• Dava Gözlem

Müyesser Yıldız ve İsmail Dükel Davası

ODA TV Ankara Haber Müdürü Müyesser Yıldız, Türkiye’nin sınır ötesi operasyonları hakkında yazılar yazdı, bu kapsamda muhtelif askeri kaynaklarla irtibat kurdu, fikri takip yaptı. Yıldız haber kaynaklarıyla gerçekleştirdiği görüşmeler ve yayımladığı haberler nedeniyle gözaltına alındı, tutuklandı.

Arka Plan Bilgisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) 8 Ekim 2019 tarihli birleşiminde Irak ve Suriye’ye asker gönderilmesi amacıyla hazırlanan tezkereyi onayladı. TBMM’nin 2 Ocak 2020 tarihli birleşiminde ‘Libya’ya asker gönderme tezkeresi’, oy kullanan 521 parlamento mensubunun 332’sinin oyuyla kabul edildi.

ODA TV Ankara Haber Müdürü Müyesser Yıldız, Türkiye’nin sınır ötesi operasyonları hakkında yazılar yazdı, bu kapsamda muhtelif askeri kaynaklarla irtibat kurdu, fikri takip yaptı.

Cumhuriyet Başsavcılığı’na 13 Kasım 2019’da yapılan bir ihbar sonucu “Siyasal ve Askeri Casusluk” kapsamında soruşturma başlatıldı. Müyesser Yıldız’ın irtibat kurduğu astsubay E.B.’nin ve eşinin telefonları Ankara 7.Sulh Ceza Hâkimliği’nin kararıyla 02.12.2019-02.02.2020 tarihleri arasında dinlendi. Gazeteciler Müyesser Yıldız ve İsmail Zeki Dükel’in telefonları Ankara 7.Sulh Ceza Hâkimliği’nin kararyıla 09.01.2020 - 09.03.2020 arasında dinlendi. Yıldız ve Dükel, 8 Haziran 2020 sabahı evlerine yapılan polis baskınıyla gözaltına alındılar. Dosya hakkında gizlilik kararı verildi. Henüz avukatların bile ulaşamadığı, hakkında gizlilik kararı bulunan dosya içerikleri bazı basın kuruluşlarında yer aldı.

Ankara 3. Sulh Ceza Hakimliği, gazeteci Müyesser Yıldız ve astsubay E.B. hakkında 11 Haziran 2020 tarihinde tutukluluk kararı verdi. Gazeteci İsmail Dükel adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

İDDİANAME

Deliller

E.B. hakkında yapılan ihbar, iletişim tespit tutanakları, arama ve el konulma tutanakları, dijital inceleme ve kıymetlendirme raporları, Milli Savunma Bakanlığı’nın konu hakkındaki yazıları ve hak sahiplerinin savunmaları, iddianamede suçun maddi unsurları olarak sıralandı.

Astsubay E.B.

İddianamede E.B.’nin suç isnat edilen tarihte Kara Kuvvetleri Komutanlığı 1. Taktik Elektronik Harp Tugayı’nda Astsubay Kıdemli Başçavuş olarak görev yaptığı bilgisine yer verildi. E.B.’nin “TSK içerisinde katılmış olduğu toplantıların da genel manada konusunun sınır ötesi askeri harekâtlar olması” nedeniyle bilgilere daha kolay eriştiği, “Genelkurmay Başkanlığı içerisinde istihbarat birimlerinde veya bizzat harekâtta görev alanların dışında hiçbir Genelkurmay personelinin bilmemesi gereken bilgileri görevi ve bağlantılı olduğu personeller vasıtasıyla temin ettiği, bu bilgileri İsmail Zeki Dükel ve Müyesser Yıldız’a aktararak yayımlanmasını sağladığı” iddia edildi.

İddianameye göre, soruşturma kapsamında Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde ifade veren E.B. bilgileri gazeteciye, bilinçli olarak vermediğini söyledi. E.B. iddianameye yansıyan aynı ifadesinde, gazeteci Müyesser Yıldız’la 2015 yılında tanıştığını paylaştı. E.B. meslekte açığa alındığı döneme ilişkin, “Mahkemem için avukat aramak amacıyla Türkiye Emekli Subaylar Derneği’ne gittiğimde KUMPASDER adında bir dernek kurulduğunu öğrendim” dedi, Müyesser Yıldız ile burada tanıştığını belirtti. “Müyesser Yıldız, avukat tanıdıkları olduğunu, bana yardımcı olabileceğini söyledi, bu şekilde telefon numaralarını alarak görüşmeye başladık” dedi.

E.B. ifadesinde, gazeteci İsmail Dükel’e 2015’teki bir televizyon yayınında kullandığı ifadeleri nedeniyle ulaştığını, “kendisini doğru bilgilendirmek için ertesi gün Halk TV'ye görüşmeye gittiğini ve bu şekilde İsmail Zeki DÜKEL ile tanıştığını, İsmail Zeki DÜKEL'e herhangi bir şekilde fiziki olarak bilgi ve belge göndermediğini, kendisinin de bu şekilde bir talepte bulunmadığını”  ifade etti.

