İfade Özgürlüğü




Fikirlerin önemli. Ne düşündüğünü söylemek, bilgi paylaşmak ve dünyanın daha iyi bir yer olmasını istemek senin hakkın. Ayrıca, hakların gereğince, yönetenlerle aynı fikirde olabilir veya olmayabilir ve bu fikirlerini barışçıl protestolarda ifade edebilirsin. Bu hakların korku duymadan ve hukuka aykırı müdahalelere uğramadan kullanılabilmesi, insanların adalete erişebildiği ve insan haklarından faydalanabildiği açık ve adil toplumlarda temel önemdedir. Ancak dünyanın dört bir yanında devletler, devamlı olarak fikirlerini ifade ettikleri için insanları hapsediyor (veya daha kötüsünü yapıyor) ve tüm bunlar, neredeyse tüm ülkelerin anayasası ifade özgürlüğünün değerinden söz ettiği halde yaşanıyor.

Devletler nefret söylemini ve kışkırtıcı söylemleri önlemekle yükümlüdür; fakat birçok devlet, barışçıl muhalefeti bastırmak için ifade özgürlüğünü suç haline getiren yasalar çıkartarak yetkisini kötüye kullanıyor. Bu uygulamalar genellikle terörle mücadele, ulusal güvenlik veya dini inançlar adına yapılıyor. İfade özgürlüğü, daha yakın dönemde; aktivistler, sivil toplum örgütleri ve mültecilerle göçmenlere destek olan kişiler üzerinde baskı kurmak isteyen devletlerce tehdit edilmeye başlandı.

Devletlerin aksi görüşlere ve muhalif seslere ne ölçüde tahammül gösterebildiği, genel anlamda insan haklarına nasıl yaklaştıklarıyla ilgili önemli bir gösterge.

Uluslararası Af Örgütü, herkesin kendisi veya başkaları adına görüşlerini barışçıl bir şekilde ifade etme hakkını destekler. Bu güvenlik güçlerinin uyguladığı şiddeti haber yapan bir gazeteci de olabilir, yetersiz çalışma koşullarını ortaya koyan bir sendikacı veya büyük şirketlere karşı yerli halkın toprak haklarını savunan bir topluluk önderi de olabilir.  Aynı şekilde büyük şirketlerin, güvenlik güçlerinin ve işverenlerin tutumunu destekleyen kişilerin de fikirlerini barışçıl biçimde ifade etme hakkını savunuyoruz.

Yalnızca fikirlerini barışçıl biçimde ifade ettiği için hapsedilen kişileri düşünce mahkumu olarak değerlendiriyor ve tüm düşünce mahkumlarının derhal ve koşulsuz olarak serbest bırakılması çağrısında bulunuyoruz.

Polis, Bolotnaya davasında mahkeme kararının açıklanması üzerine Tverskaya Caddesi’nde plansız bir şekilde gerçekleştirilen protestoyu şiddet kullanarak dağıtıyor. Şubat 2014, Moskova. © Alexander Baroshin / Uluslararası Af Örgütü

Polis, Bolotnaya davasında mahkeme kararının açıklanması üzerine Tverskaya Caddesi’nde plansız bir şekilde gerçekleştirilen protestoyu şiddet kullanarak dağıtıyor.
Şubat 2014, Moskova. © Alexander Baroshin / Uluslararası Af Örgütü

İfade özgürlüğü neden önemlidir?

İfade özgürlüğü hakkı, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin hepimizin sahip olduğu hakları genel hatlarıyla tarif eden 19. Maddesi ile güvence altına alınmıştır. Ayrıca bu hak, çeşitli uluslararası ve bölgesel sözleşmeler ile de hukuki anlamda korunmaktadır.

İfade özgürlüğünü savunmak daima Uluslararası Af Örgütü’nün en önemli çalışma alanlarından biri olmuştur. Güçlülerden hesap sormak için hayati önem taşıyan ifade özgürlüğü; düşünce, vicdan ve inanç özgürlüğü gibi diğer insan haklarının da temelini oluşturur ve bu hakların gelişmesini sağlar.

İfade özgürlüğü; kişinin kendi seçtiği kişilerle bir araya gelerek kulüp, cemiyet, sendika veya siyasi parti kurma ve bunlara katılma hakkını ifade eden örgütlenme özgürlüğüyle ve barışçıl bir gösteriye veya kamuya açık bir toplantıya katılma hakkını ifade eden barışçıl toplanma hakkıyla yakından ilişkilidir.

Ancak tüm bu özgürlükler, eleştirileri bastırmak isteyen hükümetler tarafından devamlı saldırıya uğruyor.

Örneğin şu an Mısır’da hükümeti eleştirmek son derece tehlikeli. Yetkililer, 2018 boyunca hicvetmek, tweet atmak, futbol takımlarını desteklemek, cinsel tacize karşı çıkmak, filmleri düzenlemek ve röportaj vermek gibi tamamen mantıksız bir dizi gerekçeyle en az 113 kişiyi gözaltına aldı.

