını ve kocasını başından vurarak öldürdüğünü anlattı. Adamlardan biri, ona ve kocasına Alevi olup olmadıklarını sordu ve ardından kardeşinin ölümünden Alevi toplumunu sorumlu tuttu. Samira şunları söyledi: “Onlara [kocamı] almamaları için yalvardım. Geçmişte yaşanan cinayetlerle ya da kardeşinin ölümüyle hiçbir ilgimiz olmadığını anlattım.” Adamların kocasını çatıya çıkardıklarını ve ona Alevilerin Sünnileri nasıl öldürdüğünü göstereceklerini söylediklerini anlatan Samira, şunları aktardı: “Onlar gittikten sonra çatıya çıktım ve onun cesedini gördüm. Hayatımı kurtarmak için kaçmak zorunda kaldım ve komşuma cesedi koruması için yalvardım.” Uluslararası Af Örgütü, kafasında gözle görülür bir yara olan ve kan gölü içinde yatan cesedi gösteren altı görüntüyü inceledi.
Samira, kocasının yanı sıra komşusunun 70'li yaşlarının sonlarında olan kocasının ve kayınbiraderinin de öldürüldüğünü söyledi.
8 Mart günü saat 11 sularında Ahmad* bir akrabasından gelen telefonla silahlı adamların evini bastığını ve 60'lı yaşlarının sonundaki babasını vurduğunu öğrendi. Ahmet yaşanılanları şöyle anlattı:
“Annem bana dört silahlı adamın sabahın erken saatlerinde evimize girdiğini söyledi. İlk soruları [aile üyelerimin] Alevi olup olmadığıydı.” Adamlar Ahmad'ın kardeşini dövmeye başlamış ve babası onları durdurmaya çalışmış. “[Babama] geri dönmesi emredildi... Bunu yaparken silahlı bir adam onu sırtından vurdu ve kurşun göğsünden çıktı... 20 dakika sonra geri geldiler ve cesedi aldılar.” Uluslararası Af Örgütü, Ahmad'a göre babasına ait olan ve yere saçılmış kanı gösteren bir videoyu inceledi.
Ahmad, başka bir yakın akrabasının babasının cesedini bulana kadar yakındaki bir hastanede silahlı adamların eşliğinde cesetleri defalarca aramak zorunda kaldığını söyledi. Bir sağlık çalışanı Uluslararası Af Örgütü'ne milislerden, SARC ve sivil savunma ekiplerinden çok sayıda cenaze aldıklarını ve bunların Banias'taki hastanede, çoğu morg buzdolabının dışında, yığınlar halinde tutulduğunu doğruladı. Aileler sevdiklerini bulmak için cesetlerin arasında arama yapmak zorunda kaldı.
Saed* hafta sonu için mahalledeki ailesini ziyaret ediyordu. Aile 8 Mart sabahı silah sesleri duydu ve ardından sessizlik oldu. Ertesi güne kadar hayatlarının kurtulduğunu düşünüyorlardı. Sabah saat 10 sularında bir grup silahlı adam binaya girdi. Silah sesleri duydular.
Saed şöyle dedi: “Aileme, beni takip etmelerini söyledim ve kapıdan çatıya doğru koştum. Onlar benim arkamdaydı. Çatıya ulaştım ama arkama baktım ve [ailem] orada değildi... Sonra silahlı adamların kardeşime, ‘Alevi misin, Sünni misin?’ diye sorduklarını duydum. Kardeşim cevap verdi ama sesi titriyordu. İkinci kardeşim araya girdi ve onlara şöyle dedi: 'İstediğinizi alın ama bizi bırakın'. Sonra babamın sesini duydum ve sanki onları aşağıya götürüyorlardı.” Saed, daha sonra silah sesleri duydu.
Birkaç dakika sonra Saed, 75 yaşındaki babası ile 31 ve 48 yaşındaki kardeşlerini, binanın girişinde vurularak öldürülmüş halde buldu. Uluslararası Af Örgütü, konut gibi görünen bir binanın dışında bulunan üç cesedi gösteren görüntüleri inceledi.
Görgü tanıkları, Uluslararası Af Örgütü'ne cinayetlere karışan erkeklerin çoğunun Suriyeli olduğunu ancak aralarında bazı yabancıların da bulunduğunu söyledi.
Mahalle sakinlerine göre, yetkililer cinayetleri durdurmak için müdahale etmedi ve mahalle sakinlerine silahlı adamlardan kaçmak için güvenli yollar sağlamadı. İki bölge sakini, Uluslararası Af Örgütü'ne güvenlik arayışı için ormanda en az 15 kilometre yürümek zorunda kaldıklarını söyledi. Diğer üç kişi ise kaçabilmelerinin tek yolunun, hükümetin silahlı kuvvetlerine entegre edilmiş eski bir silahlı grup olan HTŞ'den araba temin edebilmeleri olduğunu anlattı.
“Yüzlerce ceset gördüm”
Görüşülen yedi kişi Uluslararası Af Örgütü'ne, kendilerinin ya da akrabalarının El Kusur mahallesinde öldürülen aile üyelerini dini törenlere göre, kendi seçtikleri bir yere ya da halka açık bir törenle defnetmelerine yetkililer tarafından izin verilmediğini söyledi. Bunun yerine cesetler mahalleye yakın Şeyh Hilal mezarlığının yanındaki boş bir araziye yığıldı.
Saed* güvenlik güçlerinin mezarlığın yanında boş bir arsa kazdığını ve cesetleri buraya dizdiğini söyledi. Defin sırasında fotoğraf çekmesine ya da diğer aile üyelerinin hazır bulunmasına izin verilmedi. “Yüzlerce ceset gördüm. Kardeşlerimi [10 Mart'ta] tek başıma gömdüm. Cesetler yan yana ve üst üste duruyordu ve sonra kamyon mezarın üzerini toprakla örttü” dedi.
Uluslararası Af Örgütü'nün Kanıt Laboratuvarı, El Kusur mahallesindeki defin alanının gayri resmi bir şekilde işaretlenmiş mezarları gösteren dört fotoğrafını doğruladı. Uydu görüntüleri, bölgedeki zeminin 8-10 Mart 2025 tarihleri arasında kazındığını doğruluyor.
Uluslararası insancıl hukuka göre, ölüler mümkünse ait oldukları dinin ritüellerine göre ve ilke olarak bireysel mezarlara gömülmelidir.
*Güvenlik nedeniyle gerçek isim saklı tutulmuştur.
Basın Açıklamaları
- Türkiye: Protestolar sırasında barışçıl toplanma ve ifade özgürlüğü haklarını güvence altına alın
- Türkiye: Barışçıl protestoculara yönelik hukuk dışı ve gelişigüzel saldırılar sona ermeli ve genel protesto yasakları derhal kaldırılmalıdır
- Türkiye: İBB Başkanı’nın gözaltına alınması da dahil süregelen baskılarda büyük artış
- İran: Yetkililer, kadın hakları aktivistlerini keyfi tutuklama, kırbaçlama ve ölüm cezasıyla hedef alıyor
- Türkiye: Cumartesi Anneleri/İnsanları protestocularının beraat etmesiyle yaklaşık yedi yıldır süren eziyet sona erdi
- Türkiye: Cumartesi Anneleri/İnsanları protestocuları beraat ettirilmeli ve onlarca yıldır gerçekleştirdikleri haftalık toplanmalarının engelleme olmadan devam etmesine izin verilmeli
- Suriye: Kuzeybatı kıyı bölgesinde sivillerin korkunç şekilde öldürülmesi soruşturulmalı