Irak: ABD öncülüğündeki koalisyon, Irak güçleri ve İslam Devleti arasındaki savaş, batı Musul’daki siviller için felakete sebep oluyor

Uluslararası Af Örgütü tarafından yayımlanan yeni bir rapor Musul’da savaş halindeki taraflar arasında mahsur kalan siviller arasındaki can kaybı ve yaralanmaların boyutlarını açığa çıkardı. Rapora göre, İslam Devleti batı Musul’daki aileleri canlı kalkan olarak kullanmak üzere kasten mahsur bıraktı. Irak güçleri ve ABD öncülüğündeki koalisyon ise rastgele ateşlenen, patlayıcı silahlar kullanarak binlerce sivilin ölümüne yol açtı. Yapılan bazı ihlaller savaş suçu olarak nitelendirilebilecek boyutta.

Uluslararası Af Örgütü yayımladığı yeni bir raporda, batı Musul için verilen savaşta mahsur kalan siviller arasındaki can kaybı, yaralanma ve ıstırabın korkunç boyutlarını gözler önüne serdi. Rapor, kendisini İslam Devleti (İD) olarak adlandıran grubun batı Musul yakınlarındaki köylerde yaşayan sivilleri nasıl savaş alanına taşıdığını, evlerinde mahsur bıraktığını, kaçmalarını engellediğini ve canlı kalkan olarak kullandığını belgeliyor. Raporda ayrıca, Iraklı güçler ile koalisyon güçlerinin sivilleri korumak üzere gerekli tedbirleri almakta yetersiz kaldığı, aksine onları nüfusun yoğun olduğu sivil yerleşimlerde katiyetle kullanılmaması gereken silahlardan açılan dehşet verici bir yaylım ateşine maruz bıraktığı belirtiliyor.

Bedeli ne olursa olsun: Batı Musul’da sivil felaket raporu 2017’nin Ocak ayından Mayıs ayı ortasına kadar batı Musul’da yaşanan silahlı çatışmaları mercek altına alıyor. Batı Musul sakinleri, uzmanları ve araştırmacılarından oluşan 151 kişi ile görüşmeler yapan Uluslararası Af Örgütü araştırmacıları, 100’den fazla kişinin yaralanmasına ve en az 426 kişinin ölümüne yol açan toplamda 45 saldırıyı belgeleyerek, bunlar arasından Irak güçleri ile ABD öncülüğündeki koalisyon tarafından gerçekleştirilen dokuz saldırıyı inceledi.

Uluslararası Af Örgütü Ortadoğu Araştırmaları Direktörü Lynn Maalouf konuya ilişkin açıklamasında, ‘‘Musul’un geri alınma operasyonu sırasında gerçekleşen sivil ölümlerin boyutları ve vahameti, Irak hükümeti ve ABD öncülüğündeki koalisyona katılan ülkelerin en yüksek mercileri tarafından derhal kamuoyu önünde açıklanmalıdır,’’ dedi.

Lynn Maalouf açıklamasını şöyle sürdürdü:‘‘Musulluların tanık olduğu vahşet ve çatışan tarafların insan hayatını bu denli hiçe sayması cezasız kalmamalıdır. Aileler bütünüyle yok edilmiştir ve bunların bir kısmı hala enkaz altındadır. Musullular, bu operasyonun yürek parçalayıcı etkilerinin layıkıyla anlaşılmasını mümkün kılmak üzere, adalet ve telafinin sağlanacağına dair kendi hükümetleri tarafından yapılacak bir açıklamayı hak ediyorlar. Uluslararası hukukun çiğnendiğine ilişkin somut deliller bulunan tüm vakalar için etkin soruşturmaların yapılması ve sonuçların kamuoyuyla paylaşılması ile yükümlü bağımsız bir komisyon derhal kurulmalıdır.’’

İD’nin gerçekleştirdiği ihlaller: Zorla yerinden etme, infazlar ve canlı kalkan kullanma

İD Ekim 2016’dan beri, kendi kontrol ettiği alanların çevresindeki köylerde yaşayan sivilleri kontrolündeki alanlara taşıdığı sistematik bir zorla yerinden etme politikası uyguladı. İD, bu sivilleri daha sonra canlı kalkan olarak kullandı.

Tel Arbeed köyünde yaşayan ve IŞİD tarafından batı Musul’a göç etmeye zorlanan “Abu Haidar” Uluslararası Af Örgütü’ne şunları söyledi:

“[İD] bize gitmemizi, aksi takdirde öldürüleceğimizi söyledi. Buraya canlı kalkan olarak getirildik. İD bizi kendileri ile roketler arasında durmamız için buraya getirdi. Tüm bunlar Musul operasyonu başlamadan hemen önceydi… Irak güçleri ilerlediğinde İD geri çekildi ve geri çekilirken birçok sivili beraberlerinde götürdüler.”

İD sivillerin güvenle tahliye olmalarını engellemek için onları kapılarını sıkıca kilitledikleri ve çıkışlarına bubi tuzakları kurdukları evlerinde mahsur bıraktı ve kaçmaya çalışan yüzlerce, belki binlerce kişiyi infaz etti.

Musullu Mohsen yaşadıklarını Uluslararası Af Örgütü’ne şu sözlerle aktardı: ‘‘Arka kısmında jeneratör olan kamyonetlerle geldiler ve iki kapı arasındaki boşluğu kaynakla kapattılar. Bunu sadece bizim evimize değil, daha kötüsü, yüzlerce insanın kaldığı mahallemizdeki başka bir eve de yaptılar.’’