Ayrıca; E.B.’nin “yaklaşık 10-12 yıldır Bipolar tedavisi gördüğü”, “yaklaşık 2,5 yıldır Lithuril isimli ilacı kullandığı, Kasımpaşa Asker Hastanesi'nde yaklaşık 10 yıl önce yatarak tedavi gördüğünü” söylediği; “Yüce Türk Adaletine sığındığı” ve “pişman olduğunu” belirttiği, ifade edildi.

Müyesser Yıldız

İddianamede, gazeteci Müyesser Yıldız’ın 10 Haziran 2020’de Ankara Emniyet Müdürlüğü, Terörle Mücadele Şubesi’nde ve 11 Haziran 2020’de savcılıkta verdiği ifadeleri şöyle yer aldı: “Yaklaşık 5-6 yıl önce E. B.’nin kendisini telefonla aradığını, telefonunu İsmail Zeki DÜKEL'den aldığını, FETÖ mağduru olduğunu ve kendisiyle görüşmek istediğini söylediğini, kendisiyle ilk kez bu şekilde irtibat kurduklarını, bunun üzerine Ankara'da Tunus Caddesi'nde bulunan Simit Dünyası'nda kendisi ile buluştuklarını, bunun ilk ve son buluşma olduğunu, daha sonra kendisi ile bir daha yüz yüze görüşmediğini ifade etti.

Müyesser Yıldız, kendisinin E.B.’yi aramadığını, aramaların E.B.’den geldiğini söyledi. İddianameye göre Müyesser Yıldız, “(E.B) Aradığında kendince bir şeyler anlattığını, anlattıklarının, açık kaynaklarda yer alan haberlere kendi yorumunu eklediği konular olduğunu, birkaç hususta anlattıklarının doğru olup olmadığını teyit etmek amacıyla kendisine bilgi/belge olup olmadığını, var ise gönderip gönderemeyeceğini sorduğunu, fakat kendisine hiçbir bilgi/belge göndermediğini, bu nedenle görüşme içeriklerinde kendisine söylediği hususlar ile ilgili olarak herhangi bir yazı yazmadığını, bu bilgileri başka kişi veya kuruluşlarla paylaşmadığını, ayrıca paylaşacak gizli bilgiler de olmadığını, internet ortamında, sosyal medyada konuşulan sıradan bilgiler olduğunu, bu süreçte E. B.'ı da az çok tanıdığı için aramalarında kendisini tekrardan aramamasını söylemediğini, genel de E.'ın kendisini aradığını, zaten bir gazeteci olarak kendisini arayan birisine "beni arama" diyemeyeceğini, konuşmaların bütünlüğü göz önüne alındığında tavrının genel olarak "hı, tamam, evet" şeklinde cevap vererek, kısa kesip konuşmayı sonlandırmak olduğunun anlaşılacağını” ifade etti.

Gazeteci Yıldız, tutuklu kaldığı süre boyunca cezaevinden yayımladığı bazı yazılarda kendisine uygulanan soruşturma ve yargı süreçlerine değindi. Yıldız, el konulan telefonundaki bazı mesajlarına dayanılarak emniyet mensupları tarafından kendisine soruşturma konusuyla alakasız bazı soruların yöneltildiğini söyledi.

Yıldız, 26 Haziran 2020’de ODA TV’de yayımlanan yazısında, üç yazısı nedeniyle tutuklandığını belirterek iddialara cevap verdi. E.B’den aldığı bilgilerle yayımlamakla suçlandığı yazılardan biri hakkında şu ifadeleri kullandı, “Libya'daki darbeci Hafter'in yanında görüldüğü bildirilen Türk generallerin kimler olabileceğini yazmıştım. İddianın sahibi, birlikte "casusluk" yaptığım öne sürülen Astsubay E.B. değil, Yunan To Vima Gazetesi idi.” Suçlandığı ikinci yazının “Libya'daki birliğimizin başına atanan korgeneralin kimliğine ilişkin” olduğunu belirten Yıldız “bir korgeneralin gönderileceğini bizzat Erdoğan açıklamıştı. Komutanımızı gizli saklı mı gönderdik ki adının bilinmesi devletin güvenliği açısından sakıncalı bulundu?” ifadelerini kullandı. E.B’den 30 Aralık’ta aldığı bilgilerle kaleme almakla suçlandığı yazının, 23 Şubat 2020 tarihli olduğunu hatırlatan Yıldız, şu ifadeleri kullandı, “Anlaşılan şu: İyimser ihtimalle telefonlarımın dinleme tarih aralığına denk gelen Libya ile ilgili yazılarımın sadece başlığına bakılıp dosyaya konulmuş. Aceleden içeriğine bile bakılmamış. Bakılsa beni "devletin güvenliğini tehlikeye atmak"la suçlarken gerçekte kimi suçladıklarını fark ederlerdi.”

İsmail Dükel

Gazeteci İsmail Dükel Ankara İl Emniyeti, Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'nde 10 Haziran 2020’de ve savcılıkta 11 Haziran 2020’de verdiği ifadede; astsubay E.B.’nin, hatırladığı kadarıyla 2015’te o zaman çalışmakta olduğu Halk TV’ye gelmesi üzerine tanıştığını, söyledi. Bu tarihten sonra herhangi bir yüz yüze görüşmelerinin olmadığını ifade etti.

