• Dava Gözlem

Osman Kavala Davası

Sivil toplum çalışmaları ile tanınan Osman Kavala, Gezi Protestoları ile ilgili yargılanırken hakkında yürütülen diğer bir soruşturmada muhtelif tutuklama ve tahliye kararları verildi. Osman Kavala, Gezi Parkı protestolarıyla ilgili davada beraat ettiği gün bu soruşturma kapsamında gözaltına alındı ve ardından tekrar tutuklandı.

Arka Plan Bilgisi

Osman  Kavala'nın Gezi Parkı protestoları ile ilgili yargılandığı davadan beraat etmesinin ardından, daha önce re'sen tahliye edildiği soruşturma dosyası kapsamında gözaltına alındı ve ardından tutuklanarak tekrar Silivri cezaevine gönderildi. “Anayasal Düzeni Ortadan Kaldırmaya Teşebbüs” ve “Devletin Gizli Kalması Gereken Bilgilerini Casusluk Amacıyla Temin Etme” suçlamalarının yöneltildiği iddianame 28 Eylül 2020'de tamamlandı. İstanbul 36. Ağır Ceza Mahkemesi, 8 Ekim 2020'de iddianameyi kabul etti.

Davanın ilk duruşması 18 Aralık 2020 saat 13:30'da Çağlayan'da İstanbul Adalet Sarayında görüldü.

 

1. Duruşma

Sivil toplum ve sanat faaliyetlerinde bulunan iş insanı Osman Kavala’nin İstanbul 36. Ağır Ceza Mahkemesi’nde “Anayasal Düzeni Ortadan Kaldırmaya Teşebbüs” ve “Devletin Gizli Kalması Gereken Bilgilerini Casusluk Amacıyla Temin Etme” suçlamalarıyla yargılandığı davanın ilk duruşması 18 Aralık 2020’de İstanbul 36. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Koridorda duruşmayı izleyebilmek üzere bekleyenlere pandemi önlemleri gerekçe gösterilerek sadece 10 kişinin salona alınacağı söylense de gözlemciler ve gazeteciler salonda sandalyeler arasında, yığılarak duruşmayı izlediler.

Duruşmada Almanya, Polonya, Hollanda, İsviçre Başkonsolosları, ABD, Danimarka, Norveç, İsveç misyonlarından farklı düzeylerde diplomatik temsilciler, siyasi parti milletvekilleri ve çeşitli sivil toplum kuruluşu temsilcileri izleyici olarak hazır bulundu.

Salonda üç avukatla temsil edilen Osman Kavala, duruşmaya Silivri Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan SEGBİS, görüntülü ve sesli görüşme sistemiyle katıldı. Mahkeme Heyeti Başkanı, Kavala ve Barkey hakkında dosyadaki suçlamaları okuduktan sonra sözü Kavala’ya verdi.

Osman Kavala’nın Savunması

Kavala sözlerine, iddianamedeki suçlamaların hiçbirinin olgusal temele, delile, somut bir eylemin incelenmesine dayanmadığını ifade ederek başladı. Suçlamaların dünya görüşü, etik değerleri ve sorumlu olduğu sivil toplum kuruluşlarının yürüttüğü faaliyet ve amaçlarına taban tabana zıt olduğunu kaydeden Osman Kavala, “Somut delillerin yokluğunda çeşitli iddiaları birbirlerinin gerekçesi haline getirerek ve suçlamalar iç içe geçirilerek, suçlu olduğuma dair algı yaratılmaya çalışılıyor” dedi.

“İddianamede üzerime atılı olan ve tutukluluğumun devam etmesine yol açan siyasi ve askeri casusluk suçunun izahının kolay olmadığı fark edilmiş olacak ki iddianamenin başlangıcında bu suçun nasıl oluştuğunun anlaşılması için Gezi Parkı olaylarında yaşananların anlatılmasına ihtiyaç duyulduğu ifade edilmiş ve aynı iddia makamının imzasını taşıyan gezi iddianamesinden alınan bölümler nesnel gerçeklik gibi kullanılmış. Ben de beraat ile sonuçlanan Gezi Davası iddianamesinde kullanılan yöntemin bu iddianamedeki suçlamaların nasıl kurgulandıklarının anlaşılmasına ışık tutacağına inanıyorum.

Gezi iddianamesi; Gezi Olayları’nın hükümeti devirmeye yönelik kalkışma olarak George Soros tarafından planlandığı, gezi eylemlerinin bu plan uyarınca Soros tarafından finanse edildiği; benim de bu planlama sürecine katıldığım, Soros kaynaklı finansmanı gezi olaylarına aktardığım, talimatlarım altında çalışan yarım düzüne insandan oluşan gizli bir yapı ile sivil toplum kuruluşlarını yönlendirerek gezi olaylarını organize ettiğim ve yönettiğim şeklinde fantastik bir kurgu içermektedir. Benim illegal yapılara ve silahlı terör örgütlerinde eylemde bulunmaları için ortam hazırladığım, dış ülkelerin baskısı ile hükümeti istifaya zorlama gayreti güttüğüm, bunun gerçekleşmemesi haline ise iç savaş senaryolarına uygun bir ortam hazırladığım dahi iddia edilmiştir. Benim gezi olaylarını önceden bildiğime, hükümeti devirme amacı güttüğüme, herhangi birisine eylem talimatı verdiğime, örgüt ilişkisi içinde olduğuma, şiddet olayını desteklediğime dair hiçbir delil, bulgu, işaret, olmaksızın bu suçlamalar yapılabilmiştir. İddianamede de yer alan MASAK raporunda gezi olaylarına aktarılmış herhangi bir maddi kaynak olmadığı ortaya konmasına rağmen Gezi olaylarını finanse ettiğim iddiasında ısrar edilmiştir.”

Kavala, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 10 Aralık 2019 tarihinde verdiği kararında, iddianamede anlatılan olgular ve bulguların nesnel değerlendirilmediğine, iddia edilen suçların işlendiğine dair makul şüphe oluşturmak için yeterli olmadığına hükmettiğini ve iki ay sonra İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kendisi ve tüm sanıkların beraatine karar verdiğini hatırlattı.

Kavala, bu mahkemeye sunulan iddianamedeki suçlamaların da olgusal gerçeklerden kopukluğuna ilişkin örnekler verdi. İddianamede değinilen; kendisinin 15 Temmuz darbe girişimini organize etmek için faaliyetlerde bulunduğu ve FETÖ üyelerinin mahrem sorumluları ile irtibatta olduğu iddiasını ele aldı. İddiaların hukuksuz dinlemelere dayandığı, Gezi Davası’nda beraat kararı veren mahkeme tarafından da bunun kayıt altına alındığını hatırlattı, savcılığın bu gerçeği gizlediğini savundu.

“İddia makamı gezi dosyasına sunduğumuz Ergenekon ve Balyoz davalarındaki hukuksuzlukları eleştirdiğim yazıları, bu konuda düzenlediğim toplantıyı da gözden kaçırmaktadır. Bunlar da mahkemenize sunulmuştur. Ben hayatım boyuna askeri darbelere karşı çıktım. Ordunun siyasete müdahale etmesini eleştirdim. Gülenci örgütlenme ağı ile hiçbir ilişkim olmadı. Hayat deneyimim, dünya görüşüm ve etik değerlerim darbeleri desteklemeye izin vermez. İddianamede Adil Öksüz'ün ABD'ye gitmesi ile benim Almayan seyahatimin aynı zamana rastlamış olmasının, aramızda irtibat olduğunun delili olarak sunulması da son derece mantıksız bir iddiadır.

