Özgür Gündem Davası

Arka Plan Bilgisi

Yayın hayatına 30 Mayıs 1992 yılında başlayan Özgür Gündem gazetesi İstanbul 8. Sulh Ceza Hakimliği’nin 16 Ağustos 2016 tarihli kararıyla “geçici olarak” kapatıldı. Yürürlükteki soruşturmaya istinaden İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca, 668 sayılı KHK’ya istinaden “Kısıtlama ve Gizlilik kararı“ verildi.

Aynı gün, 2. katında Özgür Gündem’in bulunduğu 6 katlı binada Özel Harekat polislerince arama yapıldı. Aralarında olayı haberleştirmek ve gazeteyle dayanışmak için dışarıdan gelenlerin de bulunduğu 23 kişi bu sırada gözaltına alındı.

Soruşturma kapsamında gazetenin Yayın Danışma Kurulu üyeleri Aslı Erdoğan, Ayşe Necmiye Alpay, Filiz Koçeli, Ragıp Zarakolu ve Bilge Aykut; Genel Yayın Yönetmeni Bilir Kaya; eski Genel Yayın Yönetmeni Eren Keskin; Sorumlu Yazı İşleri Müdürü İnan Kızılkaya ve İmtiyaz Sahibi Kemal Sancılı hakkında gözaltı kararı verildi.

19 Ağustos’ta Aslı Erdoğan, 22 Ağustos’ta İnan Kızılkaya ve Bilir Kaya, 31 Ağustos’ta savcılığa ifade vermeye gittikten sonra Necmiye Alpay, 2 Ocak’ta Kemal Sancılı tutuklandı. Aslı Erdoğan, Necmiye Alpay, Bilir Kaya 29 Aralık 2016’da, İnan Kızılkaya ve Kemal Sancılı 31 Aralık 2017’de tahliye edildi. Kemal Sancılı 11 Mayıs 2018’de tekrar tutuklandı. Sancılı hakkında 10 Nisan 2019’da, davanın 12. duruşmasında tahliye kararı verildi. Ancak, Sancılı hakkında başka bir davadan kesinleşmiş hapis cezası bulunması nedeniyle cezaevine geri gönderildi.

Gazetenin bir diğer danışma kurulu üyesi Ayhan Bilgen milletvekili seçilmiş olduğu için dosyadan ayrıldı.

Sanıklar hakkında düzenlenen iddianame 9 Ağustos 2016’da tamamlandı. 23 Kasım 2016’da İstanbul 23. Ağır Ceza mahkemesi tarafından kabul edildi. İddianamede aşağıdaki suçlardan cezalandırma talep ediliyor:

  • Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak (TCK 314/2)
  • Devletin Birliğini ve Ülke Bütünlüğünü Bozmak (TCK 302/1)
  • Suç İşleme Amacıyla Kurulan Örgüte Üye Olmak (TCK 220/1, 2)
  • Terör Örgütünün Propagandasını Yapmak (TMK 7/2) (TCK 220/8)

İddianamede; Özgür Gündem gazetesi nüshaları, gazetedeki çeşitli haber içerikleri, gazetenin yazarlarına ait köşe yazıları ve sanıkların evlerindeki arama sırasında bulunan kitaplar suçun maddi unsurları olarak sıralandı.

İddianamede sanıkların Yayın Danışma Kurulu üyesi, Genel Yayın Yönetmeni, Sorumlu Yazı İşleri Müdürü, İmtiyaz Sahibi pozisyonlarında “bilerek yer almaları”nın, onların “terör örgütünün nihai amacını desteklediği, örgüt adına hareket ettiğinin kanıtı olduğu”  8 farklı yerde belirtildi.

Davanın 14. Duruşması 28 Kasım 2019’da İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Savcının izinde olması ve bu nedenle esasa dair mütalaayı mahkeme heyetine henüz teslim etmemiş olması nedeniyle, duruşma 13 Ocak 2020, saat 10:00’a ertelendi.

 

14. Duruşma 

Duruşma 15 dakika gecikmeyle 28 Kasım 2019, saat 10.45’te başladı. 

Muhtelif sivil toplum örgütü ve diplomatik misyon temsilcileri ve gazeteciler duruşmayı izledi. 

Yargılanan 9 sanıktan İnan Kızılkaya, Necla Alpay ve Eren Keskin duruşmada hazır bulundu. Savunma makamı 4 avukatla temsil edildi. 

Savcının izinli olması nedeniyle iddia makamı adına süre talep edildi. 

Savunma Makamı 

İki sanığın mevcut aşamada beyanda bulunmayacaklarını belirtmesinin ardından Eren Keskin kürsüye geldi. Sözlerine 28 Mayıs 2015’te öldürülen Diyarbakır Barosu eski başkanı Tahir Elçi’yi anarak başlayan Keskin, 3 yıldır yargılandıkları davada adil yargılanma hakkının olumsuz yönde etkilendiğini ifade etti: 

“Biz 3 yıldır bekliyoruz. Hepimiz hazırlanarak geldik. Mütalaanın hala verilmemiş olması, yargılamanın 3 yıl sürmüş olması adil yargılanma hakkımızı olumsuz etkilemektedir. Bu nedenle duruşmanın mümkün olduğunca yakın bir tarihe verilmesini talep ediyorum.” 

Savunma avukatları sonraki duruşmanın erken bir tarihe verilmesini talep ettiler. 

Karar

Mahkeme heyeti, mütalaa hazırlayabilmesi için dava dosyasının savcıya tevdi edilmesine karar verdi 13 Ocak 2020, saat 10:00'a ertelenmesine karar verdi. 

 

15. Duruşma

Özgür Gündem gazetesi yazarları ve imtiyaz sahibi 9 kişinin İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı davanın 15. duruşması 13 Ocak 2020 saat 10:00’da başladı.

Duruşmada Eren Keskin ve Necmiye Alpay ile 6 savunma avukatı hazır bulundu.

Mütalaa

Yargılamanın başlamasından bu yana geçen 3 yıl 50 günün sonunda iddia makamı mütalaasını mahkemeye sundu.