Dükel E.B. ile telefon görüşmelerinin bir bütünlük içinde değerlendirildiğinde E.B’yi geçiştirmeye çalıştığını, “sadece dinleyerek "evet, hı" şeklinde cevaplar verdiğinin ortaya çıkacağını”, 40 yıldır gazetecilik mesleğiyle meşgul olduğunu ve hiçbir haberinin tekzip edilmediğini söyledi.

İstenen Cezalar

İddianamede; astsubay E.B., gazeteciler Müyesser Yıldız ve İsmail Dükel’ın “zincirleme olarak devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama" suçlamasıyla 6 yıl 3 aydan, 17 yıl 6 aya kadar hapis cezasıyla cezalandırılmaları talep ediliyor.

Ankara 26. Ağır Ceza Mahkemesi iddianameyi 28 Eylül 2020’de kabul etti.                                              

4. Duruşma

Gazeteciler Müyesser Yıldız, İsmail Dükel ve Astsubay E.B’nin “Devletin güvenliği bakımından gizli kalması gereken bilgileri açıklama" suçlamasıyla Ankara 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandıkları davanın dördüncü duruşması 8 Mart 2021’de görüldü. Duruşmada karar açıklandı.

Yargılanan gazeteciler OdaTV Ankara Haber Müdürü Müyesser Yıldız, İsmail Dükel ve Astsubay E.B. duruşmada dört avukatın nezaretinde hazır bulundu. Tutuklu yargılanan E.B.’ye yedi jandarma personeli eşlik etti.

İzleyiciler
Duruşmayı izlemek üzere yargılananların yakınları, bir milletvekili, gazeteciler ve aralarında Kumpas Mağdurları Dayanışma Derneği (KumpasDer) Başkanı, Türkiye Emekli Subaylar Derneği’nin (TESUD) bulunduğu sivil toplum kuruluşu temsilcilerinden oluşan en az 27 kişi duruşma öncesi koridorda hazır bulundu. Ankara Adliyesi’nin büyük salonlarından birinde yapılan yargılamayı içeri girmek isteyen tüm izleyiciler izleyebildiler.

KumpasDer Genel Başkanı Ahmet Tatar, TESUD Genel Başkan Yardımcısı Hüsnü Şimşek, Eski Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Başkanı Ercan İpekçi, CHP Milletvekili Utku Çakırözer ve sanık yakınları da bulundu.

Yargılama
Yargılananlar, avukatları ve izleyiciler 09.42’de duruşma salonuna alındı. İki üye ve bir başkandan oluşan mahkeme heyeti 09.44’te salona geldi. Duruşma 15 dakika gecikmeyle 09.45’te başladı.

Duruşmada söz verilen iddia makamı savcısı önceki mütalaayı tekrarladıklarını söyledi.

Mütalaaya Karşı Beyanlar
Astsubay E.B.’nin Savunması
Mahkeme heyeti, mütalaaya karşı beyanda bulunmak üzere E.B’yi kürsüye davet etti.

Mahkeme heyetinin yazılı savunmasına dikkate almadığını ve yok sayıldığını ileri süren Astsubay E.B. mütalaanın taraflı bulduğunu ve suçlamaları kabul etmediğini söyledi. Mahkemenin iddianameyi kabul etmesi üzerine düzenlenen tensip tutanağında mahkemenin iddianamede bahsedilen belgelere erişilip erişilemeyeceğini Milli Savunma Bakanlığı’na (MSB) yazı yazarak sorduğunu, MSB’nin bu belgelere erişimin mümkün olmayacağını belirttiğini ifade etti.

E.B. Türk Silahlı Kuvvetleri’nde (TSK) “herkesin her konuyu bilemeyeceğini” vurguladıktan sonra, kendi taburunun İstanbul’da bulunduğunu ve Ankara’ya bağlı olarak hizmet ettiğini, kendisine malzemeler hakkında bilgi verildiğini ancak bilgilerin ne maksatla kullanılacağının bildirilmediğini söyledi.

İdlib ve Afrin’de Zeytindalı Operasyonları’nda yer aldığına dikkat çeken E.B. operasyonlar hakkında eleştirileri “o zaman” da yaptıklarını söyledi. E.B, kendi taburlarındaki tank sevkiyatlarının fotoğraf ve haritalar nezaretinde basına verildiğini, kimsenin bu konuda bir işlem yapmadığını belirtti.

İddianamedeki suçlamalara ilişkin, “İddia makamının iddia ettiği gibi ruhunu şeytana satan biri olsaydım belgeleri açıp okurdum. Okumadım” dedi.  “Hakkı ve hukuku gözeten bir karar çıkacağını” umduğunu söyledi.

E.B’den sonra söz alan avukatı Sahir Yılmaz, 13 Haziran’dan beri tutuklu olduğunu ifade ettiği müvekkiline TCK 329 gereğince tutuklama tedbiri uygulandığını ancak “gizli kalması gereken bilgilerin temini çabasının” müvekkilini ilgilendirmediğine vurgu yaptı. Mütalaayı kabul etmediklerini söyleyen E.B’nin avukatı, medya ombudsmanı Faruk Bildirici’nin mahkemeye sunduğu raporda, sanıkların lehine hususları bildirdiğini söyledi.