11-12 Kasım 2015 tarihlerinde ben Türkiye Cumhuriyeti Gençlik ve Spor Bakanlığı temsilcisi ve Düselldorf Başkonsolosu’nun da davetli olduğu Türkiye Almanya gençlik türküsü toplantısındaydım. Bununla ilgili bilgi de Sayın Mahkemeniz’e sunulmuştur. Gezi iddianamesinde bütün gezi olaylarının planlayıcısı ve yöneticisi olmakla suçlanmama benzer bir şekilde bu iddianamede de benim darbe sonrası oluşturulacak yeni yönetim içerisinde legal ve illegal görevler alacak kişileri koordine ettiğime dair akıl almaz bir iddia hiçbir bulguya dayandırılmadan ileri sürülebilmektedir. Yurt dışı seyahatlerimin de bu amaçla yapıldığı iddia edilmiştir. Benim yurt dışı seyahatlerimde nerede kiminle görüştüğüm bellidir. Tüm seyahatlerimin programları şeffaftır. Benim ilişkide olduğum kişiler ve bağlantılı oldukları sivil toplum kuruluşları da bellidir. Hepsi uluslararası saygınlığa sahip olan bu kuruluşların hükümete karşı bir faaliyetle ilgilerinin olması imkansızdır.

15 Temmuz darbe girişimine katılmış olduğum suçlaması gibi casusluk faaliyetinde bulunduğum suçlaması da Henry Barkey ile yoğun temas içinde olduğum iddiasına kanıt olarak kullanılmıştır. Benim Henry Barkey'in yerli iş birlikçisi olduğum iddia edilmiştir. Henry Barkey herhangi bir bilgi, belge ilettiğim gösterilemediği gibi yoğun temasta olduğuma dair de hiçbir bulgu yoktur.”

Osman Kavala, Henry Barkey ile Türkiye Hükümeti’nin temsilcilerinin de katıldığı bir konferansta tanıştığını ve en son Ekim 2012 tarihinde İstanbul'da düzenlenen forum konferansında karşılaştığını söyledi. Birlikte bir çalışmalarının, süreklilik arz eden bir irtibatlarının olmadığını kaydetti.

“Henry Barkey benim yönetim kurulu başkanı olduğum Anadolu Kültür'ün herhangi bir etkinliği ile ilgilenmiş, benden herhangi bir konuda bilgi talebinde bulunmuş da değil. Henry Barkey ile 18 Temmuz 2016 tarihinde bir lokantada tesadüfen karşılaşmak dışında hiçbir görüşmem, hatta telefon konuşmam dahi olmadı. Baz istasyonlarının çakışmasının görüşme yaptığımızın kanıtı olarak sunulması da mantıksızdır. Kaldı ki iddianamenin ekinde bulunan HTS bilgileri tablosu incelendiğinde aşağıdaki bulgular ortaya çıkmaktadır:

Benim ve Henry BARKEY'in cep telefonlarının birkaç defa birbirine yakın baz istasyonlarından sinyal verdiği tespit edilmiştir ancak dört yıllık bir süre içerisinde hiçbir zaman telefonlar aynı baz istasyonlarından sinyal vermemişlerdir.

İki sinyal haricinde benim cep telefonum sürekli olarak Cumhuriyet Caddesi Harbiye Şişli konumundaki 1363421471 ID nolu baz istasyonundan sinyal vermiştir. Bu otellerin bulunduğu bölgede Cumhuriyet Caddesi no:** Şişli adresindeki çalışma ofisime en yakın baz istasyonudur. Söz konusu tarihlerde mesai saatleri sırasında cep telefonumun bu baz istasyonundan sinyal verdiği, Henry Barkey ise çevreden geçerken telefonunun yakın bir baz istasyonundan sinyal vermiş olduğu anlaşılmaktadır.

Osman Kavala, iddianamede baz istasyonlarında “çakışma” olduğu ifade edilen çeşitli tarihlerde Barkey’in kaldığı otel ile kendi bulunduğu yerler arasındaki telefon sinyallerinin kaynaklarının farklı olduğunu ifade etti. Telefonunun sinyal verdiği kaydedilen baz istasyonlarının “şehrin merkezine giden, insanların doğal parkuru olan, işlek yoğun caddeler” olduklarına dikkat çeken Kavala, Barkey ile aralarında herhangi görüşme tespit edilememiş olmasına rağmen iddianamede 15 Temmuz Darbe Girişimi’ni Barkey’le birlikte örgütledikleri ve casusluk faaliyetlerinde bulunduklarının ileri sürüldüğünü belirtti.

“Casusluk faaliyetinde bulunmak için sivil toplum çalışmaları yaptığıma dair kurgu da tamamen gerçeklerden kopuktur. Benimle ilgili, casuslukla ilgili komplo teorileri anlatılmakta; Anadolu Kültür hakkında olgusal temele dayanmayan niyet okumalar, akıl yürütmeler yapılmaktadır. İddianamede aleyhime delil oldukları öne sürülenlerin hiçbiri casusluk faaliyeti ile ilgili değildir. Herhangi bir suç unsuru da barındırmamaktadırlar. Bunlarla ilgili bilgileri Sayın Mahkemenize arz etmiştik.

‘Rojava'nın Işıkları, Küçük Kara Balıklar, Güneydoğu'da Çocuk Olmak, 1994’ başlıklı belgeler ve filmlerin benimle ve Anadolu Kültür ile hiçbir alakası yoktur. Bunlar bana gönderilmiş olan, seyretmemiş olduğum için masamın üzerinde tuttuğum flash bellek içinde kayıtlı filmlerdir.”

Kavala, iddianamede konu edilen konser etkinliğinin Valilik, Kültür Bakanlığı ve Dış İşleri Bakanlığı’nın bilgisi dahilinde gerçekleştiğini ifade etti:

“Bu bir anma konseridir, propaganda etkinliği değildir. Cumhurbaşkanı da İstanbul'da Ermeni aydınların tutuklandığı ve tehcire yollandığı 24 Nisan 1915 tarihinin 100. yıl dönümü olan 24 Nisan 2015'te Ermeni kilisesinde düzenlenen anma törenine katılmış ve ölen Ermeniler için taziyelerini bildirmiştir. Anadolu Kültür tarafından destek verilmiş olan *** İsimler araştırma projesi tamamlanmadığı için, herhangi bir bilgi Anadolu Kültür'e ya da bana ulaşmamıştır. Dolayısıyla bu bilgileri aktarmış ya da paylaşmış olmam da mümkün değildir.

Yerleşimlerin hala hatırlanmakta olan eski isimlerinin araştırılması kaybolmakta olan kültür mirasının kayda geçirilmesi anlamı taşımaktadır. Bu doğrultuda farklı araştırmalar ve sivil toplum kuruluşları birçok çalışma yapmışlar, yayınlar çıkartmışlardır. Şimdiye kadar eski isimlerinin araştırılmasının devlet aleyhine istihbari faaliyet olarak görüldüğü ve kısıtlandığı bir uygulama söz konusu değildir. Ayrıca bu tür araştırmalar Anadolu Kültür'ün ana faaliyet konuları arasında da değildir. İddia makamının sivil toplum kuruluşlarının casusluk faaliyetinde bulunduğuna dair analizleri de gerçeği yansıtmaktan çok uzaktır.”

Osman Kavala, Türkiye’de insan hakları ve demokrasi alanlarında Batı’daki benzerleri ile iş birliği yapan sivil toplum kuruluşları İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden tam yarım asır sonra Türkiye'nin AB ile üyelik müzakere sürecinde etkin rol oynamaya başladıklarını, Avrupa Birliği'nden sivil toplum kuruluşlarına sağlanan fon desteklerinin Türkiye ile Avrupa Birliği arasında 2002 yılında yapılan anlaşma uyarınca sürdüğünü hatırlattı.