Mütalaada:

  • Eren Keskin, İnan Kızılkaya ve Kemal Sancılı hakkında “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçlamasıyla cezalandırılma talep edildi.
  • Aslı Erdoğan ve Bilir Kaya hakkında “terör örgütü propagandası yapmak” suçlamasıyla cezalandırma talep edildi.
    • Aslı Erdoğan hakkında istenen cezaya delil olarak Erdoğan’ın 4 farklı yazısına dikkat çekildi. Bu yazılarda Erdoğan’ın “terör örgütü PKK’ya yönelik güvenlik güçlerince yürütülen operasyonları eleştirdiği” ve “güvenlik güçlerinin sivil halkı katlettiği yalanını okuyucuya aktardığı” gerekçeleriyle cezalandırılması istendi.
  • Bilke Oykut ve Necmiye Alpay’ın beraatleri talep edildi. Buna gerekçe olarak “gazetede yayın danışma kurulu üyesi olmalarından başka mahkumiyete yetecek, kesin ve inandırıcı nitelikte delil elde edilememesi” gösterildi.
  • İddianamede bazı sanıklara cezalandırma talep edilen “devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma” suçu için ise “dosya kapsamında yer alan delillere göre bu suçun unsurlarının oluşmadığı” gerekçesiyle mütalaada beraat talep edildi.
  • Ragıp Zarakolu ve Filiz Koçali’nin mevcut yargılamadan ayrılması talep edildi.

Mütalaanın okunmasının ardından, söz savunmaya verildi.

Savunma Makamı

Kürsüye gelen Necmiye Alpay mütalaaya katıldığını ve ekleyecek bir sözü olmadığını ifade etti. Daha sonra mahkeme heyeti başkanı, Eren Keskin’e mütalaaya karşı savunma yapıp yapmayacağını ve süre isteyip istemediğini sordu.

Eren Keskin, terör örgütü üyeliğiyle suçlanmasına yönelik tepkisini bir serzenişle dile getirdi:

“Tabii ki bir süre isteyeceğim. Çünkü ben şu anda bir silahlı örgüt üyesi olarak adlandırılıyorum iddia makamı tarafından. Şunu söylemek istiyorum sadece. İddia makamının benim hakkımda ve ceza istediği diğer sanıklar hakkında verdiği mütalaanın Türkiye’nin kendi iç hukukuna da aykırı olduğunu düşünüyorum. Bu maalesef bir süredir uygulanan bir düşman hukuku. Bizi düşman olarak görüyorsunuz. Düşman olarak görüyorsunuz.

Ben insan hakları savunusuyum. Otuz yıldır insan hakları mücadelesi verdim. Ve ben bu gazete baskı gördüğü için, dayanışma amacıyla, hala savunuyorum, genel yayın yönetmeni gözüktüm. Yapmadım. Ama bunun üyelik olarak değerlendirilmesi…

Ben otuz yıldır avukatım. Akıl almaz buluyorum. Böyle bir şey olabilir mi? Süre istiyorum çünkü ben üyeymişim. Silahlı örgüt üyesi olarak bir savunma hazırlayacağım. Bugüne kadar olmadığım bir şey olarak bir savunma hazırlayacağım. Bu nedenle süre istiyorum. Sayın mahkemenizin de bu mütalaayı gerçekten doğru değerlendirmesini talep ediyorum.”

Sanıkların sözlerini tamamlamaların ardından söz avukatlarına verildi. Avukatlar, esasa dair savunmalarını hazırlayabilmek üzere ek süre istediler.

Savunma adına söz alan son avukat Gülizar Tuncer oldu:

Şimdi bizim her iki müvekkilimiz hakkında da, İnan Kızılkaya ve Eren Keskin hakkında iddia makamı lütfedip TCK 302 kapsamında devletin birliğini bütünlüğünü bozmak suçundan cezalandırılmalarına yer olmadığını demekle beraber, TCK 314/2 gereğince cezalandırılmalarını talep etti.

Biraz önce müvekkillerimizden Eren Keskin de ifade etti. Yasadışı silahlı örgüte üye olmakla suçlanıyor müvekkillerimiz. Peki suçları ne? Bu zamana kadar yaptıkları iş? Birisi yazı işleri müdürü, birisi gazetenin genel yayın yönetmeni. Üstelik genel yayın yönetmenliği yapan müvekkilimiz Eren Keskin yıllardır bu davalarda yargılanırken söylüyor. ‘Ben İnsan Hakları Derneği’nin eş genel başkanıyım. İnsan hakları savunucusuyum. Ve bu gazeteye destek amacıyla, yani bu ülkede ifade özgürlüğü devlet ve yargı organları tarafından sürekli bir biçimde ihlal edildiği için, sadece ve sadece destek ve dayanışma amacıyla sembolik olarak orada adım geçti’. Zaten fiilen de bu işi yürütmesi mümkün değil. Gazeteci değil müvekkilimiz. Avukat. Avukatlık yapıyor. Türkiye’den uluslararası düzeyde toplantılara katılıyor. İnsan Hakları Derneği genel başkanı olma sıfatıyla sürekli bir biçimde sempozyumlar, toplantılar, paneller, avukatlık mesleği yapıyor, dilekçeler yazıyor…

Yani size neyi nasıl ispat edeceğiz? Gazetede fiilen genel yayın yönetmeni olmadığını. Üstelik genel yayın yönetmeni olsa bile, İnan Kızılkaya gibi… Biz esas hakkındaki savunmamızı yapacağız ama buna bir şey dememiz lazım. Yani onun gibi yazı işleri müdürlüğü konumu nasıl yürütülüyorsa ya da yürütülmüyorsa Eren Keskin’in konumunda olduğu gibi…

İnsanlar bu ülkede artık yazı yazarak, sadece düşüncelerini ifade etikleri için -bakın yazılarından dolayı da yargılanıyor müvekkilimiz- ya da gazeteye destek ve dayanışma amacıyla genel yayın yönetmeni ya da danışma kurulu üyesi olarak adları geçtiği için silahlı terör örgütü üyeliğiyle suçlanıyorlar.