Temin edildiği ileri sürülen bilgilerin neler olduğunun tespiti için sadece kamu kuruluşlarından alınan bilgilerin yeterli olmayacağını ileri süren avukat Yılmaz, suçun işlenip işlenmediğinin ceza hukukun özüne uygun şekilde tespit edilmesinin gerekli olduğunu söyledi. Kamu kuruluşlarının kendi usullerine göre değişik bilgilere “gizlilik derecesi verme usulü” olduğunu ancak bu usullere göre gizli olarak sınıflandırılan bilgilerin illa ki kanunda tanımlanan ve çaba gösterilerek işlenebilen “gizli kalması gereken bilgilerin temini” suçunu işlemiş olmaya delil teşkil edemeyeceğini ifade etti.

Suçlamadaki “temin” fiilinin “gizli kalması gereken bilgilerin elde edilmesi için çaba göstermeyi ifade ettiğini”; bu nedenle, gizli kalması gereken bilgilerin ne olduğunun tespit edilmesi gerektiğini ifade etti.

Avukat Yılmaz, yargılama dosyasına giren bazı hususların açık kaynak raporlarına girerek zaten aleniyet kazanmış olduğu vurguladı.

“Dosyada mevcut telefon kayıtları dinlendiğinde disiplin açısından belki, -o da belki- disiplin kusuru sayılabilecek unsurlar olabilir ancak ceza yargılaması açısından suç yok.”

Avukat Yılmaz, müvekkilini ihbar eden mektubu gönderen kişinin gerçek kimliğinin yapılan araştırmalara rağmen tespit edilemediğine ve dosyaya sunulan istihbari nitelikte bilgilerin hukuki delil niteliğinde kullanılamayacağına dikkat çekti.

“İstihbari bilgiler doğru kabul edilerek soruşturmaya devam edildi.”

“Casusluk suçlaması nedeniyle soruşturmanın MİT tarafından hazırlanmış olması gerekir.”

Müvekkilinin beraatini talep eden avukat Yılmaz, ceza verilmesi halinde ceza kesinleşene kadar müvekkilinin serbest kalabilmesi için tahliyesini talep etti.

Müyesser Yıldız’ın Savunması
Sanık kürsüsüne gelen gazeteci Müyesser Yıldız sözlerine dört gün önce gerçekleşen helikopter kazasında hayatını kaybeden askerleri anarak ve 8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle yargı mensuplarının kadınlar gününü kutlayarak başladı:

Öncelikle tüm şehitlere rahmet diliyorum. Hakime hanım ve katibe hanım nezdinde tüm emekçi kadınların kadınlar gününü kutluyorum.”

Tam 10 yıl önce bu tarihlerde, “FETÖ” tarafından kurgulanan OdaTV kumpasından tutuklandım. İfademi, şimdi firari olan sözde savcı Zekeriya Öz aldı. 13 kişiydik. Benim “İftiraname” olarak nitelendirdiğim iddianame ise toplam 140-150 sayfaydı. Tamamen haberlerimiz, köşe yazıları, röportajlar, kitap tanıtımı ve gerek kendi aramızda gerekse de haber kaynaklarımızla yaptığımız telefon konuşmalarımızın derlemesiydi. Sözde ‘Ergenekon terör örgütünün medya ayağı’ olmakla suçlandık. İlk duruşmada o iftiranameyi elime alıp, bugün “FETÖ üyeliği, görevi kötüye kullanma, delil karartma, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma” suçlamasıyla tutuklanıp yargılanan, bazıları firari heyete şunu söyledim:

‘Bu gördüğünüz iftiranamenin sadece en başında yazan T.C. ibaresi doğru. Altındaki savcının adı ve imzasının bile doğru olduğuna inanmıyorum.’

İftiranamenin altında yine firari olan sözde savcı Cihan Kansız’ın adı ve imzası vardı. Ben 15.5 ay yattım. Diğer arkadaşlar da 1 ilâ 2.5 yıl Silivri’de kaldı. Sonuçta hepimiz beraat ettik. Bunları anlatmamın sebebine gelince… Bu davada kaç kişiyiz; Üç. Benim “İntikamname” olarak nitelendirdiğim iddianame kaç sayfa; 180. Dosyada ne var; yine haberler ve telefon tapeleri. Demek ki, 10 yılda, yani “FETÖ” döneminden bugüne, hiçbir şey değişmemiş.

Değişmeyen sadece bunlar değil. Biliyorsunuz, en başta “askeri casusluk” suçlamasıyla gözaltına alındık. “Askeri casusluk” olduğuna göre, işe MİT’in bakmış olması gerekirdi. Nitekim, dosyadaki gizlilik kararı kalkınca böyle olduğunu gördük. Dosyada, MİT’in sadece benim için tanzim ettiği bir kağıt parçası vardı. Bu kağıt parçasının en önemli özelliği, Erdal Baran’la görüşmelerimizin resmi olarak dinlendiği tarihlere ait olan tapelerde geçmeyen konulardan söz edilmesiydi. Bunun açık ve net anlamı ise benim telefonumun çok önceden, illegal bir şekilde dinlendiğiydi.”