“Hasan” adındaki başka bir sivil ise İD’nin kaçmaya çalışan kişilerin bedenlerini elektrik direklerine astığına tanık olmuş: ‘‘Hiçbir seçeneğimiz yoktu. Kalsan, savaş nedeniyle evinde ölüyordun. Kaçmaya çalışsan seni yakalıyorlar, öldürüyorlar ve ibret olsun diye bedenini elektrik direğine asıyorlardı. Dört komşum kaçmaya çalışırken yakalandı, onları elektrik direğinde asılı gördüm. Orada günlerce asılı olarak kaldılar. 15’le 50 arasında kişiyi böyle astılar.’’

Kaçmaya çalışırken İD tarafından yakalanıp öldürülme korkusu, birçok sivilin çatışmalar doruğa ulaşana dek beklemesini gerektirmiş. Siviller ancak İD güçleri çatışmakla meşgulken ön saflardan kaçıp Irak güçlerine ulaşabilmişler.

Irak güçleri ve ABD öncülüğündeki koalisyon tarafından gerçekleştirilen ihlaller: Yasadışı saldırılar ve rastgele ateşlenen patlayıcı silahların kullanımı

"Irak güçleri geldiğinde havan topları ve roketler de beraberinde geldi.’’ – Mohsen.

İD’nin sivilleri savaşmaya zorlaması ve kaçmalarını engellemesi nedeniyle, batı Musul’da İD’nin kontrol ettiği bölgelerde yaşayan nüfus savaşın şiddetini artırmasıyla birlikte giderek çoğaldı. Irak güçleri ve ABD’nin öncülük ettiği koalisyon ise bu durumu gözeten savaş taktikleri uygulamadı ve nüfus yoğunluğu yüksek kentlerde geniş sahaları etkileyen ve rastgele ateşlenen patlayıcı silahları kullanmayı sürdürdüler.

Lynn Maaoluf konuya ilişkin açıklamasında, ‘‘İD’nin insanları canlı kalkan olarak kullanması hükümetle işbirliği yapan güçlerin sivilleri korumaya yönelik sorumluluğunu azaltmaz. Askeri yetkililer, gerçekleştirdikleri saldırıların hukuk sınırları dışına çıkmadığından emin olmalarını mümkün kılacak şekilde silahların kullanımında fazlasıyla özen göstermeliydiler” dedi.

Uluslararası Af Örgütü, ABD öncülüğündeki koalisyon ve Irak güçlerinin, amaçladıkları askeri hedefleri vurmak yerine sivilleri öldürdüğü veya yaraladığı ya da sivil hedeflere zarar verdiği benzer türde saldırılar belgeledi. Bazı durumlarda, sivil ölümlerin veya yaralanmaların, şartlara uygun olmayan silahların kullanılması ya da nişan alınanın bir askeri hedef olduğunun doğrulanmasına ilişkin gerekli önlemlerin alınmaması nedeniyle gerçekleştiği anlaşılıyor.

Askeri hedefin vurulduğu düşünülen saldırılarda dahi şartların gerektirmediği derecede güçlü silahların kullanılmış olması veya gerekli tedbirlerin alınmaması, aksi yapıldığı takdirde yaşanmayacak sivil kayıplara sebebiyet verdi. Örneğin, 17 Mart 2017’de Musul’un al-Jadida mahallesinde iki İD keskin nişancısını hedef alan ABD hava saldırısı en az 105 sivilin ölümüne yol açtı. ABD Savunma Bakanlığı’nın öne sürdüğünün aksine sorumluların,  ardıl patlamaların olup olmadığı önem teşkil etmeksizin, beklenen askeri kazanıma oranla fazlasıyla güçlü bir 500lb’lik bombanın kullanılmasının siviller açısından yarattığı riski gözetmiş olması gerekmekteydi.

Batı Musul’un Al-Tenak mahallesinde yaşayan Mohamed, saldırıyı Uluslararası Af Örgütü’ne şöyle anlattı: ‘‘Hava saldırısı İD’nin keskin nişancılarını hedef aldı. Bir saldırı iki katlı bir evi tamamen yok etti. Gece gündüz bombaladılar. Birçok evi vurdular. Bir evi vurdular, sonra diğer tarafta iki evi daha bombaladılar. Çok sayıda insanı öldürdüler.’’

Lynn Maalouf açıklamasında ayrıca şu ifadelere yer verdi: ‘‘Irak güçleri ve ABD öncülüğündeki koalisyon, sadece Musul’da değili, Irak ve Suriye’nin her bölgesinde iştirak ettikleri savaşı uluslararası hukuka ve standartlara uygun biçimde sürdürdüklerinden emin olmak zorundadır. Bu savaşa katılan devletler, savaşın askeri yönüne odaklanmakla kalmamalı, çatışmalarla kuşatılan ve İD tarafından istismar edilen sivillerin olağanüstü acılarını dindirmek üzere gerekli kaynakları da ortak bir şekilde sağlamalıdır.’’

---

Daha fazla bilgi veya mülakatlar için Uluslararası Af Örgütü Ortadoğu ve Kuzey Afrika Medya Direktörü Tarek Wheibi ile bağlantıya geçebilirsiniz:  tarek.wheibi@amnesty.org; +961 81 666 428