Gezi iddianamesi ve hedefteki sivil toplum tartışıldı

19 Haziran Çarşamba günü Point Hotel'de düzenlenen "Gezi iddianamesi - Hedefteki sivil toplum" panelinde, Gezi iddianamesinde yer alan suçlamaların sivil toplum faaliyetleri açısından ne anlama geldiği tartışıldı. Civil Rights Defenders, Eşit Haklar İçin İzleme Derneği, Hakikat Adalet Hafıza Merkezi, Hak İnisiyatifi, İnsan Hakları Derneği, İnsan Hakları Gündemi Derneği, Sosyal Politikalar, Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği, Türkiye İnsan Hakları Vakfı, Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi ve Yurttaşlık Derneği iş birliğiyle düzenlenen panelde Gezi davası nezdinde sivil topluma yönelik baskılar ve sivil toplumun baskılara karşı neler yapabileceği konuşuldu.

Panelin ilk oturumunda gazeteci Mehveş Evin moderatörlüğünde Gezi iddianamesindeki hukuki tartışmalar ele alındı ve sivil toplum faaliyetlerini suç olarak lanse eden bazı yaklaşımlar eleştirildi. Uluslararası Af Örgütü Dava Gözlem Sorumlusu Av. Duygu Türemez, özellikle toplanma özgürlüğü açısından Gezi iddianamesinde yer alan bazı suçlamaları değerlendirdi. Ardından söz alan Av.Hürrem Sönmez ise Gezi iddianamesinde ileri sürülen suçlamaları ve delilleri değerlendirdi. Son olarak gazeteci Gökçer Tahincioğlu da iddianamede dikkat çeken bazı tartışmalı detayları aktardı.

İkinci oturumda Uluslararası Af Örgütü Kampanyalar ve İletişim Direktörü Tarık Beyhan moderatörlüğünde Türkiye İnsan Hakları Vakfı'ndan Şebnem Fincan Korurcu, Yaşama Dair Vakıf'tan Mehmet Ali Çalışkan, Yurttaşlık Derneği'nden Emine Uçak ile Hak İnisiyatifi'nden Suphi Çörekçi, sivil toplum üzerindeki baskıları ele aldı.  Moderatör Tarık Beyhan, sivil toplum üstündeki baskıların Türkiye'ye özel bir durum olmamakla birlikte Türkiye'de de oldukça ağır hale geldiğini belirtti. 

Türkiye İnsan Hakları Vakfı'ndan Şebnem Korur Fincancı, hem İnsan Hakları Derneği'nin hem de Türkiye İnsan Hakları Vakfı'nın kurulduğu günden bu yana baskı altında olduğunu ve polis baskınlarına uğradığını belirtti. Fincancı "Bugün bu saldırılar şöyle bir farkla devam ediyor: O günlerde davalara konu olurduk, yargılanırdık. Soruşturmalar takipsizlikle sonuçlanırdı, davaya dönüştüyse de beraat ederdik. Şimdi öyle olmuyor. Şimdi soruşturmalar 3 gün sonra da olsa 3 yıl sonra da olsa kopyala yapıştır iddianameler olarak karşımıza çıkıyor. O iddinameler sonucunda da ceza veriliyor" değerlendirmesinde bulundu.

Yaşama Daire Vakıf'tan Mehmet Ali Çalışkan ise 28 Şubat'ta yaşananların benzerine şahit olduklarını belirterek,  "Bugün Gezi davasının etrafında kümelenmiş çoğunluğunu seküler sivil toplum kuruluşlarının oluşturduğu kümenin devletin sivil toplum kuruluşlarıyla ilişki kurma tarzı açısından benzerliği açısından söylüyorum. 28 Şubat darbesi döneminde bir dizi seküler sivil toplum kuruluşunu, bir dizi İslami sivil toplum kuruluşunu suçlayan bir pozisyon almaya itmişti, onlar da bu pozisyonu almıştı. Bugün de benzer birşey yaşıyoruz" dedi.

Yurttaşlık Derneği'nden Emine Uçak ise sosyal haklar alanında çalışan derneklerin, hak savunucusu derneklerden ayrılmaması gerektiğini söyledi ve şöyle devam etti: 

"Sosyal hakları savunmanın da hak savunuculuğu olduğunu görmek lazım. Bunu görmemek sosyal hakları savunan hizmet sağlama temelinde çalışan STK'ların kendilerini dışarıda tutmalarına neden oluyor. Hizmet sağlama temelli STK'ların yaptıkları işlerin zarar görmemesi için kendilerini davaların dışında tutmaları onlar için de handikap. Bu kurumların hak savunucusu STKlarla birarada durabilmesi için hak savunucusu derneklere kapı açan bir dil kullanmaları gerekiyor."

Son olarak söz alan Hak İnisiyatifi'nden Suphi Çörekçi: "Mağduriyetleri birbiriyle yaraştırmadan, mazlumun hakkını vermek lazım. Her grup katkıda bulunmalı. 28 Şubat'ta yaşananların aynısını Gezi iddianamesi konusunda yaşıyor. Ben 28 Şubat'ı yaşadım. Dindar bir insan kimliğimle şunu söyleyebilirim, o dönemlerde insanlar istediklerini söylediğinde en fazla 312'den ceza veriyorlardı, şimdiyse terör örgütü propagandasından ceza vermeye başlıyorlar. Türkiye olumsuza evrildi" değerlendirmesinde bulundu.