Gazeteci Müyesser Yıldız, geçtiğimiz günlerde MİT’in 2020 faaliyet raporunda teşkilat başkanının önsözdeki ifadelerini alıntıladı. Başkanın ifadelerinde MİT’in 2020 yılı içerisinde kanunun verdiği yetki ve sorumluluk dahilinde “istihbarata karşı koyma alanında ülkemizi hedef alan casusluk faaliyetlerini deşifre etmiş, teknik istihbaratı çalışmalarının ana bileşeni hâline getirmiştir” ifadelerinin kullanıldığına dikkat çekti.

“Bu sözlerin davamızla ilgisi ne mi? Başlangıcı ‘askeri casusluk’ iddiasıyken, üçüncü gün suçun nevi değiştirildi ya; eğer MİT diğer casusluk faaliyetlerini de böyle ‘deşifre’ etti ve ediyorsa, yandık demektir! Vurgulamak istediğim şu ki, işte bu ‘İntikamname’nin ilk savcısı da Sayın Veysel Kaçmaz değil, MİT’tir.”

Müyesser Yıldız, mahkemenin Milli Savunma Bakanlığı ile yazışmalarınızda mahkemeye cevap veren kurumun Hukuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü olduğunu; bu birimin Bakan Yardımcısı eski AKP Milletvekili Ş.A. olduğunu söyledi. Geçen celsede, tüm dosyanın Milli Savunma Bakanlığı’ndaki diğer Bakan Yardımcısı Y.K. olduğunu söylediğini hatırlattı. Bu kişinin mevcut Cumhurbaşkanı’nın başbakanlığı döneminde özel kalem müdür yardımcısı olduğunu; daha sonra, önce Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı müsteşar yardımcısı, ardından da Milli Savunma Bakanlığı müsteşar yardımcısı olduğunu söyledi.

Dosyanın bakanlığa tesliminin ardından kısa süre sonra, el konulmuş olan evraklarının, dijitallerinin ve HTS kayıtları kopyasının da Milli Savunma Bakanlığı’na yine elden teslim edildiğini, bu teslimatın Bakan Yardımcısı Y.K.’ya bağlı Personel Genel Müdürü’ne yapıldığını söyledi. Bu genel müdürün Eylül 2018’de bu göreve getirildiğinde, bu kişi hakkında bazı medya organlarında “Sakıncalı atama” başlığının kullanıldığını, iddialara göre, “adı MİT ve Emniyet’in geçmiş yıllarda devlete bildirdiği ‘Sakıncalı isimler listesinde’ yer aldığını”, daha önce başında olduğu Başbakanlık Güvenlik İşleri Müdürlüğü’nün bazı internet siteleri ve Twitter hesaplarına erişim engeli getirilmesinde oynadığı rolle tanındığını söyledi. Bunları anlatmasını şöyle açıkladı:

“Görüldüğü üzere bu dosyadaki diğer savcı da Milli Savunma Bakanlığı, yani doğrudan yürütme organıdır. Nitekim, İddia makamı da burada delillerin tamamı sanki çürütülmemiş gibi, sadece ve sadece MSB’den gelen afaki bilgilere itibar edip, mütalaasını verdi. Hep birlikte gördük; mutlaka, ama mutlaka cezalandırılmamız için büyük efor sarf etti. Keşke Cumhuriyet’in bir savcısı olarak şu çabanın yüzde birini, soruşturma sürecindeki bu garabetlere ve ne zamandan beri illegal dinlendiğim konularına yönelik olarak da gösterseydi!.”

Müyesser Yıldız, dosyanın ve dijitallerinin Milli Savunma Bakanlığı'na gönderilmesiyle, yargının kişisel bir husumete alet edildiğini ileri sürdü. Materyallerin gönderildiği kurum olan MSB’nin başındaki kişi ile davalı olduğunu, bu kişinin kendisi hakkında hem ceza davası hem de 250 bin liralık tazminat davası açtığını; açtığı ceza davasında, “gazetecilikten menedilmesinin” istendiğini ifade etti.

“Bana bu denli husumeti olan biri. Şimdi davayla ilgili ilgisiz, bana ait her şeyin, özellikle de HTS kayıtlarımın buraya gönderilmesiyle ne oldu? Benim kimlerle görüştüğümü, bir anlamda haber kaynaklarımı tespit etti. Sonuç? Bırakın haber kaynağını, en yakın dostlarım bile telefonumu açamaz hale geldi. Yani açtığı ceza davasında alamadığı sonucu bu dava sayesinde aldı, beni fiilen mesleğimi yapamaz hale getirdi. En acısı ne biliyor musunuz; yargının böylesi bir kişisel hınca, husumete ve hukuksuzluğa alet edilmesi.