“Anadolu Kültür de bu anlaşmanın ilkelerine uygun olarak Avrupa Birliği ve başka kuruluşlardan fon desteği almıştır. İddianamedeki kurguda fon desteği aldığımız kuruluşlar da itham altında bırakılmaktadır. İddia makamı soğuk savaş döneminde yürütülen siyasi, ideolojik faaliyetlerle demokrasiye katkı sağlayan sivil toplum hareketlerini kasıtlı olarak karıştırmaktadır.

İddia makamının Arap baharı ile ülkemizde yaşananlar arasında paralellik kurması da son derece isabetsizdir. Bu ülkeler serbest seçimlerin olduğu çok partili demokrasi deneyimine sahip olamamışlardır. Arap baharının başladığı Tunus'ta ve daha sonra Mısır'da özgür seçimler temel toplumsal talep haline gelmiş ve yapılan ilk özgür seçimlerde toplumsal tabanı olan siyasi hareketler yönetime gelmişlerdir.

Casusluk suçlamasının kullanılması ile ilgili olarak da Türkiye ile Ortadoğu ülkeleri arasında son derece önemli bir fark vardır. Irak'ta, Suriye'de, Mısır'da, İran'da rejime muhalif faaliyetler yürütenler, iktidarı eleştirilenler sık sık casuslukla suçlanıp cezalandırmışlardır. Bu suçlama sivil toplum kuruluşları üzerinde de bir baskı aracı olarak işlem görmüştür. Buna karşılık ülkemizde sivil toplum faaliyetlerinde bulunanların casuslukla suçlandığı ve mahkum edildiği vaki değildir. Maalesef son dönemde yaşananlar ve özellikle bu iddianamedeki suçlamanın bu duruma aykırı olan ve özgürlükler için tehdit teşkil eden gelişmelerdir. Suç sayılacak herhangi bir eylemin yokluğunda iddia makamı Anadolu Kültür'ün tüm faaliyetlerini karalamak yoluna gitmiş, Anadolu Kültür'ün yurttaşlarımızı birbirine düşürme ve devletle bağlarını zayıflatma amacı güttüğünü iddia etmiştir.

Anadolu Kültür 2002 yılında kurulmuştur ve 20 yıllık faaliyet döneminde yurt içinde ve yurt dışındaki ortakları nezdinde itibar kazanmış bir kuruluştur. Tüm faaliyetlerinde düşmanlığa yol açabilecek ön yargıların aşılmasını hedefler. Farklı toplumsal kesimlerden gelen gençlerin özgür bir ortamda konuşmalarını, birbirlerini dinlemelerini ve birlikte sanatsal faaliyette bulunmalarını teşvik eder.

Mahkemenize takdim ettiğimiz belgeden de görebileceğiniz gibi Anadolu Kültür'ün etkinlikleri, sergi, film, fotoğraf çalışmalarının desteklenmesi, sanat atölyelerinin, söyleşilerin, konserlerin düzenlemesi ile ilgilidir. Anadolu Kültür'ün ayrımcılığı körüklediği, yurttaşlarımızın devletle bağlarını zayıflatma amacı güttüğü çok çirkin bir iftiradır. Etnik köken ya da inançları nedeniyle azınlıkta olan vatandaşların devletle bağlarının güçlü olması için kendilerini toplumun eşit bireyleri olarak görmeleri böyle hissetmeleri gerekir. Sorunlarını özgürce ifade edebilmeleri ve deneyimlerini toplumun diğer bireyleri ile paylaşabilmelerinin eşitliğin gereği olduğuna inanıyorum.

Anadolu Kültür olarak sanat ve kültür etkinlikleri ile katkıda bulunmaya çalıştığımız amaç budur. Anadolu Kültür Diyarbakır'da, Çanakkale'de, Antakya'da, Konya'da, Trabzon'da, Kars'ta, Van'da, Mardin'de, İzmir'de, Gaziantep'te birçok projeyi kendi başına ve ortaklıklarla gerçekleştirmiştir. Hiç etkinlikle ilgili bir sorun yaşamamıştır.”

Kavala, savunmasına Anadolu Kültür’ün faaliyetlerinden örnekler vererek devam etti. 2002 yılında Diyarbakır'da kurulan sanat merkezinin İstanbul'dan ve ülkenin farklı bölgelerinden gelen sanatçılara, akademisyenlere ev sahipliği yaptığını, Diyarbakırlı genç sanatçılara destek olmaya çalıştığını söyledi. 2004-2007 yılları arasında Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü’nün onayı ile yürütülen proje kapsamında Bandırma, Kars ve Tekirdağ F tipi cezaevlerinde sanat atölyeleri, kültürel etkinlikler düzenlendiğini; mahkum ve tutukluların yazdıkları hikayeler, şiirlerin kitaplaştırıldığını söyledi. Anadolu Kültür’ün 2008 yılında birlikte çalıştığı ABD merkezli Dünya Anıtlar Fonu ile Kültür ve Turizm Bakanlığı arasında imzalanan anlaşma ile Ani Antik Şehri'nde ortak restorasyon çalışması başlatıldığını örnek verdi. Türkiye Hükümeti’nin Ani'yi Unesco Dünya Mirası önermesine destek niteliğinde faaliyetler gerçekleştirdiğinin, bu çalışmaların 2019 yılında Avrupa Arkeoloji Mirası ödülüne layık görüldüğünün altını çizdi.

“2010 yılında 1915'te İstanbul'da tutuklanan ve tehcire tabi kılındıktan sonra kurtulan Ermeni besteci ve etnomüzikolog Gomidas anısına bir konser düzenlendi. Bu etkinlik Kültür Bakanlığı’nın sorumluluğundaki 2010 İstanbul Kültür Başkenti Programı’na dahil edildi. Bu programdan destek aldı.

2010-2012 yıllarında Türkiye'den ve Ermenistan'dan genç müzisyenlerin birlikte çaldıkları orkestra İstanbul'da ve Berlin'de konserler verdi. 2011 yılında olan Van depreminden sonra İstanbul'dan ve Diyarbakır'dan fotoğrafçılar Van'da çocuklarla fotoğraf atölyeleri düzenlediler Van'da ve İstanbul'da bu fotoğraflar sergilendi. 2011-2012 yılında devlet tiyatrosunda çalışan sanatçıların da desteği ile Diyarbakır ve Trabzon'da kadınlar ortak bir piyes hazırladılar ve oyunu Diyarbakır, Trabzon ve İstanbul'da sahneye koydular. 2013-2017 yılları arasında İzmir ve civarı ile Diyarbakır ve civarındaki yerlerdeki genç sanatçılar eşleşerek birbirlerinin şehirlerini ziyaret ettiler, ortak fotoğraf çalışmaları gerçekleştirdiler. 2017 yılından itibaren de ülkemizde ve Almanya'da sivil toplum kuruluşlarının Suriyeli sığınmacı ailelerinin çocuklarının eğitimi ile ilgili geliştirdikleri yöntemlerin tartışıldığı ve yeni modellerin oluşturulduğu bir proje yürütülmekte.

20 yıldır ülkemizin çeşitli şehirlerinde gerçekleşen Anadolu Kültür etkinlikleri ile ilgili olarak bugüne kadar Valilik, Emniyet, MİT yetkilileri ve savcılar casusluk faaliyeti yapıldığından şüphe etmediler. İddia makamının bu faaliyetlerde casusluk amacı güdüldüğünü iddia etmesi ülkemizin devlet kurumlarının işleyişini ve denetim kapasitelerini hafife almak anlamına da gelmektedir.