Yasadışı silahlı örgüt üyeliği ne demektir? Artık son dönem yargı işleyişinde tamamen unutuldu. Sürekli biçimde biz eski sıkıyönetim mahkemesi, Askeri Yargıtay kararlarını örnek verir olduk ama bunların da artık bir anlam ifade etmediğini görüyoruz.

Eskiden hep anlatırdık biz.  Yasadışı örgüte üye olmak için bazı kriterler aranırdı. Sıkıyönetim mahkemelerinde dahi aranırdı yani. El yazısı dökümanlar, örgütsel dökümanlar, illegal bir örgüt işleyişi aranırdı. Yasadışı illegal bir örgüt işleyişine uygun, gizlilik koşullarına uygun sahte kimlik ve benzeri belgeler aranırdı. Silahlı eylemlilikler aranırdı.

Şimdi nasıl yani? Neyle suçladığınızı bilmiyorsunuz bence...”

 

Hakim, avukat Tuncer’in sözünü kesti:

“Savunma sınırlarını aşmadan savunma yapın.”

Tuncer devam etti:

“Biraz önce müvekkilimizin de söylediği gibi, yıllardır bu ülkede yargı işleyişini kendi gibi düşünmeyen insanlara yönelik düşmanla savaş hukuku uygulaması yürütülüyor. Yıllardır olan bu. Şu andaki mütalaaya yansıyan bakış açısı da bu. Yani böyle bir şeyi kabul etmemiz mümkün değil. Tabii ki süre istiyoruz. Ancak buna karşı da bir şey dememiz gerekiyor yani…”

“Savunma sınırlarının içerisinde her şeyi söyleyebilirsiniz.”

“Ama savcılık makamının mütalaası hukuki kriterler içermiyor…”

“Savunma sınırlarının dışına çıkmayın”

Hukuk diye bir şey yok bu mütalaada… Sadece ve sadece siyasi bakış açısı var. İdeolojik karşıtlık…”

“Süre talebiniz var mı?”

“Tabii ki var… İdeolojik karşıtlık temelinde bir suçlama söz konusu.”

Hakim, beşinci kez araya girerek savunma avukatının sözlerine son verip katibe seslendi:

“Dosya incelendi gereği düşünüldü diyelim…”

Karar

Mahkeme heyeti, mütalaaya yönelik savunmalarını hazırlayabilmeleri için savunmaya ek süre verilmesine karar verdi.

Davanın bir sonraki duruşması 14 Şubat 2020, saat 10:00’da görülecek.

16. Duruşma

Özgür Gündem gazetesi yazarları, yöneticileri, Yayın Danışma Kurulu üyeleri ve imtiyaz sahibinden müteşekkil 9 kişinin 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı davanın 16. duruşması 19 Şubat 2020’de görüldü.

İzleyiciler

Duruşmayı aralarında Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), Press in Arrest, Hafıza Merkezi, Eşit Haklar İçin İzleme Derneği ve Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği’nin (MLSA), P24 ve Article 19’un bulunduğu sivil toplum kuruluşlarıyla; Doğan Haber Ajansı (DHA), Cumhuriyet ve Evrensel gazeteleri izledi.

Yargılama

Duruşma, 40 dakika gecikmeyle saat 10:40’ta başladı.

Yargılanan Eren Keskin, Necmiye Alpay, Kemal Sancılı, İnan Kızıl ile 9 avukat duruşmada hazır bulundu.

Mahkeme heyeti başkanı, mütaalaya ilişkin savunmasını yapmak üzere sanıkları tek tek kürsüye davet etti.

Eren Keskin

Kürsüye ilk gelen kişi, gazetenin Eş Genel Yayın Yönetmenliğini de yapmış olan Eren Keskin oldu. Savunmasına mütalaaya katılmadığını belirterek başlayan Keskin, bir silahlı örgüt üyesi olmadığını, 30 yıldır insan hakları hareketi içerisinde bulunan bir insan hakları savunucusu olduğunu vurguladı.

“Ben; Kürt sorunu konusunda, Ermeni soykırımı konusunda, Kuzey Kıbrıs konusunda resmi ideolojiden farklı düşünen bir insanım. Düşüncelerimi daima açıkça ifade ederim. Bugün burada olmamın nedeni, devletten farklı düşünüyor olmam.”

Keskin, ifadesinin devamında, 30 yıllık hak savunuculuğu deneyiminde şahit olduğu ihlallerden örnekler verdi. “9 yaşından 74 yaşana kadar insanların ölümüne bizzat şahit oldum” dedikten sonra, Özgür Gündem’in bombalanmış bir gazete olduğunu ve defalarca kapatıldığını; sonunda yeniden Özgür Gündem adıyla yayımlanmaya başladığını söyledi.

Böyle bir hafızayı taşıyan bir gazete olan Özgür Gündem’in kendisinden dayanışma istemesi üzerine bu isteği kabul ettiğini ifade etti:

“Dediler ki bir insan savunucusu olarak sizin isminizi yazabilir miyiz? Seve seve, dedim. Musa Anter’e ,Ferhat Tepe’ye ve diğerlerine olan gönül borcumdan dolayı ismimi yazdırdım.”

Keskin, Türkiye’de konjonktürün değişmesiyle birlikte yargılama pratiklerinin de bunlardan etkilendiğini vurguladı:

“Ben her zaman aynı yerdeyim ama devletin kafası karışık. 2013 yılında ‘Barış Süreci’ adı verilen süreç devam ederken bu gazeteye hiç dava açılmıyordu. Ben de terörist değildim. Birden bire devletin bakışı değişti. Bunun akıl alır yani yok.”

Son olarak, üzerine atılı suç olan “terör örgütü üyeliği” ile suçlanabilmesi için Yargıtay içtihatlarının öngördüğü şartların kendisi için sağlanmadığını ifade etti.

“Bunun dışında bir savunma yapmayacağım. Ben düşüncelerim nedeniyle kimseye hesap vermek zorunda değilim.”

 

Necmiye Alpay

Gazetenin Yayın Danışma Kurulu üyesi ve dilbilimci Necmiye Alpay, savunmasına bu davanın bir önyargıyla açıldığını söyleyerek başladı. Savcının mütalaasının gerekçeleri arasında basın ve ifade özgürlüğünün yeterince ve açıkça dile getirilmediğini söyledi. Bu durumun demokrasi açısından önem taşıdığını vurguladı.