Bitmedi. HTS kayıtlarım İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'nda halka arz edilir gibi, başkalarına da arz edildi. Yine davalık olduğum bir bakan, kendi ağzıyla kimlerle görüştüğümü bildiğini itiraf etti. ‘Devlet gömleği giymiş pespayelerle iş tuttuğumu’ söyledi. Gayet rahat bir şekilde, bu sözlerden kastettiği kişinin E*** B*** olmadığını da ekledi.”

Müyesser Yıldız, kamuoyunda Genelkurmay Çatı Davası olarak bilinen dava dosyasına gönderilen 2014-2015 yıllarına ait Yüksek Askeri Şura (YAŞ) dosyalarına değindi. Bu dosyalarda kamuoyunda Balyoz davası olarak bilinen davalarda yargılanıp beraat eden subayların bazıları hakkında “TSK karşıtı yazılar yazan Müyesser Yıldız'la görüştüğü...” ibarelerinin bulunduğunu söyledi.

“Dosyalara bu ifadeleri koyan, koydurabilen bazı yetkililerin halen görevde olduğunu hatırlattıktan sonra devam edeyim. O dönemde TSK karşıtı ne yazmış ve yapmışım? TSK'nın sahip çıkmadığı, Zekeriya Öz'lere teslim ettiği subaylara ve ailelerine sahip çıkmışım... Cezaevinde onları ziyaret etmişim... Onlar için düzenlenen eylemlere katılmışım... Bunları ve yaşanan hukuksuzlukları yazmışım... Bunlardan kim rahatsız olur? Sadece ve sadece bu kumpasları kuranlar, yani ABD/NATO'cular- “FETÖ'cüler”, değil mi? Peki bugün sözüm ona “FETÖ'cüler” temizlendikten sonra, şimdilerde bana karşı benzer husumeti devam ettirenler; şahsi hınç ve hesaplarını, beni TSK karşıtı göstermeye çalışarak kamufle edenler kimlerdir?

10 yıl önce TSK'nın şerefli subaylarına ve TSK'ya sahip çıktığım için, 10 yıl sonra da sözüm ona “TSK'dan gizli bilgi belge temin etme” suçlamasıyla tutuklanıp hapis yatmam, herhalde tesadüf olamaz.

Beni bilen bilir, tanıyan tanır. TSK'ya, sözüm ona beni TSK karşıtı olduğum için yargılatanlardan daha fazla sahip çıktım, çıkıyorum. Gözbebeğimiz, bu coğrafyadaki yegâne teminatımız Türk Ordusu aleyhinde tek satır yazmadım, yazmam, bana kimse de yazdıramaz.

Ha, Genelkurmay'ı yönetenleri eleştirdim, eleştiririm. 15 Temmuz'u sorguladım, sorgularım. Çünkü ben yeni Türkiye'de yaratılan gazetecilerden değilim; eski Türkiye'nin, yani Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti'nin gazetecisiyim. Yani gücün, güçlünün değil, milletimizin bekçi köpeğiyim. Böyle olmak, önce bir Türk kadını olarak atalarımıza, sonra bir anne olarak oğluma, nihayetinde bir aydın olarak büyük Milletimize karşı görevim ve borcumdur.

Neyle suçlanırsam suçlanayım, hangi cezaya çarptırılırsam çarptırılayım; böyle olmaya da devam edeceğim. Bir kez daha vurgulamak istiyorum. Bu dava, bir intikam davasıdır. Bu dava, bağımsız gazeteciliği ortadan kaldırıp, halkın bilgi ve fikir sahibi olmasını engelleme davasıdır. Ve dahi bu dava, bizzat Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın altı gün önce açıkladığı “İnsan Hakları Eylem Planı”nı her yönüyle boşa çıkaran bir davadır. Biliyorum; birtakım güç ve güçlüler tarafından ‘diken’ sayılıyoruz... Biliyorum; artık adalet tanrıçası Themis'in yerini başka tanrılar aldı...

Yine de bağımsız ve tarafsız Türk hakimlerin var olduğuna inanıyor; bu inançla, Türk Milleti adına görev yapan Heyetinizin, yargının böylesi bir intikam davasına daha fazla alet edilmesine izin vermeyeceği umut ve dileğiyle teşekkürlerimi sunuyorum.”

Yıldız’ın savunmasını tamamlamasının ardından avukatı Naci Uğur savunma yaptı. Müyesser Yıldız’ın telefon görüşmesiyle gizli bilgileri aldığı iddia edilen E.B.’ın gizli belgelere ulaşma izninin olmadığına dikkat çekti.

“Ergün Baran birliğine gelmeyen ve gelse dahi erişim yapmadığı kesin olarak ortaya konan gizli ya da yasak bilgileri nasıl verebilir ki? Kendi erişmediği kesin olduğuna göre meslektaşlarından ya da başkalarından aldığında da bilginin gizli ya da yasak olması vasfı ortadan kalkar. Çünkü bilmesi gereken prensibi bozulmuştur. Son günlerde sıkça söylendiği gibi ifşanın ifşası olmadığı gibi teminin de temini olmaz.”