İddianamede Açık Toplum Vakfı’nın faaliyetleri kapsamında bana yöneltilmiş suçlamalar da temelsizdir. Açık Toplum Vakfı yasalara ve mevzuata uygun biçimde faaliyet göstermiş ve yasalara uygun biçimde yürütülen projelere destek vermiştir. Açık Toplum Vakfı’nın suç unsuru içeren bir faaliyette bulunduğuna ya da böyle bir faaliyeti desteklediğine dair hiçbir bulgu yoktur. Açık Toplum Vakfı yönetim kurulu üyesi olarak ben de vakfın faaliyetlerinden sorumluyum. Ancak hiçbir zaman vakfı temsil etme, vakıf adına karar verme, fon kullandırma konularında özel bir yetkim, görevim olmadı.

Gerçeklikten bu kadar kopuk bu kadar tuhaf suçlamalar gerekçe gösterilmesi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ihlal kararı, yerel mahkemenin beraat kararı, iki defa da tahliye kararına rağmen yıllarca tutuklu kalmam sıradan bir hak ihlali değildir. Özgür yaşama hakkımın gaspı olduğu gibi bir tür manevi işkence haline gelmiştir. Umarım yurttaşlarımızın özgürlüklerinden mahrum kalmasına yol açan temelsiz, delilsiz, mantıksız suçlamaların en aşırılarını içeren bu iddianame türünün son örneği olur, teşekkür ediyorum.”

Altı Tanığın İfadeleri

Kavala’nın ifadelerini tamamlamasının ardından soruşturma aşamasında tanık olarak ifadeleri alınan kişilerden bazıları duruşmada sorgulanmak üzere salona çağrıldı. Hakim, tanıklara önceki ifadelerini okuyarak hatırlattı. İlk dinlenen tanık, 15 Temmuz günü, Splendid Otel’de düzenlenen bir etkinliğin akademisyen katılımcılarından biri idi:

“Biz 15 Temmuz 2016 günü İstanbul Büyükada'da Spendit Otel'de çalıştay vesilesiyle bir araya geldik. Hanry Barkey'i de ilk defa orada gördüm. Daha önce kendisini akademisyen ve Türkiye uzmanı ve araştırmacı olarak biliyordum ama tanımıyordum. İlk defa orada tanıştık. O gece malum olaylar oldu. Ertesi gün biz toplantımıza, çalıştayımıza devam ettik. Çalıştayın başında önceki gece olan olaylar hakkında fikrimizi sordular ve devam edip etmemeyi tartıştık. Sonra olaylar yatıştığı için de devam etme yönünde karar aldılar. Çok kısa bir tartışma oldu olaylarla, darbe girişimi ile ilgili. Onun dışında biz normal çalıştayımızın gündemi doğrultusunda hem cumartesi hem pazar günü oturumlarımıza devam ettik.”

Mahkeme Heyeti Başkanı hakim Osman Kavala ve avukatlarına tanığa sormak istedikleri bir soru olup olmadığını sordu. Avukat Köksal Bayraktar, tanığa “O gece Spentid Oteli'nde Osman Kavala'yı şahit görmüş mü görmemiş mi, var mıydı yok muydu?” sorusunu yöneltti. Tanık “Ben Osman Kavala'yı tanımadığım için orada olup olmadığını bilmiyorum. Daha sonra basında fotoğraflarını gördüm, hatırlamıyorum. Gördüğümü hatırlamıyorum” cevabını verdi.

Toplantı için Büyükada’ya giden, bir üniversitede araştırma görevlisi olan ikinci tanık kürsüye çağrıldı. Tanık, toplantının “İran'da batının nükleer anlaşmasının birinci yılında İran ve komşuları konulu Barkey ve Meshur Akgün'ün kurumlarının ortaklaşa düzenlediği bir çalıştay” olduğunu söyledi. Toplantıya şahsen davetli olmamakla birlikte eşinin yanında hafta sonunu geçirmek için gittiğini; ancak doktorasını Uluslararası İlişkiler’de henüz bitirmiş olması nedeniyle toplantıya katılmasına izin verildiğini ifade etti.” Mahkemeye toplantı içeriği hakkında bilgi almak isteyip istemediklerini sordu. Hakimin “Tabi” cevabı üzerine anlatmaya devam etti:

“Bu çalıştayın içeriği İran'ın nükleer anlaşmasının birinci yılında bölgedeki değişimler, gelişmeler, İran'ın komşuları ile ilgili konuluydu. Konuşmacılar vardı, zaten davetli katılımcıların hepsi belli bir ülke hakkında sunum yapıyorlardı. Bu sunumlar yapıldı. Bir günlük bir çalıştaydı.”

Mahkeme Heyeti Başkanı, tanığın önceki ifadesini hatırlattı, “toplantının konuları arasında olmamasına rağmen yaşanan darbe girişimi ile ilgili konuşmak isteyenlerin konuşabileceğini” söyledi. Meshur Akgün söz aldı. Konuşma sırasında bu darbe girişiminin FETÖ tarafından gerçekleştirildiğini söylemesi üzerine Henry Barkey'in “nereden biliyorsun FETÖ tarafından gerçekleştirildiğini, kanıtın var mı, nasıl bu kadar emin olabilirsin” gibi bir cümle söylediğini hatırlıyorum, doğru mudur?” Tanık, önceki beyanını teyit etti. Hakimin tanığa “Toplantıda Mehmet Osman Kavala'yı gördünüz mü?” sorusunu yönelmesi üzerine tanık “Görmedim” cevabını verdi.

Bir sonraki tanık C.F.B. salona alındı. İfadesine mevcut dosyada nasıl tanık olduğunu anlatarak başladı:

 “Kasım 2016'da Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından FETÖ çatı davası dosyasının oluşturulması sırasında bilgime başvurulmak üzere davet edildim. Ankara'da yaklaşık dönemin cumhuriyet başsavcısı ve başsavcı yardımcısıyla beraber o görmekte olduğunuz ifadeyi yazdık. O ifade içerisinde ağırlıklı olarak bana Henry Barkey ile ve diğer kişilerle yani İshak Alaton ile nasıl tanıştığımı söylediler ama o ifadenin ana noktası İshak Alaton'un kendisi ve kızı Leyla Alaton'du.”

Tanık C.F.B; 2016’da verdiği ifadenin 2018’de basınla paylaşılmasına da değindi:

“Bilmiyorum bilginiz var mı ama, 2018 yılında Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden yaklaşık bir ay kadar önce Anadolu Ajansı benim gerek bu ifademi yani Cumhuriyet başsavcılığında verdiğim ifademi, gerekse ondan 10 gün sonra Ankara terörle mücadele şubesinde yine davet üzerine verdiğim ifadelerimi basına servis etti. Basına servis edildikten sonra zaten pek çok gazetede, televizyon kanalında, haber sitelerinde filan yer aldı bunlar. O dönemde farklı basın mensupları bu konuda görüşmek istediler, tamamını reddettim ve hani bu ifadelerde yer alan bilgilere de isimlerden veya yer alan kişilerden herhangi bir yalanlama, karşı çıkma vesaire ya da böyle bir şey yoktur gibi bir tepki almadım hiç, öyle bir şey de duymadım. Hala aynı ifadelerimi tekrarlıyorum konular hakkında. Sizin davanız bildiğim kadarıyla 15 Temmuz ile ilgili. 15 Temmuz ile ilgili olarak da sanıklardan Osman Kavala'nın bu konuya herhangi bir dahili var mıdır, içerisinde bir bilgisi var mıdır bilmiyorum açıkçası ama benim kendi ortaklarım İshak Alaton ve Leyla Alaton'un böyle bir darbe girişimi olacağını bir önceki hafta davada yine adı geçen Henry Barkey'den öğrendiklerini biliyorum. Bunu bizzat İshal Alaton'un kendisi söyledi bana.”