“Kürt sorununun bir ucunda şiddet ve terör varsa diğer ucunda da demokrasimizi cumhuriyet boyunca geliştirememiş olmamız yatıyor. Kanımca sorunların çözümü şiddete şiddetle karşılık vermekte değil. Korkmadan düşünebileceğimiz ve yazıp çizebileceğimiz bir ortam yaratmakta. Bu nedenle beraat ve gerekçesinin özgürlük ilkesinde dayanmasını diliyorum.”

Kemal Sancılı

Daha sonra, kürsüye gazetenin imtiyaz sahibi Kemal Sancılı geldi. Sancılı, sözlerine gazetenin imtiyaz sahibi olmasına dair ayrıntılı savunmayı daha önce zaten yaptığını söyleyerek başladı. Savcının kendisi hakkındaki, “sanıkla örgüt arasında bağ olduğu, örgütten aldığı talimatlarla hareket ettiği ve örgütün hiyerarşik yapısına dahil olarak iradesini teslim ettiği” iddialarına cevaben; bunların “soyut ve yüzeysel” iddialar olduğunu söyledi.

“Bu iddia aynı zamanda hakaret içeriyor. 70 yaşında aklı başında, iradesini babasına bile teslim etmeyen bir insanım. Kendi başına karar verebilecek bir iradeye sahibim.

İddia makamının elinde somut şeyler varsa bunu ispat etmesi gerekir. Basın kanununda imtiyaz sahibi yazı içeriklerinden sorumlu değildir denmesine rağmen 2 yıl ceza evinde kaldım. Tüm malvarlığıma el konuldu. Borçlar bana bırakıldı. Adete intihara sürüklenmeye çalışıldım.

Umarım 23. Ağır Ceza heyeti alacağı kararla bu olumsuz gidişata söz verir. Beraatımı talep ediyorum.”

İnan Kızılkaya

Gazetenin Sorumlu Yazı İşleri Müdürlüğünü yapan İnan Kızılkaya, yazılı olarak hazırladığı savunmasını okumak istediğini söyledi. 7 sayfalık savunmasını okudu.

Sözlerine The Post filminden yaptığı “Basın yönetenler için değil yönetilenler içindir” alıntısıyla başlayan Kızılkaya, Özgür Gündem’i kendi sözleriyle tarif etti:

“Özgür Gündem gazetesi, Türkiye’nin yakın tarihinin tanığı, sanığı ve hesap soranıdır. Bu gazete 70 yaşında katledilen Musa Anter’in ve yine devlet güçleri ve himayesindeki güçlerce kaçırılıp katledilen gazeteciler ve gazete dağıtımcısı çocukların kanının, emeğinin sindiği bir geleneği temsil eder. Çıkar ilişkilerine tahvil edilemeyecek bir mesleki kimliği, paraya tamah etmeyen çalışanlarının alın terinin aktığı bir gazetedir. Bağımsız kimliğiyle ulusal çapta yayın yapan ve her türlü imkansızlıklara rağmen mesleğini icra etmeye çalışan bir gazetedir.” 

Savunmasının devamında Özgür Gündem’in, İstanbul 8. Ceza Hakimliği tarafından 16 Ağustos 2016’da kapatılması ve kendilerinin yargılanmalarına giden süreci yakın tarihin önemli olaylarının bağlamına oturttu. Türkiye’de basın özgürlüğünün durumuna Cumhuriyet ilk yıllarından ve çok partili hayata geçiş döneminin sonrasından örneklerle değindi. Bunları basının Türkiye’deki mevcut durumuyla kıyasladı.

“Bugün resmi verilere göre 11 bin gazetecinin işsiz olduğu, Adalet Bakanlığı verilerine göre ise 2013-18 arasında 12 bine yakın gazetecinin hakim karşısına çıktığı ülkemizde, medyanın durumu geçmişte de pek farklı değildi. Gazetecilerin mahkeme karşısında ‘ifade özgürlüğü’ ve ‘halkın haber alma özgürlüğü’ savunması yapmak zorunda kaldıkları davalar haricinde, Cumhuriyetin hem öncesi hem de başlangıcından beri yönetenlerin farklı baskı biçimleri uyguladığı tarihi bir realitedir. “

Savunmasının sonunda, “gazeteleri kapatmanın ve gazetecileri cezalandırmanın bir ülkenin geleceğini de karanlığa gömeceğini” vurguladı ve ekledi:

“Karanlığı yırtmanın yegâne yolu özgür bir tartışma ortamının yaratılması ve başta Kürt sorunu olmak üzere tüm sorunların açık platformlarda her toplumsal kesimin sesini korkmadan duyurabilmesiyle sağlanır. Gazetecilik yargılanamaz. Gazetecilik suç değildir. Gazetecilere özgürlük.”   

Bilir Kaya

Son olarak gazetenin Genel Yayın Yönetmenliğini yapan Bilir Kaya kürsüye geldi. Kaya, 15 yıldır gazetecilik mesleğinin farklı alanlarında farklı görevlerde çalıştığını söyledi. Gazetede yaptıkları şeyin “Türkiye’de olan biteni kayda almak” olduğunu söyledi.

Somut olarak bizim örgütle ne tür bir ilişkimiz var? Bunun hiçbir somut gerekçesi yok. Arkadaşlar da söyledi, biz basın yayın faaliyeti içinde herkesin bildiği, kamuoyu önünde olan insanlarız. Dolayısıyla, bizimle ilgili somut bir delil bulunuyorsa konuşsun. Bizim yürüttüğümüz faaliyetler, her gün denetime açık olan bir mekanizmanın içindeydi.”

Avukatların Savunmaları

Kemal Sancılı, Bilir Kaya, İnan Kızılkaya ve Eren Keskin’in avukatı Özcan Kılıç, esasa ilişkin ek beyanda bulunmak için mahkeme heyetinden süre talep etti.