“İddianamede ve EHM’da gizli ya da yasak bilgilerin ifaş edildiği ileri sürülen müvekkile ait haberler hala yayında ve erişime açık. Eğer bu haberler gizli ya da yasak bilgileri açıklıyor ise neden aylardır, hatta soruşturmanın açıldığından beri bir yılı aşkın bir süredir erişim engellenmedi? Ne CBS ne de MSB zaten erişimin engellenmesi yoluna da gitmeyerek, ifşanın olmadığını ortaya koymuşlardır. Çünkü devam eden bir suça muttali olduklarında müdahale etmeleri gerekirdi.

Tapelerde açıkça görüldüğü gibi, Erdal Baran genelde meslektaşı olan başka kişilerle de sanıklar Müyesser Yıldız ve İsmail Dükel ile konuştuğu bilgileri konuşmaktadır. Fakat tapelerde açıkça kim oldukları ve nerede çalıştıkları belli olan, pek çoğu görevdeki asker olan bu kişiler hakkında Savcılığın da dosyanın tamamını inceleyen MSB’nın da hiçbir işlem yapmaması manidardır. Bu çok açıkça iddia makamı ve MSB’nin ilgi alanına sadece Erdal Baran’ın gazeteci olan huzurdaki sanıklarla olan konuşmalarının girdiğini göstermektedir.”

Avukat Uğur yasal unsurlarının oluşmadığını ifade ettiği atılı suçlardan müvekkilinin beraatine karar verilmesini talep etti.

Daha sonra söz alan Müyesser Yıldız’ın avukatı Erhan Tokatlı, mahkeme huzurunda yapılan yargılamanın bir ceza davası yargılaması olmadığını, siyasi bir dava olduğunu, bir siyasetçi davası olduğunu; müvekkili değil bağımsız ve tarafsız gazetecilik ve anayasal teminat altına alınan haber alma özgürlüğünün olduğunu görüşünü taşıdıklarını ifade etti.

Yargılama konusu yapılan fiillerin devlet sırrının veya yasaklanmış bilginin temini ve ifşası olmadığını Türk Ceza Kanunu’nun ilgili maddeleri bağlamında düşündüklerini ifade etti:

“Ek sorgu, savunması yapılan en son suçlara göre; TCK’nın 334 ve 336 maddeleri, “yetkili makamların, kanun ve düzenleyici işlemlere göre açıklanmasını yasakladığı ve niteliği bakımından gizli kalması gereken bilgi ve belgeler”den bahsetmektedir. Burada adı geçen sırlar, özünde devlet sırrı olmayan ancak, devlet menfaatleri için gizli tutulması gereken, bu nedenle yetkili makamların kanun veya düzenleyici işlemlerle açıklanmasını yasakladığı bilgi veya belgelerdir.

Fakat somut yargılama konusunda ve dosya kapsamında, sanıklar arasında yapılan konuşma içeriklerine dair idarece hiçbir yasaklama mevcut değildir. O halde; yasaklama olmadığına göre, yani özünde devlet sırrı olmayan veya yetkili makamların açıklanmasını yasaklamadığı devlet güvenliğini ilgilendirmeyen ancak devletin idaresine ilişkin olan, kamu idaresinin menfaatlerini korumak, güvenilirliğini ve düzenli işleyişini sağlamak için 5237 sayılı TCK’da ikinci kitap, dördüncü kısımda, “kamu idaresinin güvenirliğine ve işleyişine karşı suçlar” başlıklı birinci bölümü altında, 258. madde ile “Göreve ilişkin sırrın açıklanması” suçuna gitmemiz gerekecektir. Bu suç da mahiyeti itibarıyla özgü suçtur, failin kamu görevlisi olması yasal zorunluluktur. Müvekkil kamu görevlisi olmadığından yine huzurdaki hukuki meseleye uyumlu değildir.

Ayrıca; biz huzurdaki davanın alelade bir dava olmadığı kanaatindeyiz.  Bizce bu dava siyasi dava değil, siyasetçi davasıdır. Bizlerin an itibarıyla yaptıklarımız, yapamadıklarımız; söylediklerimiz, söyleyemediklerimiz; doğrularımız, yanlışlarımızla tarihe şerh düştüğümüzü düşünüyorum.”

Avukat Tokatlı, müvekkilinin sadece bugün için değil beş veya 10 yıl sonra da mahkeme heyetinin arkasında durabileceği adil ve tarafsız bir karar verilmesini ümit ettiğini söyledi. Müvekkilin beraatını etti.

İsmail Dükel’in Savunması
Mütalaaya karşı beyanda bulunmak üzere kürsüye gelen yargılanan son kişi gazeteci İsmail Dükel, yargılama konusu bilgiler ışığında değil gazetecilik faaliyeti gazetecilik faaliyeti bile yapmadığını ifade etti.

“Biz gazeteciyiz, görüşür dinleriz. Halk için, sizler için buradayız, Sayın heyet. Doğruları söylediğimiz, eleştirdiğimiz için bu siyasi davada karşınızdayız. Biz kamu adına görev yapıyoruz, bizden casus ve vatan haini çıkmaz.”