Mahkeme Heyeti Başkanı hakimin tanığa “Peki İshak Alaton ile Osman Kavala'nın ilişkisi var mıydı?” sorusunu yöneltmesi üzerine tanık “Tabi.” cevabını verdi. Hakimin “Nasıl bir ilişki?” sorusuna tanık cevap verdi:

“Daha öncesinde birlikte çalıştıklarını biliyorum ama asıl ilişkileri 2004'tü, diye hatırlıyorum. 2004 ya da 2005'te George Soros İshak Bey’in yakın arkadaşı özel olarak da görüşürlerdi Amerika'da veya işte bir iki haftada bir böyle özel hayatları ile ilgili de münasebetleri vardı. Türkiye'de bu Amerika'da kurdukları Açık Toplum Vakfı’nın bir şubesinin vesairesini kurmak için şey yaptı, öneride bulundu İshak Bey’e bildiğim kadarıyla. İshak Bey de yine o çevrelerden yani TESEV ya da yakın bildiği tanıdığı çevrelerdeki insanlarla beraber benim bildiğim Osman Bey, kendi kızı, ondan sonra Can Paker daha birkaç kişi daha ilk bu topluluk hareketini başlattılar. Sonra yanılmıyorsam böyle bir dört sene falan sonra 2009'du galiba bunu bir vakfa dönüştürdüler Türkiye'de. Sonra o vakıf devam ediyordu. Açık Toplum Vakfı’nın yönetim kurulunda İshak Bey, kızı Leylan Alaton, Osman Kavala birlikte çalışıyorlardı yani vakıfta.

Hatta o dönemde yine bildiğim kadarıyla vakfın içerisindeki küçük böyle çalışma komiteleri tarzı bir yapıları vardı. Orada strateji geliştirme komitesi gibi bir komitede Osman Bey ile Leyla Alaton beraber çalışıyorlardı, yanlarında iki üç kişiyle birlikte. Bu bilgiler zaten öyle çok gizli saklı şeyler değil normal Açık Toplum Vakfı’nın web sitesinde isimleri ile vesaireleri ile açık olarak yazıyordu. 15 Temmuz'u takip eden tarihlerde yavaş yavaş o bilgileri web sitelerinden kaldırdılar sonra yönetimde değişiklikler yaptılar ama ana ilişkileri o 2004'te başlayan Açık Toplum Hareketi, sonra vakfa dönen yapıda 2016'ya kadar beraber çalışarak devam ediyordu.”

Hakim, sözü tanık ifadesine karşı beyanda bulunmak üzere Osman Kavala’ya verdi:

“Her ne kadar benimle ilgili fazla bir bilgi aktarmadıysa da benim Açık Toplum Vakfı’nda yönetim kurulu görevim dışında Leyla Alaton ile bir komitede birlikte olduğuma dair bilgiyi nereden almış onu merak ettim. Çünkü böyle bir şey söz konusu değil.

Ben Açık Toplum Vakfı’nda tabi ki yönetim kurulu üyesi olarak çalıştım. Yönetim kurulu üyesi olmadan önce de o zaman vakıf kurulmamıştı danışma kurulu üyesiydim. Onun dışında başka bir komitede yer almadım.”

Kavala’nın avukatları tanığın beyanları “bilgi veya görgü” içermediği için tanığa herhangi soru sormayacaklarını belirttiler.

Olay günü Splendid Hotel’de resepsiyon görevlisi olarak çalışan tanık A.U. mahkeme salonuna davet edildi. Resepsiyonda üzerinde Pennsylvania yazılı çan bulunması iddialarına ilişkin, “O günden iki gün sonra filan işte çanı resepsiyon üzerinde gördüm. Pensilvanya yazılı çan. Sonra müdüre teslim ettim ondan sonra karakola götürüldüm.”

Hakim, tanığa önceki ifadesini hatırlattı, “17 kişilik grup 17/07/2016 tarihinde otelden ayrıldıktan sonra resepsiyonda bulunduğum esnada masanın üzerinde yan tarafta fotoğrafı bulunan zili fark ettim ve zili elime alıp baktığımda Pensilvanya yazısını gördüğümde çok şaşırdım. Bunu direk otelin pazarlama müdürü olan T*** Hanım’a götürerek teslim ettim. Bu zilin buraya otelimize gelen 17 kişilik grup tarafından bırakıldığını düşünüyorum çünkü bu grup geldiklerinde dahi bu zili görmedim, ta ki gittiklerinden sonra bu zili fark ettim şeklinde beyanda bulunmuşsun.” Tanık cevaben “Doğru efendim. Hiç görülmedi böyle bir çan, uzun süre de orada çalıştığım halde” dedi.

Avukat Deniz Tolga Aytöre, tanığa Osman Kavala’yı otelde görüp görmediğini sordu. Tanık “Görmedim” cevabını verdi.

Salona, Uluslararası İlişkiler bölümünde akademisyen olduğunu ifade eden, sonraki tanık M.A. alındı. Tanık toplantıyı anlattı:

“Bu toplantıyı biz Wilson Center’la birlikte, biliyorsunuz Wilson Center Amerika Birleşik Devletleri'nin önde gelen düşünce kuruluşlarından bir tanesi. İran ile Almanya ve beş daimi üyenin 14 Temmuz 2015'te imzaladıkları anlaşmanın yıl dönümünde İran'ın durumunu konuşmak amacıyla Büyükada'daki Splentid Otel'de gerçekleştirdik. Zaten toplantı 16 ve 17'sinde oldu. 16'sında sadece konuklar geldi. Ben de saat dokuz gibi geldim. Dokuz buçuk ona doğru eşimden bir telefon geldi darbe teşebbüsü olduğunu söyledi. Ben de imkansız olduğunu ve bir terör tedbiri alındığını söyledim ve odama çıktım. Ertesi gün de zaten toplantıyı büyük ölçüde programına uygun bir şekilde gerçekleştirmeye başladık.”

Hakim tanığa, toplantıda Osman Kavala’nın bulunup bulunmadığını sordu. Tanık, “Yoktu” cevabını verdi. Tanıkla hakim arasında, toplantının tarihinin nasıl belirlendiğine ilişkin gerçekleşen diyaloğun ardından Osman Kavala tanığa, “Acaba bu toplantının hazırlık sürecinde Henry Barkey'in benimle temasta olduğunu, benimle görüşmüş olduğunu ya da görüşeceğine dair herhangi bir duyumu var mıdır” sorusunu yöneltti. Tanık “Hayır” cevabını verdi. Avukat Köksal Bayraktar’ın tanığa “Osman Kavala'yı tanıdığına göre o gece Osman Kavala otelde miydi, gördünüz mü?” sorusuna da tanık “Hayır” cevabını verdi.

Bir sonraki tanık, otelin genel müdürü L.A.E. aradan çok fazla vakit geçmesi nedeniyle hatırlamadığını, ilk ifadesinin doğru olduğunu söyledi. Mahkeme Heyeti Başkanı’nın otelde Kavala’yı görüp görmediği sorusuna “Hayır” cevabını verdi.

Avukatların Beyanları

Tanık beyanlarının tamamlanmasının ardından avukat Deniz Tolga Aytöre söz aldı. Tanık beyanlarının hiçbirinde Osman Kavala ile ilgili bilgi veya görgü bulunmadığını; yalnızca bir tanığın Kavala’yı şifahen duyduğunu veya uzaktan tanıdığını ama kendisinin hiç görüşmediğini belirttiğini söyledi.