Savunma avukatlarından biri, Özgür Gündem binasının nobranca basıldığını, gazetecilerin kendi gözleri önünde darp edildiğini ifade etti. Bunların OHAL koşullarında vuku bulduğunu ve halen devam ettiğini; bu pratiklerin “bildiğimiz ceza kanununda” tanımlanmadığını söyledi.

Aslı Erdoğan’ın avukatı Erdal Doğan, müvekkilinin gönderdiği yazılı savunmayı sözlü olarak duruşmada okudu. Doğan, müvekkilinin yargılamaya konu olan yazıları hakkında “Basın Kanunu’nun süresi tutturulamamış” diyerek, ilgili kanunda ön görülen 4 aylık zaman aşımı süresinin aşıldığına dikkat çekti.

Müdafi avukatların savunmalarını tamamlamasının ardından, mahkeme heyeti karar için müzakere arası verdi.

Karar

23. Ağır Ceza mahkemesi heyeti:

  1. Ragıp Zarakolu ve Filiz Koçali'nin 23. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki mevcut yargılama dosyasından ayrılmasına ve yargılamanın ayrı bir esas numarası üzerinden sürdürülmesine,
  2. Ek süre talep eden Eren Keskin, Kemal Sancılı, Bilir Kaya ve İnan Kızılkaya'nın da 23. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki mevcut yargılama dosyasından ayrılmasına ve yargılamanın ayrı bir esas numarası üzerinden sürdürülmesine,
  3. Necmiye Alpay ve Bilge Aykut'un "devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma", "silahlı terör örgütüne üye olma" ve "terör örgütü propagandası yapmak" suçlarından beraatına,
  4. Aslı Erdoğan'ın "devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma", "silahlı terör örgütüne üye olma" suçlarından beraatına,
  5. Erdoğan'a "terör örgütü propagandası yapmak" suçundan açılan davanın Basın Kanunu'nda öngörülen 4 aylık dava açma süresinin aşılmış olması nedeniyle düşmesine,

karar verdi.

18. Duruşma

Önceki karar duruşmasında talep ettikleri ek süre nedeniyle dosyaları ayrılan Eren Keskin, Kemal Sancılı, Bilir Kaya ve İnan Kızılkaya'nın İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi'nde devam eden yargılamasının 17. duruşması 9 Eylül 2020 saat 11:45'te görüldü.

Duruşmada Eren Keskin hazır bulundu.

Mahkeme, avukatların mazeret bildirmeleri nedeniyle davanın bir sonraki duruşmasının 24 Aralık 2020'de görülmesine karar verdi.

19. Duruşma

Yargılanan hak sahiplerinin bir kısmı için kararın 19 Şubat 2020’deki 16. duruşmada açıklandığı Özgür Gündem Ana Dava’dan dosyaları ayrılan Eren Keskin, Kemal Sancılı, Bilir Kaya ve İnan Kızılkaya’nın İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam eden yargılamalarının üçüncü duruşması 24 Aralık 2020’de görüldü.

Mahkeme heyeti, pandemi koşullarını gerekçe göstererek, yargılanan hak sahipleri ve avukatları dışında hiç kimsenin salona girmesine izin vermedi.

Duruşmada; yargılanan hak sahipleri Eren Keskin ve İnan Kızılkaya ile onları temsil eden 13 avukat hazır bulundu.

Eren Keskin’in Beyanları
Eren Keskin konuşmasına, silahlı örgüt üyesi olmakla suçlanmasının ve mütalaada da ceza talep edilmesinin ne Türkiye’nin iç hukukunda ne de uluslararası hukukunda bir temelinin bulunmadığını söyleyerek başladı. “Örgüt üyeliğinden ceza vermenin belli kıstasları var, bunu Yargıtay kararları da belirlenmiş. Ancak yani ne desem boş olduğunu da biliyorum bunları söylerken” ifadelerini kullanan Keskin, “Cumhurbaşkanı’nın devletin imzaladığı sözleşmeleri kabul etmediği bir yerde mahkeme heyetinin gerçek anlamda objektif bir karar veremeyeceğini düşünüyorum” dedi.

“Ben silahlı örgüt üyesi değilim sadece bunu söyleyebilirim. Burada yargılanan ifade özgürlüğüdür. Bu coğrafyanın en çok baskı gören gazetesine gönüllü olarak genel yayın yönetmeni oldum, yapmadım tabii bu görevi ama gönüllü olarak benim ismim orada yer aldı. Bu nedenle silahlı örgüt üyesi olarak cezalandırılmam istenildi. Bunu kabul etmiyorum.”

Mahkeme başkanı, Keskin’in heyetin objektif olmadığına yönelik eleştirilerine, “Görüşlerinize saygılıyım ama bu dosyadan beraat edenler olduğunu biliyorsunuz değil mi?” cevabını verdi.

İnan Kızılkaya’nın Beyanları
Sözlerine Türkiye’nin evrensel standartlarda bir hukuk devletine kavuşmasının en temel zemini düşünce ve ifade özgürlüğü noktasındaki bütün engellemelerin, kısıtlamaların kaldırılması olduğunu söyleyerek başlayan Kızılkaya; Türkiye’nin Çin’le birlikte dünyada en fazla gazetecinin tutuklandığı ve en fazla gazeteciye dava açılan ülke olduğunu hatırlattı. 

“Özgür Gündem, Türkiye'nin en temel sorunu olan belki de Orta Doğu’nun en temel sorunu olan Kürt meselesine ışık tuttuğu için birçok defa baskılarla karşılaşmıştır ve bu gazete aslında Türkiye'nin aynasıdır. Türkiye eğer reform gereklerini yerine getirecekse en başta Kürt meselesinin rahat tartışılmasını sağlamalı. Kürt meselesini basın yayın organlarında haberleştiren, bu meselenin muhataplarını, taraflarını memlekette gelişen olayları ortaya koyan, bunları haberleştiren, bunu yapan yayın organlarının da yargılanması değil tam tersine bu yayın organlarının kendilerini daha rahat şekilde ifade edebilmesi doğrudur. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve diğer evrensel hukuk standartları da biraz bunu gerektiriyor. “

Kızılkaya, yargılamalara konu olan haberlerinin bugüne kadar, yalanlamaya uğramadığını; yanlış olduğuna, haberlerinde manipülasyon yaptığına dair hiçbir veri ve bu yönde hiçbir iddia veya suçlamayla karşılaşmadığını söyledi.  