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) izinleri
Mahkeme heyeti başkanı yargılanan kişilere “ceza istenen maddelerin bazıları nedeniyle” iki yılın altında hapis cezası almaları durumunda, haklarında HAGB uygulanmasına izinleri olup olmadığını sordu. Bunun ne anlama geldiğini bilmiyor olmaları halinde avukatlarından kısa süre içinde bilgi alabileceklerini söyledi.

E.B, HAGB uygulamasına izin verirken, gazeteciler Müyesser Yıldız ve İsmail Dükel haklarındaki, HAGB uygulanmasını reddetti.

Karar Öncesi Son Sözler
Mahkeme heyeti son söz için yargılanan kişileri kürsüye davet etti.

Astsubay E.B. beraatini ve tahliyesini talep etti.

Müyesser Yıldız, “Son söz kalmadı, söylenecek her şey söylendi. Biz kadınlar öldürülsek de tutuklansak da Türkiye kadınların gücüyle aydınlığa çıkacak” dedi.

İsmail Dükel beraatine talep etti.

Mahkeme heyeti karar öncesi saat 12.00’ye kadar 35 dakika ara verdi.

Karar
Ankara 26. Ağır Ceza Mahkemesi;

  1. Astsubay E.B hakkında
    1. TCK 327’den (“Devletin Güvenliğine İlişkin Bilgileri Temin Etme” suçu) cezalandırılması istemiyle açılan davada eylemlerinin TCK 334’te tanımlanan (“yetkili makamların kanun ve düzenleyici işlemlere göre açıklanmasını yasakladığı ve niteliği bakımından gizli kalması gereken bilgileri temin etme”) suçu kapsamında kaldığı, “aynı eylemin birden fazla kez gerçekleştirilmesi nedeniyle” alt sınırdan uzaklaşılarak cezalandırılmasına, cezanın 1/2 oranında arttırılmasına ve 1/6 indirim uygulanarak 2 yıl 6 ay hapis cezasına,
    2. TCK 329’dan (“Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri açıklamak” suçu) cezalandırılması istemiyle açılan davada eylemlerinin TCK 334’te tanımlanan (“Yetkili makamların kanun ve düzenleyici işlemlere göre açıklanmasını yasakladığı ve niteliği bakımından gizli kalması gereken bilgileri temin etme” suçu) kapsamında kalması nedeniyle 4 yıl hapis cezasıyla çarptırılmasına; aynı eylemin değişik zamanlarda gerçekleştirilmesi nedeniyle cezanın 1/2 oranında arttırılmasına, 1/6 indirim uygulanarak 5 yıl hapis cezasına,
    3. Tahliye edilmesine,
  2. Gazeteci Müyesser Yıldız hakkında
    1. TCK 327’den (“Devletin Güvenliğine İlişkin Bilgileri Temin Etme” suçu) cezalandırılması istemiyle açılan davada eylemlerinin TCK 334’te tanımlanan (“yetkili makamların kanun ve düzenleyici işlemlere göre açıklanmasını yasakladığı ve niteliği bakımından gizli kalması gereken bilgileri temin etme”) suçu kapsamında kaldığı, “aynı eylemin birden fazla kez gerçekleştirilmesi nedeniyle” alt sınırdan bir yıl hapis cezasına, aynı eylemin değişik zamanlarda gerçekleştirilmesi nedeniyle cezanın 1/3 oranında arttırılmasına ve 1/6 indirim uygulanarak 1 yıl 1 ay 10 gün hapis cezasına
      1. Cezanın TCK 51 uyarınca ertelenmesine ve Yıldız’a kanun gereği denetim uygulanmasına
    2. TCK 329’dan (“Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri açıklamak” suçu) cezalandırılması istemiyle açılan davada eylemlerinin TCK 336’da tanımlanan (“Yetkili makamların kanun ve düzenleyici işlemlere göre açıklanmasını yasakladığı ve niteliği bakımından gizli kalması gereken bilgileri temin etme” suçu) kapsamında kalması nedeniyle alt sınırdan 3 yıl hapis cezasıyla çarptırılmasına, 1/6 indirim uygulanarak 2 yıl 6 ay hapis cezasına,
  3. İsmail Dükel hakkında
    1. TCK 327’den (“Devletin Güvenliğine İlişkin Bilgileri Temin Etme” suçu) beraatine,
    2. TCK 329’dan (“Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri açıklamak” suçu) cezalandırılması istemiyle açılan davada eylemlerinin TCK 334’te tanımlanan (“Yetkili makamların kanun ve düzenleyici işlemlere göre açıklanmasını yasakladığı ve niteliği bakımından gizli kalması gereken bilgileri temin etme” suçu) kapsamında kalması nedeniyle alt sınırdan 1 yıl hapis cezasıyla çarptırılmasına; aynı eylemin değişik zamanlarda gerçekleştirilmesi nedeniyle cezanın 1/5 oranında arttırılmasına ve indirim uygulanarak 1 yıl 15 gün hapis cezasına
      1. Cezanın ertelenerek Dükel’e denetim uygulanmasına
  4. Müyesser Yıldız ve E.B’ye yurtdışına çıkış yasağı uygulanmasına
  5. Dükel hakkındaki yurtdışına çıkış yasağı tedbirinin kaldırılmasına

karar verdi.