“Bizim dosyamızda somut delil olarak sunulan bir tek şey, Osman Kavala ile Henry Barkey arasındaki baz istasyonlarının çakışması olayıdır ki bunun da doğru olmadığını biraz sonra göstereceğiz. Ancak iddianame bunu olası bir Osman Kavala - Henry Barkey görüşmesi olarak sunmuş ve her iki suçun da delili olarak dosyaya koymuştur, bu da o kadar hukuka aykırıdır ki ortak baz istasyonu çakışmasının aslında bir görüşme göstergesi ve delili olarak kullanılamayacağına dair Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2015/65 sayılı 23/03/2015 tarihli kararı yine göz ardı edilmiştir.

170/5 uyarınca da hukuka aykırıdır bu iddianame. Niye hukuka aykırıdır çünkü 175'e göre iddia makamı sadece sanık aleyhine değil lehine de olan delilleri toplamak zorundadır. İddianameye baktığımız zaman bırakın sanık lehine delil toplamayı sanık lehine olan delillerin yargı otoritelerinden, heyetlerden, sizlerden gizlendiği görülmektedir. Bakın iddianamenin üçte birinin, üçte ikisine yakın bölümü gezi iddianamesi ve delilleriyle donatılmıştır. Oysa iddianamenin bir tek cümlesinde gezi dosyasından tüm sanıkların beraat ettiği yer alamamaktadır. Dolayısıyla bu iddianame hukuka aykırıdır.

Şimdi saydığım üç, dört hukuka aykırılıktan daha vahim bu iddianamedeki en vahim hukuka aykırılık resmi bir belgede hukuki ve resmi bir belgede yapılabilecek en büyük hatayı yapmıştır iddia makamı. Hukuka aykırı elde edilmiş olduğu 1. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından karara bağlanmış delilleri bu dosyaya koymuştur. Bakın bu ağır ceza mahkemesini itibarsızlaştırmak ya da ağır ceza mahkemesini yok saymak bir yana hukuka aykırı elde edildiği bir karara bağlanmış olan delilleri bu iddianameye ek yapmak zorunda kalmıştır.”

Avukat Aytöre, Kavala’nın “devletin güvenliği ya da iç ya da dış siyasal yararları niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgileri siyasi ve askeri casusluk bakımından temin etme” suçuyla yargılandığını hatırlattı. Suçun maddi unsurunun “temin etmek”, manevi unsurunun “özel bir kasta sahip olmak” olduğunun altını çizdi.

Genel kasıt yetmez bu suç için. Eğer somut bir olgunun varlığından bahsediliyorsa Sayın Heyetiniz o zaman burada bir bilgi temin edildiğinin tespit edilmiş olduğunu varsayıyoruz. Şimdi sayın heyetinize naçizane soruyorum, buradaki sorudan kastım yüksek sesli tartışmak anlamında söylüyorum. Kanunun aradığı niteliklere haiz, gerçek ve doğru, suç tarihi itibariyle gizlilik niteliğini kaybetmemiş, devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken siyasal ve askeri casusluk maksadıyla özel bir çabanın sonucu olarak Osman Kavala'nın temin ettiği bilgi var mıdır? Varsa nedir? Devlet sırlarına ilişkin böyle bir bilgi sayın heyetinizde var ise bunu paylaşmamanız bizim açımızdan yargılanacak bir husus değildir çünkü CMK 125 açıktır.
Burada “hakim devlet sırrı ile ilgili bir bilgiye eriştiği zaman bunu paylaşmaz” der ama 125/2 böyle bir hususla karşılaşıldığı zaman bunu tutanağa geçirir. Şimdi düzelterek tekrar soruyorum tutanağa geçmiş Osman Kavala tarafından temin edilmiş, devlet sırrı niteliğinde bir bilgi dosyada var mıdır? Eğer yoksa böyle bir tutanak da yoksa suçun maddi unsuru, somut olgularla nasıl ispat edilmiştir ve Osman Kavala neden tutukludur?”

Avukat Aytöre, Kavala’nın Henry Barkey ile görüştüğüne dair bir tane bile tanık beyanı olmadığını ifade etti. İddianamedeki baz istasyonlarının çakıştığı iddiasına da değindi:

“Burada okuduğunuz gibi ‘araştırmalar devam ediyor’ diyor sayın savcı. Bu araştırmalar dediği ne biliyor musunuz, HTS baz tespit raporu. 2020'de dosya gelmeden önce sayın iddia makamı birlikte görüştüklerini söylüyordu demin okudum. Baz tespit raporu geldikten sonra çünkü HTS raporunun her yerinde Osman Kavala ile Henry Barkey'in hiç görüşmediği ve hatta bu baz çakışmalarının görüşme anlamına gelmediği her yerinde yazıyor ama iddia makamı Osman Kavala'ya karşı hırslı. Bir şekilde bulması lazım. Bu sefer deminki birlikte görüştükleri şeyini değiştiriyor. Diyor ki, ‘ortak baz istasyonlarının çakıştığı, Henry Barkeyin CIA mensubu olduğu için ve gizlenmeyi çok iyi bildikleri için gizli görüştükleri

Böyle bir iddianame olabilir mi? Böyle bir iddianame ile bir insan üç buçuk yıl tutuklu kalabilir mi? Niyet, algı, kumpas ne derseniz var. Sayın başkanım üç yıldır aynı deliller. Biz Henry Barkey ile beş dakika ayakta karşılaştık diye üç kere tutuklandık. Bakın üç kere tutuklandık. Henry Barkey ile beş dakika Karaköy Lokantası’nda görüştük diye ve hala açıklanmadı.

Avukat Aytöre, baz istasyon raporları incelendiğinde Osman Kavala ile Henry Barkey’in aynı baz istasyonundan sinyal verdiğine dair herhangi bulguya rastlanmadığını ifade etti. Daha sonra söz alan avukat Köksal Bayraktar; Osman Kavala hakkında bilgi ve görgü içermeyen tanık beyanlarına 15 Temmuz gecesi Splendit Oteli'nde yapılan toplantıda Osman Kavala'nın bulunmadığını açıkça söyledikleri gerekçesiyle katıldığını söyledi.

“Bizim yönümüzden lehe beyanlarda bulunmuşlardır. Ben bu beyanımda savunma olarak doğrudan doğruya Osman Kavala'nın tutukluluk halinin devamının neden hukuka aykırı olduğunu, hem Türkiye hukuku yönünden hem de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları yönünden ortaya koymak istiyorum çünkü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi konumuzla ilgili beş ayrı tarihte beş ayrı karar vermiştir. Bu son derece önemlidir ve mahkemeler huzurunda da şimdiye kadar çok fazla söylenmeyen şeylerdir.

Avukat Bayraktar, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesinde tutukluğu ilgilendiren unsurların oluşmadığını söyledi:

“Şimdi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına bakıyoruz, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, bunu açıkça söylemek lazım çünkü açıklamasına gireceğiz, şimdi Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne cevap verirken, başvurucu Osman Kavala ve bize cevap verirken devamlı olarak şunu demiştir diyor ki “hayır Osman Kavala'nın 38 aylık tutuklama süresi yoktur. Osman Kavala ile ilgili iki ayrı dava vardır ve bunlar birbirlerinden farklıdır ve farklı olduğu için de şu anda insan haklarının ihlali söz konusu.

Fakat Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi şu şekilde cevap veriyor, son derece önemli, üç kere aynı terimi kullandı. Diyor ki “ancak komite bugüne kadar yaptığı iki incelemede elindeki bilgilerin başvurucunun mevcut tutukluluğun aslında mahkeme tarafından tespit edilen ihlallerin” bundan sonrası çok önemli “bir devamı niteliğinde olduğunu kuvvetle düşündürdüğünü” değerlendirmiştir. Demek ki 38 aylık tutukluluk bir bütündür bunu ayıramazsınız. 30. Ağır Ceza Mahkemesi'nde bir tutuklama vardı biz 36. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeyiz, ikinci defa tutukluluk hali devam ediyor, hayır bu doğru değildir.