Gözaltına alınan kişiler, “terörist gruplara üye olmak” ve “yalan haber yaymak” ile suçlandı. Aylarca mahkemeye çıkarılmadan gözaltında tutulan bu kişiler en sonunda askeri mahkemelerce çeşitli cezalara mahkum edildiler. Diğer ülkelerde olduğu gibi Mısır’da da sivillerin askeri mahkemelerde yargılanmasının başlı başına adaletsizlik olduğu biliniyor.

Türkiye’de de sıklıkla benzer gözaltılar ve tutuklamalar gerçekleştiriliyor. Türkiye’nin 2019 yılında Suriye’nin kuzeydoğusunda yürüttüğü askeri harekatla ilgili haber veya yorumları nedeniyle yüzlerce kişi gözaltına alındı. Resmi sayılara göre, yalnızca harekatın ilk haftasında 839 sosyal medya kullanıcısı hakkında “suç içerikli paylaşımlarda” bulundukları gerekçesiyle soruşturma açıldı. Bu kişilerden 186’sının polis tarafından gözaltına alındığı, gözaltına alınanlar arasından 24 kişinin ise tutuklandığı bildirildi.

Basın özgürlüğü

Basının bizi ilgilendiren ve hayatlarımızı etkileyen konularda özgürce haber yapabilmesi, haklara saygılı her toplumun temel taşıdır. Ancak birkaç örnek vermek gerekirse Azerbaycan, Türkiye ve Venezuela’da gazeteciler baskı görüyor ve saldırılara uğruyor.

Tanzanya Parlamentosu Haziran 2019’da, diğer birçok ihlalin yanı sıra sansürü de yerleşik bir uygulama haline getirecek olan Yazılı Kanunlar Yasası’nı hızlı bir şekilde onayladı. Tanzanya’da gazeteciler halihazırda basın kuruluşlarının “ulusal açıdan önemli haberler ve konuları hükümetin yönlendirdiği şekilde basmaları veya yayınlamalarını” gerektiren basın hukukunun cenderesi altında gazetecilik yapıyor.

Temmuz 2019’da Filipinler’de internette yayın yapan haber kanalı Rappler’ın idari direktörü Maria Ressa’ya açılan hakaret davası başladı. Filipinler’in Devlet Başkanı Rodrigo Duterte’nin başlıca muhaliflerinden biri olan Ressa, Rappler’ın uyuşturucuyla mücadele adı altında yürütülen operasyonlar sırasında polisin ve kimliği belirsiz silahlı kişilerin Duterte’nin doğrudan teşvik etmesiyle binlerce kişiyi yargısız infaz ettiğine ilişkin ayrıntılı soruşturmaları yayınlamasının ardından Şubat 2019’da, asılsız hakaret suçlamalarıyla gözaltına alınmıştı. Ressa’nın yargılandığı dava büyük bir kesim tarafından devletin basın özgürlüğünü hedef aldığı bir saldırı olarak değerlendiriliyor.

Çatışma dönemlerinde baskılar daha da ağırlaşabiliyor. Buna benzer bir durumun yaşandığı Myanmar’da, güvenlik güçlerinin Arakan Eyaletindeki Arakanlı erkekleri ve erkek çocukları öldürmesine ilişkin araştırma yapan gazeteciler gözaltına alınmış ve uluslararası baskılar sonucunda serbest bırakılana dek cezaevinde tutulmuştu.

İfade özgürlüğü

İfade özgürlüğü, son derece kırıcı olabilecek ifadeler de dahil olmak üzere tüm fikirlere ilişkin ifadeleri kapsar. İfade özgürlüğü uluslararası hukukun güvencesi altındadır; ancak başkalarının haklarını ihlal eden, nefreti savunan ve ayrımcılığı veya şiddeti körükleyen ifadeler yine uluslararası hukuk gereğince meşru bir şekilde sınırlandırılabilir. Yine de ifade özgürlüğüne yönelik tüm sınırlandırmalar hukuk çerçevesinde belirlenmeli, kamu çıkarlarını veya başkalarının haklarını korumalı ve bu amaç doğrultusunda kuşkuya yer bırakmayacak ölçüde gerekli olmalıdır.

Uluslararası Af Örgütü’nün 2018’de yayımladığı bir araştırma, Twitter’da kadınlara yönelik şiddet ve istismarın arttığını ve çoğunlukla bununla ilgili hiç kimseden hesap sorulmadığını ortaya çıkarmıştı. Twitter kadınların kendilerini özgürce ifade edebildiği ve seslerini güçlü bir şekilde duyurabildiği bir platform olmak yerine, kadınları paylaşımlarını sansürlemeye ve etkileşimlerini sınırlandırmaya itiyor. Şiddet ve istismarla ilgili bildirimleri şeffaf bir süreçle yeterli ölçüde soruşturup gereğini yapmayan Twitter, bir şirket olarak internette kadın haklarına saygı gösterme yükümlülüğünü yerine getirmiyor.