“Demek ki bu gazete gazetecilik ilkeleri noktasında evrensel standartlarda bir yayın organıdır. Bunun propaganda amaçlı kullanıldığına dair bir saik hukuki değil sadece ve sadece politik gerekçedir. Dolayısıyla konjonktür değiştiği için başımıza gelenler hukukla izah edilecek bir durum değildir. Tam tersine mevcut iktidarın Türkiye'deki mevcut statik konumunu gösteriyor, yani toplumsal meselelere ve Kürt meselesindeki statükocu bakış açısını gösteriyor. Söyleyeceklerim bunlar. Gazetecilik yargılanamaz, biz gazeteciyiz, gazetecilik yaptık. Teşekkür ederim.”

Avukatların Savunmaları

Av. Ercan Kanar’ın Savunması
Eren Keskin’in avukatı Ercan Kanar,  soruşturmanın genişletilmesi talebini paylaştı. Örgüt üyeliğine dair uluslararası kriterleri hatırlattı:

“Biliyorsunuz dün Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Daire’nin kararı açıklandı. Ancak henüz 150 sayfa olduğu için tam çevirisi yapılmadı. Fakat kısa çevirisinde gördüğümüz kadarıyla sadece Demirtaş ile ilgili değil genel olarak birçok benzeri davalarda uygulanabilecek örneğin üyelikle ilgili birtakım kriterler koydu. Yani orada açıkça dedi ki, ‘siyasal konuşmalar ve muhalefet bir silahlı örgüt üyesi olduğunu göstermez, illiyet bağı olması gerekir’ dedi.”

Avukat Kanar, mevcut davada üyelik açısından sağlıklı bir tartışma yapabilmek ve hukuk açısından gerçeği bulabilmek için AİHM’nin Demirtaş kararının çevirisinin beklenmesinde yarar olacağını ifade etti.

Mahkeme heyeti başkanı, talepleri değerlendirmek üzere iddia makamının görüşünü istedi. Savcı, avukatların soruşturmanın genişletilmesi talebinin “tüm dosya kapsamında yer alan bilgi ve belgeler dikkate alındığında yargılamanın esasına bir yenilik katmayacağı” gerekçesiyle reddini talep etti. Daha sonra ara kararını açıklayan mahkeme heyeti “yargılamanın geldiği aşama, dosyadaki delil durumu değerlendirilerek, dosyaya bir yenilik katmayacağı anlaşıldığı” gerekçeleriyle talebi oy birliğiyle reddetti.

Talebin reddi üzerine Avukat Kanar savunmasına devam etti. Müvekkilinin Genel Yayın Yönetmeni olması, fazla sayıda yazı yazması ve yazılarının geniş bir zamana yayılmış olmasının 13 Ocak 2020 tarihli savcılık mütalaasında hiyerarşik bir yapı içerisinde yer aldığını ve iradesini örgüte teslim ettiğini gösteren kanıtlar olarak ileri sürüdüğünü hatırlattı:

“Gerçekten ceza yargılaması hukuku açısından hukuktan sapan bir mütalaa, sapkın bir mütalaa. Neden, çünkü çağdaş ceza sorumluluğu kusurlu irade artı tipe uygun fiildir. Ama bu mütalaadaki mantığa baktığımızda tam tersi bir sorumluluk anlayışı getirilmektedir. Nedir o, kusursuz irade ve tipe uygun olmayan fiil yani yasal bir dergide yazılan yazılar var, irade yeri merkezi belli, sorumlu müdürü belli ve legal bir faaliyet, illegal bir faaliyet olarak değerlendiriliyor. İstihraç yöntemiyle örtülü maksat sorumluluğuyla bir ceza sorumluluğu ihdas edilmiş oluyor. Şimdi ben şuna samimiyetle vurgulamak istiyorum, eğer hukuk birinci sınıf öğrencilerinden üç kişilik bir jüri kurulsa ve 314/2 ile ilgili bir soru sorularak öğrencilere cevap alınsa ve böylesi bir cevap verilse yani çok sayıda yazı olması, bunun geniş bir zaman dilimine yayılmış olması, hukuk 1. sınıf öğrencilerinden oluşan jürinin o sınav kağıdına sıfır vereceğini düşünüyorum. “

Avukat Ercan Karar görülmekte olan davanın “siyasi saikle” açılmış bir dava olduğunu ileri sürdü. Davada kriminal bir olgudan mı yola çıkıldığını yoksa davanın siyasi saikle mi açıldığını irdeledi. Bunun saptanabilmesi için soruşturmanın açıldığı dönemin dikkate alınması gerektiğini söyledi:

“Bu soruşturmalar ne zaman açılmıştır, çözüm süreci bittikten sonra. Yine menfur darbe girişiminden sonra ortaya çıkan olağan üstü koşullar sürecinde bu davanın benzeri davalarda olduğu gibi soruşturması açılmıştır. Dolayısıyla bu dava kriminal bir olgudan yola çıkan bir dava değildir.

Mevcut davalarda olduğu gibi bu davalarda da iki temel kırılma vardır. Birisi; ilk kırılma, bir meşrulaştırma aracı olarak hukuk devleti iddiasının tarafsızlık ve nesnellik öğeleri, siyası ve demokratik faaliyetler, haklar eşitliği ögeleri ortadan kalkmaktadır.”

Avukat Kanar, Türkiye’de özellikle son 10 yıldır “Carl Schmitt’in mantığıyla” davalar hazırlandığını ileri sürdü:

“Yani Nazi Almanyası'nın hukukundaki dost düşman ayrımı yapılarak yani normal iktidar yanlısı olsun veya mevcut sistemi eleştirmeyenlere normal ceza yargılaması uygulanmakta fakat eleştiren kesime ise ceza yargılaması hukukunun en alfabetik, en temel ilkeleri bile esirgenmektedir.