Karar

Mahkeme heyeti Osman Kavala’nın tutukluluğunun devamına, yeni tanıkların dinlenmesine ve sonraki duruşmanın 5 Şubat 2021 saat 13.30’da görülmesine karar verdi.

 

2. Duruşma

Sivil toplum çalışmalarında bulunan ve sanat faaliyetlerine katkı sunan iş insanı Osman Kavala’nın “Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” ve “Devletin gizli kalması gereken bilgilerini casusluk amacıyla temin etme” suçlamalarıyla yargılandığı davanın ikinci duruşması 5 Şubat 2021’de İstanbul 36. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Adliye koridorundan mahkeme koridoruna açılan turnike önünde salona alınmak üzere bekleyen izleyicilerden, yabancı ülke konsolosluk yetkililerine öncelik verildi. Ardından geri kalan izleyicilerin içeri girişine izin verildi. Çok sayıda gazeteci ve gözlemcinin ilgi gösterdiği duruşmada, salon kapasitesinin yetersizliği sorun yarattı, pek çok gözlemci birbirlerine oldukça yakın mesafede duruşmayı takip etmek zorunda kaldı.

İzleyiciler
Duruşmayı Almanya, Hollanda, İspanya, Fransa, Belçika, İsviçre, ABD diplomatik misyonlarından farklı düzeylerde temsilciler, muhtelif sivil toplum kuruluşları, milletvekilleri, gazeteciler ve dava gözlemcileri izledi.

Yargılama

Mahkeme mübaşiri, duruşmada, tanık beyanlarının alınmasından kısa süre önce salona giren izleyicileri “bacak bacak üstüne atmalamarı” konusunda uyardı.

Birleştirme Talebi

“Osman Kavala’nın İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkekesi’nde yargılanıp tüm sanıklarla birlikte beraat ettiği Gezi Parkı Hak Savunucuları Davası’nın Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi’nin 2020/253 Esas, 2021/54 karar sayılı bozma kararının UYAP çıktısının alındığı; dosyanın geri gönderildiği 30. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 36. Ağır Ceza Mahkemesi’ne iki dosyanın (Gezi Parkı Savunucuları Davası ve Osman Kavala Davası) birleştirilmesi hususunda görüş sorduğu, İstanbul 36. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 4 Şubat 2020’de iki dosyanın birleştirilmesi yönünde izin verdiğinin anlaşıldığı” mahkeme tutanaklarına geçirildi.

Tanık Beyanları

Hakim tarafından sorgulanmak üzere salona alınan ilk tanık önceki duruşmada tanık C.F.B tarafından ismi zikredilen L.A. oldu. Mahkeme heyeti başkanı tanığa Henry Barkey ve Osman Kavala’yı tanıyıp tanımadığını sordu. Tanık, onları ve kendisinin ismini önceki duruşmada zikreden diğer tanık C.F.B.’yi tanıdığını beyan etti.

Heyet başkanı hakim tanığa babası İ.A’nın ve kendisinin yargılamada isminin zikredildiğini söyledi. Söz alan L.A tanık C.F.B’nın şirketlerinde genel müdür ve hissedar olarak görev yaptığını ancak Mart 2015’te kendisi tarafından dolandırıldıklarını fark ettiklerini söyledi ve bunun bir soygun olduğunu, bununla ilgili sürmekte olan bir ceza mahkemesi davası söz konusu olduğunu söyledi.

“Kendisiyle herhangi bir ilişkimiz yoktur, 2015 yılından itibaren herhangi bir telefon ya da e-mail görüşmemiz de gerçekleşmemiştir. Kendisiyle ceza davamız devam ediyor. Böyle bir şey mümkün değil. Tamamı iftiradır, yalandır. Darbe girişiminden bir buçuk yıl öncesinden bu kişi ile iletişimimiz tamamen kesilmiştir. Kişisel husumet nedeniyle hakkımızda böyle iftiralarda bulunduğunu düşünüyorum.”

Heyet başkanı L.A’ya Anadolu Kültür Vakfı yönetim kurulunda görev alıp almadığını ve Osman Kavala’yı sordu. L.A. vakfın yönetim kurulunda bulunmadığını, babası iş insanı İ.A.’nın Osman Kavala’nın babasının yanında iş hayatına başladığını, Osman Kavala’nın İ.A’nın sevdiği genç insanlardan biri olduğunu söyledi.

“Osman Bey ile babam Açık Toplum Vakfı’nda da birlikte çalıştılar. Benim vakıfla herhangi bir ilişkim olmadı. Babam öldükten sonra adını yaşatmak üzere kısa bir süre dahil oldum, Suriyeli çocuklara defter, kalem ve kitap alınmasına yönelik bir faaliyetimiz oldu. Daha sonra çok bir katkı sağlayamayacağımı düşünerek ayrıldım. Benim aktif olduğum dernekler Kadın Girişimcileri Derneği (KADİGER) gibi kadınların ekonomik bağımsızlığı üzerine çalışan derneklerdir.”

Barkey ve Kavala’yı ayrı ayrı tanıdığını belirten tanık L.A ikisini birlikte hiç görmediğini ve tanışıklıklarına ilişkin bilgisi olmadığını söyledi.

Tanık L.A’nın beyanları üzerine söz alan Avukat Tolga Aytöre; tanığa Kavala ve Barkey’i tanıdığı yönlerindeki beyanlarını hatırlattıktan sonra “Barkey ile Kavala arasında süreklilik arz eden bir ilişki var mıydı” sorusunu yönelterek bu yöndeki tanıklığını sordu. L.A. “Hiçbir zaman tanık olmadığı”, cevabını verdi. L.A, babası İ.A’nın “devamlı ziyaretçi kabul eden biri” olduğunu ancak ikisini bir arada görmediğini söyledi.

Daha sonra, dava konusu etkinliğin gerçekleştiği gün Splendid Hotel’de çalışan tanık L.Ö. duruşma salonuna alındı.  15 Temmuz 2016 akşamı otelde bulunmadığını söyleyen tanık, darbeyi evinde bulunduğu sırada öğrendiğini söyledi.

“Gündüz oradaydım. Gündüz Barkey’i gördüm. Aramızda bir görüşme geçmedi.”

Heyet başkanı hakimin üzerinde “Pennsylvania” yazılı çanı sorması üzerine, tanık çanla ilgili bir şey görmediğini söyledi.

Otelde resepsiyonist olarak çalışan F.P salona alındı. Sorgusunun tamamlanmasının ardından, diğer otel çalışanı tanık O.E. salona alındı. F.P, hakimin Barkey’i hakkındaki sorusuna yönelik “Gelenler oldu ancak kendisini tanımam” dedi.

Salona alınan sonraki tanık, olay günü Splendid Hotel’de gerçekleşen etkinliğin katılımcılarından akademisyen G.C. oldu. Tanık, “Barkey ile konuşmam olmadı. O zaman İstanbul Kültür Üniversitesi’nde çalışıyordum. Toplantı düzenlenmişti. Barkey toplantının katılımcısıydı” dedi.

Daha sonra, salona otelde resepsiyonist olarak çalışan O.E alındı. Heyet başkanı hakimin çan hakkındaki sorusuna “Otelden ayrılırlarken bir tane çan bırakmışlar sadece” cevabını verdi. Hakimin “Size mi bıraktılar” sorusu üzerine “Buldular, yani bulduk sadece” dedi.

Tanık beyanlarının alınmasının ardından mahkeme heyeti iddia makamını temsil eden savcıdan görüş istedi.