Dijital sınırlar

Dijital dünya çok daha fazla sayıda kişinin, devletlere ve şirketlere itiraz etmek gibi amaçlar doğrultusunda da olmak üzere ihtiyacı olan bilgilere erişimini mümkün kıldı. Bilgi güçtür; internet, dünya üzerindeki yedi milyar insanı ciddi derecede güçlendirme potansiyeline sahip.

Fakat günümüzde ifade özgürlüğü halen maddi zenginliğe, ayrıcalıklara ve toplumdaki yerimize bağlı. Varlıklı ve güçlü olanlar, görüşlerini ifade etmekte çoğunlukla hiçbir sınırlandırmayla karşı karşıya kalmıyor.

Bazı devletler dijital iletişim kanallarını güvenlik duvarıyla çevrelemeye veya örneğin Mısır’da, Sudan’da ve Zimbabve’de olduğu gibi kitlesel sokak eylemlerine karşılık interneti kesmeye giderek daha sık bir şekilde başvuruyor. İran, Çin ve Vietnam uzun zaman dijital bilgiye erişimi kontrol altında tutmalarını mümkün kılacak sistemler geliştirmeye çalıştı. Hindistan’ın kuzeyindeki Keşmir bölgesinde her türlü toplumsal kargaşa durumunda mobil internet ve iletişim imkanları askıya alınıyor. Uluslararası Af Örgütü olarak web sitemizin Çin’de engellenmemesi için devamlı yeni yöntemler bulmaya çalışıyoruz.

Ayrıca devletler, aktivistlerin ve gazetecilerin şahsi e-postalarını okumak ve yaptıklarını gizlice kaydetmek üzere bilgisayarlarındaki kameraları veya mikrofonları uzaktan açmak için tehlikeli ve karmaşık teknolojiler kullanıyor. Uluslararası Af Örgütü ile çeşitli insan hakları ve teknoloji örgütleri 2014’te, aktivistlerin cihazlarındaki gözetim amaçlı casus yazılımları tespit etmelerini sağlayacak basit bir uygulama olan ‘Detekt’ uygulamasını tasarlamıştı.

Türkiye’de ifade özgürlüğü tehdit altında!

Uluslararası Af Örgütü, ifade özgürlüğünün giderek artan düzeyde bir baskı ve sürekli bir saldırıyla karşı karşıya kaldığı Türkiye’de de bu alanda yoğun çalışma yürütüyor. İfade özgürlüğü hakkını kullanan insan hakları savunucuları, gazeteciler, siyasi aktivistler, avukatlar ve diğer birçok kişi aleyhinde her yıl yüzlerce kovuşturma açılıyor. Özellikle Temmuz 2016’daki darbe girişiminden ve olağanüstü hal ilan edilmesinden bu yana, hükümeti eleştiren akademisyenler, gazeteciler ve yazarlar cezai soruşturma ve yargılanma, yıldırma, taciz ve sansür riski altında bulunuyor.

Bu tür davalar ve baskılar genellikle, devleti eleştiren veya hassas meseleler hakkında resmi görüşün aksi fikirler ifade eden kişilere yönelik gerçekleşiyor. Siyasi konuşmalar, eleştirel yazılar, gösterilere katılım ve yasal siyasi grup ve örgütlerle bağlantı da dâhil olmak üzere, meşru eylemleri kovuşturmak için terörle mücadele yasaları ve diğer yasalar keyfi bir şekilde kullanılıyor.

Bununla birlikte özellikle 2013 yılında gerçekleşen Gezi Parkı eylemlerinden bu yana başta muhalif görüşlerin ifade edildiği eylemler olmak üzere barışçıl toplanmalar da engelleniyor.

9 Ekim 2019 tarihinde, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Suriye’nin kuzeydoğusuna yönelik başlattığı askeri harekatın ardından Türkiye’de yüzlerce kişi gözaltına alındı. Farklı görüşlere tahammülsüzlük Türkiye’nin sınırlarını da aşmış durumda. Harekatın başlamasından bir gün sonra, askeri harekata ilişkin bir basın açıklamasında, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), hem Türkiye içinde hem de dışında yayın yapan kuruluşları izlediğini duyurdu.

Türkiye, Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi’ne (ICCPR) ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) taraf bir devlettir ve dolayısıyla da Türkiye’nin bu bağlayıcı sözleşmelerde yer verilen haklara saygı gösterme, bu hakları koruma ve teşvik etme yükümlülüğü bulunmaktadır.

Uluslararası Af Örgütü yetkilileri, Türkiye yasalarının temel bir insan hakkı olan ifade özgürlüğü hakkını koruyan uluslararası standartlarla uyumlu hale getirilmesini ve basın özgürlüğü de dahil olmak üzere ifade özgürlüğünü kullandığı için tutuklanan kişilerin serbest bırakılmasını sağlamaya çağırıyor.