Şimdi somut davamızda iktidar suç ve ceza konusunda bilimsel realist bir anlayıştan yoksundur. Oysa hukuki gerçeklik bilimsel gerçeklikle örtüştüğü orantıda üretici, çözümleyici, kalıcı ve inandırıcı olur. Tez ve antitez bir yargı diyalektiğinde doğru kurumlar ise adalete de hizmet edilemez. Dolayısıyla çağdaş ceza sorumluluğu olan kusurlu irade tipe uygun fiil ilkesine mutlaka yargının tüm ayaklarının dikkat etmesi gerekir. Eğer dikkat edilmezse karşı mitin istisna hali yaşama geçmiş olur. Yani muhalifler için ceza yargılaması hukukunun teminat kurallarının ayaklar altına alınması, normal kesimler için de vatandaşlık hukukunun uygulanması.”

Avukat Kanar, iddianamedeki bazı suçlamaların “Türk Ceza Yasası’ndaki suç tiplerine özgü sistematiğini de” tahrip edeceğini ifade etti:

“İddianamede diyor ki, yazılarından militan örgüt mensubu tavırlarının hissedildiği. Hissetmek sübjektif bir değerlendirme. Hissetmekle tip ortaya konamaz. Tam tersine hissetmekle örgüt üyesi kanıtlanamayacağına göre ama iddianame hissetmekle üyelik iddiasında bulundu. Her türlü şevkle şüpheyi giderecek maddi delillerle örgüt üyeliğinin ortaya konulması gerektir. Şimdi yazıların yoğunluğundan yola çıkarak (TCK) 314/2 (Silahlı örgüte üye olma) suçlaması yapmak Türk Ceza Yasası’ndaki suç tiplerine özgü sistematiğini de tahrip etmek olur.”

Av. Sercan Korkmaz’ın Beyanları
Avukat Korkmaz, savunma dilekçesini heyete sunduklarını söyleyerek başladığı savunmasında “daha ilk tutukluluk duruşması gerçekleştiğinde” ileri sürdükleri argümanların duruşma günü itibariyle aynen geçerli olduğunu ifade etti.

Av. Korkmaz, yargılamada hukuki bir eksiklik olarak gördüğü bir hususa dikkat çekti:

“O gün ki siyasi mekanizmanın verdiği karar ve ani olarak başlatılan soruşturma dolayısıyla bu yoğun propaganda suçlamasını kanunda hiçbir şekilde yer olmamasına karşın neye dayandırıldığı belli olmamasına karşın; yoğunluğu, zamanına göre örgüt üyeliğine sokulması gibi bir garabet ortaya çıkıyor ve bunun artık netleşmesi gerekiyor çünkü büyük bir hukuki eksiklik. Nitelendirmede eksiklik ortaya çıkıyor. Çünkü propaganda suçlaması kaç defa yapılırsa, ne kadar zamanda yapılırsa, ne kadar sıklıkla yapılırsa örgüt üyeliği yoksa propagandaya girip girmeyeceği belli değil. Bu tamamıyla subjektif yoruma dönebilecek bir şey. Çünkü mesela Bilir Kaya mütalaada özellikle belirtilmiş, Bilir KAYA'nın sadece 8 gün gazetede genel yayın yönetmenliği yaptığı ve 8 günün örgüt üyeliği için yeterli gelmeyeceği sadece propagandadan yargılanacağı diye bir yorum var. Bu aslında tersinden gidersek örgüt üyeliği suçlamasının nasıl hukuki temele dayanmadığını ortaya koymaktadır. Bunu özellikle belirtmek istiyordum. Önemli olan şu Anayasa Mahkemesi’ndeki (AYM) başvurumuz sayın başkan.”

Mahkeme Heyeti Başkanı Av. Korkmaz’a AYM başvuru sürecinin takvimiyle ilgili bir bilgileri olup olmadığını sordu. Korkmaz cevap verdi:

“Evet bölümler incelemede hatta Adalet Bakanlığı’ndan savunma görüş istendi, verildi, bizde karşı cevabımızı verdik. Bölümler önünde incelemede ve Anayasa Mahkemesi'nin ele aldığı dosyada vereceği kararın önemli ve belirleyici ve hepimize yol gösterici olduğuna inanarak bu hususu önemle belirtiyoruz, değerlendirmenizi talep ediyoruz. Netice itibariyle mahkemenizde görülen bu yargılamada verilecek karar basın özgürlüğü ve halkın haber alma hakkı açısından önemli bir derece olacaktır, belirleyici olacaktır. Yazılı talebimizde belirtmiştik beraat talebimizi. Başka bir ekleyecek hususumuz yok.”

Heyet başkanı, savcıya önceki celsede vermiş olduğu mütalaada bir değişiklik olup olmadığını sordu. Savcının önceki mütalaayı tekrar ettiğini söylemesi üzerine karara geçildi.

Karar
İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi;

  1. Mahkemenin müstemir yetkili bir hakiminin yasal babalık izninde bulunuyor olması nedeniyle
    • Mahkemede “müstemir yetkili yedek bir hakimin olmayışı”,
    • Mevcut celse için görevlendirilen yetkili hakimin “bugün itibariyle iş bu dosyanın çok sayıda klasörden ibaret olması sebebiyle incelemesini yapmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, buna ilişkin öncesinden yeterli bir görevlendirme takviminin öngörülmemiş olması sebebiyle dosyanın karar için incelemeye alınmasına,
  2. Yargılanan hak sahiplerine son sözlerinin gelecek celse sorulmasına, karar verdi.

Bir sonraki duruşma 15 Şubat 2021 saat 10:00’da görülecek.

 

20. Duruşma

“Özgür Gündem Ana Dava” kapsamında İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde “terör örgütü üyeliği”, “terör örgütü propagandası yapmak” ve “devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak” suçlamalarıyla yargılamalarına devam edilen, aralarında Eren Keskin’in de bulunduğu üç kişinin 19. duruşmasında 15 Şubat 2020’de görüldü.

Yaklaşık 25 dakika gecikmeyle başlayan duruşmanın gerçekleştiği salona, yargılanan hak sahipleri ve savunma avukatları dışında izleyici avukatlar da dahil hiç kimsenin girişine, pandemi önlemleri gerekçe gösterilerek izin verilmedi. Duruşmayı izlemek üzere adliyede hazır bulunan Medya ve Hukuk Araştırmaları Derneği ve PressInArrest kurumları gözlemcileri de salona alınmadı.