Savcılık Görüşü

Savcı ara mütalaasında; Henry Barkey hakkındaki yakalama kararının infaz emrinin beklenmesini, dinlenemeyen tanıkların bir sonraki celse için hazır edilmelerini talep etti.

Bölge Adliye Mahkemesi’nin bozma kararı sonrası 30. Ağır Ceza Mahkemesi’nin birleştirme talebinin dosyalar arasında “fiili ve hukuki irtibat nedeniyle” kabul edilmesini talep etti.

Savcı, Kavala’nın tutukluluk halinin devamını talep etti.

Osman Kavala’nın Beyanları

Mahkeme heyeti başkanı Osman Kavala’ya “Evraklarla alakalı beyanınız varsa alalım” dedi. Kavala “Bir beyanım yok. Ancak tahliyemle ilgili bir şeyler söylemek istiyorum” cevabını verdi.

Hakim bir kez söz vereceğini söyleyerek sözü Kavala’ya bıraktı.

Osman Kavala üzerine atılı “kurgulanmış sanal suçlar nedeniyle 39 aydır tutuklu olduğunu belirterek başladığı konuşmasında, daha önce uzun süre tek tutuklusu olarak cezaevinde kaldığı, Gezi olaylarını organize etmek ve 15 Temmuz nedeniyle hukuksuz dinlemelere dayalı ve suç içermeyen konuşmalar delil kabul edilerek suçlandığını söyledi.

“15 Temmuz suçlamalarından iki kez tahliye edilmemin gösterdiği gibi, iddia makamı bu suçlamaların temelsiz olduğunun farkındadır. Olayları ve olguları nesnel biçimde değerlendiren tarafsız bir gözlemcinin, yasadaki tanımına aykırı bir şekilde kullanılan casusluk suçlamasını AİHM kararını boşa çıkarmak için kullanılmış olduğunu anlayamaması anlaşılacak şey değildir.

Suçlamalara dayanak olacak somut delil yokluğunda, iddia makamı bir takım komplo teorileriyle ve suçlamaları birbirlerinin kanıtıymış gibi iç içe geçirerek algı yaratmaya, bu şekilde yargıyı yönlendirmeye çalışmaktadır.

Tahliye talebimin reddedilmesinde gerekçe olarak sayılan delillerin karartılacağı şüphesi makul bir şüphe değildir. Var olmadıkları için bugüne kadar bulunamayan delillerin karartılacak olmaları gerçeklikten tamamen kopuk sanal bir ihtimaldir. Geçen zaman paralel bir cezalandırmaya dönüşen bu hukuksuz uygulamanın vahametini sıradanlaştırmamakta, daha da arttırmaktadır. Özgürlüğümden mahrum yaşadığım her geçen gün benim için daha önemli bir kayıp haline gelmektedir.

Bana yöneltilen suçlamaların dayanaksız olduğu gittikçe daha fazla aleniyet kazanırken, tahliye talebimin her reddedilişi bir öncekinden daha ağır bir hak ihlali oluşturmaktadır."

Avukatların Beyanları

Osman Kavala’nın avukatı Deniz Tolga Aytöre iddia makamı açısından tanıklar arasında en önemli tanığın önceki duruşmada sorgulanan C.F.B olduğunu söyledi. Aytöre, “İddianamenin sahiplerinin”, “suç isnat edemedikleri için suçlu olan biriyle onun temasını aradıklarını ileri sürdü. C.F.B’nin ifadelerinin asılsızlığının Leyla Alaton’un görülmekte olan duruşmada zapta geçirilen ifadeleriyle ortaya çıktığını ifade etti.

Aytöre, 30. Ağır Ceza Mahkemesi’nin talep ettiği birleştirme kararı hakkında şöyle konuştu:

“Birleştirme kararı ilginç bir karar. Dosyada beraat kararına değinilmiyor. Suçun unsurları yok. Aman, diyor! Şu dosyaları birleştirin. Ama biz buna alışığız. Ne zaman Kavala’nın tahliyesi ihtimali doğsa karşımıza bir şeyler geliyor. Bugün de bu birleştirme kararı geldi.

Bu dosyaların birleştirilmesi ceza hukuku prensiplerine ihanettir. İstinaf mahkemesi kararı imkansızı aramaktadır. “

Av. Aytöre, iddianameler arasındaki tek hukuki ve fiili irtibatın Gezi Parkı (Hak Savunucuları) Davası ve görülmekte olan davanın iddianamelerini kaleme alan savcı Hasan Yılmaz olduğunu ileri sürdü. AİHM’nin bu suçlar arasında fiili bağlantı olmadığını söylediğini, birleştirme kararının tahliye kararına engel teşkil ettiğine dair hiçbir bulgu ve yasal düzenleme olmadığını ifade etti.

Savcının iddianamedeki "bir araya gelmek suretiyle görüşmeler gerçekleştirdikleri" ifadelerini hatırlatan Aytöre, iddianın Osman Kavala ile Henry Barkey’in Karaköy'de karşılaşmalarından ibaret olduğunun altını çizdi. Karar aşamasına gelen mevcut dosyanın Gezi Davası ile birleştirilmesinin usul ekonomisine hizmet etmediğini vurguladı. Av. Aytöre, Osman Kavala’nın tahliyesini engelleyecek herhangi bir durumun ceza hukukuna ihanet olacağını söyledi. Birleştirme kararı verilse bile üç yılı aşkın süredir kesintisiz tutuklu bulunan müvekkili hakkında tahliye kararı verilebileceğini vurguladı.

Daha sonra söz alan savunma avukatı İlkan Koyuncu oldu. İki tanık beyanının (C.F.B ve L.A) birbirleriyle çeliştiğine dikkat çekerek bu tanıklardan birinin yalan söylediğini ifade etti. Avukat Koyuncu, tanık C.F.B’nin “kişisel husumeti” nedeniyle verdiği ifadeleri hakkında, yalan tanıklık suçlamasıyla suç duyurusunda bulunulmasını talep etti.

Savunma adına söz alan son avukat Köksal Bayraktar, birleştirme kararının hukuka aykırı olduğu yönündeki beyanlarını ayrıntılandırdı, “Hukuk ya vardır ya yoktur” diyen avukat Bayraktar, 30. ve 36. Ağır Ceza Mahkemeleri’nin birleştirme kararlarıyla “hukuku açıkça ihlal ettiğini” savundu. Birleştirme kararının savunma avukatlarına sorulmadan verilmesine “Ben hayatımda hiçbir mahkemede avukatların böyle bir muamele gördüğünü görmedim” ifadeleriyle tepki gösterdi.

“Biz neyiz, biz hiç miyiz efendim? Biz avukatlar ile ilgili en ufak saygı yok mu? Nice Asliye Ceza Mahkemesi’nde bile birleştirme talebine yönelik bize fikrimiz sorulur. Biz bu yargılama sürecinin bir parçası değil miyiz?”

Hüküm

Verilen aradan sonra kararını açıklayan İstanbul 36. Ağır Ceza Mahkemesi;

  1. Mevcut dosyanın, Bölge Adliye Mahkemesi’nin bozma kararı sonrası İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi’nde bulunan dosya ile birleştirilmesine,
  2. Kararın kesinleşmesinden sonra mevcut mahkemede görülen dosyanın kapatılmasına,
  3. Henry Barkey hakkındaki tutuklama kararının infazının beklenmesine,
  4. Tanık C.F.B hakkında yalan tanıklık suçlamasıyla suç duyurusunda bulunulması hususunun dosyaların birleştiği 30. Ağır Ceza Mahkemesi’ne bırakılmasına,
  5. Osman Kavala’nın tutukluluk halinin devamına karar verildi.