Mahkeme heyeti başkanı, bir gazetecinin duruşmayı kapının açık tutulması suretiyle izleyicilerin içeride olup bitenleri kapının dışından gözlenmesine imkan sağlanması, talebini reddetti.

Eren Keskin ve İnan Kızılkaya ile yargılanan Kemal Sancılı ve Bilir Kaya’yı temsilen beş savunma avukatı duruşmada hazır bulundu.

Yargılamaların Birleştirilmesi Talebi Arka Plan Bilgisi

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde “terör örgütü propagandası yapmak” ve “suç işlemeye tahrik” suçlamalarıyla yargılanan Sınır Tanımayan Gazeteciler Türkiye temsilcisi Erol Önderoğlu, Türkiye İnsan Hakları Vakfı Başkanı Prof. Şebnem Korur Fincancı ve gazeteci Ahmet Nesin’in 17 Temmuz 2019’da görülen 11. duruşmada tüm suçlamalardan beraat etmişti. Alt derece mahkemesinin bu kararını, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi, 3. Ceza Dairesi beraat kararını, Sorumlu Yazı İşleri Müdürü İnan Kızılkaya hakkındaki davalar ile “gerektiğinde birleştirilerek delillerin birlikte değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu gözetilmeden eksik inceleme ve yazılı gerekçe ile karar verilmesi” gerekçesiyle 20 Kasım 2020’de oy birliğiyle bozdu.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi 3 Şubat 2020’de yapılan yeniden yargılama duruşmasında, İnan Kızılkaya’nın İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanıyor olması nedeniyle iki mahkemedeki yargılamaların birleştirilmesi için 23. Ağır Ceza Mahkemesinden izin (muvafakat) istenmesine karar verdi.

Yargılama

23. Ağır Ceza Mahkemesi, 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin birleştirme talebini hakkındaki kararı duruşma tutanağına şöyle geçti:

“İş bu dosyanın karar aşamasına geldiği ve “sanıklara son sözleri için süre verildiği ve sanıklara son sözleri için süre verildiği anlaşıldığından dosyaların birleştirilmesine muvafakat verilmediği anlaşıldı.”

Yargılamada hazır bulunan hak sahipleri Eren Keskin ve İnan Kızılkaya’nın sözleri SEGBİS’le kayıt altına alındı.

Karar

İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi;

  1. İnan Kızılkaya’nın
    • “Silahlı terör örgütü üyeliği” suçlamasından 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmasına
    • Yurt dışı çıkış yasağına yönelik adli kontrol talebinin devamına
    •  Birleşen iddianamelerde “silahlı terör örgütü propagandası yapmak”, “suç işlemeye alenen teşvik etmek”, suçu ve suçluyu övmek, halkın bir kısmını diğer kısmına karşı silahlandırarak birbirini öldürmeye tahrik etmek, terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstermek, terör örgütlerinin yayınlarını basmak ve yayımlamak suçlarından cezalandırılması talebi ile” açılan kamu davaları bir bütün halinde değerlendirildiğinde; “sanıkların eylemleri ile atılı suçların silahlı terör örgütüne yardım suçu içerisinde eridiği ve bu eylemler ile örgüte yardım suçunun sübut bulduğu dikkate alınarak” Kızılkaya hakkında bu suçlar bakımından karar verilmesine yer olmadığına,
    • Dijital imajları alından materyallerin iadesine,
  2. Eren Keskin’in
    • “Silahlı terör örgütü üyeliği” suçlamasından 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmasına,
    • Dijital imajları alından materyallerinin iadesine,
    • Hakkındaki “terör örgütü propogandası yapmak”, suç işlemeye alenen teşvik etme, suçu ve suçluyu övmek suçlamalarından” terör propagandası suçlamasının “silahlı terör örgütü üyeliği” suçu içerisinde eridiği ve bu eylemler ile örgüt üyeliği suçunun sübut bulduğu dikkate alınarak” Keskin hakkındaki bu suçlar bakımından karar verilmesine gerek olmadığı,
    • Yurt dışı çıkış yasağına yönelik adli kontrol talebin devamına
  3. Kemal Sancılı’nın
    • “Silahlı terör örgütü üyeliği” suçlamasından 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmasına,
    • Hakkındaki “terör örgütü propagandası yapmak” suçlamasının “silahlı terör örgütü üyeliği” suçu içerisinde eridiği ve bu eylemler ile örgüt üyeliği suçunun sübut bulduğu dikkate alınarak” Keskin hakkındaki bu suçlar bakımından karar verilmesine gerek olmadığına,
    • Dijital imajları alından materyallerinin iadesine,
  4. Bilir Kaya’nın
    • “Silahlı terör örgütü propagandası yapmak” suçlamasından, alt sınırdan 4 ay uzaklaşılarak, “kullanılan araçlar, suçun işlendiği zaman ve yer, suçun konusunun önem ve değeri, meydana gelen zararın ağırlığı, sanığın kastının ağırlığı, sanığın güttüğü amaç ve saik” gerekçesiyle alt sınırdan 4 ay uzaklaşılarak 1 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırılmasına
      • Suçun basın yoluyla işlenmiş olması nedeniyle 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu Md. 7/2 2. cümle uyarınca cezanın yarı oranda artırılmasına,
        • “Suç zincirleme şekilde işlendiği” için 5237 sayılı kanunun 43. Md uyarınca cezanın ¼ oranında artırılmasına,
          • “Duruşmadaki davranışları lehine takdiri indirim sebebi kabul edilerek” TCK Md. 62 uyarınca “takdiri indirim” uygulanarak neticede 2 yıl 1 ay hapis cezasına çarptırılmasına,
    • “Silahlı terör örgütü üyeliği” suçlamasından “atılı suçu işlediği sabit olmadığından” beraatine,
  5. Yargılanan dört hak sahibinin “devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak” suçundan ayrı ayrı beraatlerine.

karar verdi.