Cumartesi Anneleri Davası

Cumartesi Anneleri'nin 25 Ağustos 2018'de gerçekleşen 700. hafta buluşmasına etkinliğin aynı gün Beyoğlu Kaymakamlığı tarafından yasaklandığı ifade edilerek biber gazı ve kalkanlarla polis müdahalesi gerçekleştirildi. Aralarında kayıp yakınları, insan hakları savunucuları, gazeteciler ve siyasi parti temsilcilerinin bulunduğu en az 46 kişi gözaltına alındı.

Arka Plan Bilgisi

Cumartesi Anneleri 7 Mayıs 1995’ten beri her cumartesi saat 12.00’de Galatasaray Meydanı’nda buluşuyor. Bir araya geliş nedenlerini, “1936-2001 yılları arasında gerçekleşen ve 90’lı yıllarda sistematik bir devlet politikası olarak uygulanan zorla kaybetme mağdurlarının aileleri için tüm hak arama kanallarının kapatılmış olması” olarak tanımlıyorlar.

Cumartesi Anneleri, zorla kaybedilme olayları ile ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) muhtelif mahkumiyet ve hak ihlalleri kararlarına ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) raporlarında, yakınlarının gözaltında kaybedildiğinin ifade edilmesine rağmen “aileleri için tüm hak arama kanallarının kapatılmış olduğunu” belirtiyorlar.

Cumartesi Anneleri’nin barışçıl gösterilerindeki talepleri şöyle sıralıyor:

  • Gözaltında kaybetme suçundaki sorumluluğun kabul edilmesi
  • Gözaltında kaybedilenlerin akıbeti açıklanması, kalıntılarının ailelerine teslim edilmesi
  • Gözaltında kaybetme suçunun fail ve sorumlularını koruyan cezasızlığa son verilmesi ve adalet sağlanması
  • Gözaltında kaybetme fiilinin insanlığa karşı işlenen suç olarak düzenlenmesine, önlenmesine ve cezalandırılmasına yönelik yasal düzenlemeler yapılsın. Bir daha hiç kimse gözaltında kaybedilmemesi
  • Türkiye’nin, imzalamadığı Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanan Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme’nin ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni kuran Roma Statüsü'nü imzalanması, onaylanmasın ve uygulanması

Cumartesi Anneleri Buluşmaları

Galatasaray Meydanı’nda, zorla kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanmasını talep etmek için buluşan Cumartesi Anneleri’nin eylemini, Beyoğlu Kaymakamlığı 700. barışçıl protestosunun gerçekleşeceği 25 Ağustos 2018 günü yasakladı.

700. hafta etkinliği öncesi sabah saatlerinde İnsan Hakları Derneği’nde (İHD) buluşan grup, üzerinde “Cumartesi Anneleri” yazılı tişörtleri ve ellerinde kırmızı gül ve karanfillerle Galatasaray Meydanı’na hareket etti. Hazırlanan pankart ve dövizler eşliğinde meydana girmek isteyen etkinlik katılımcıları, insan hakları savunucuları ve gazeteciler polis engeliyle karşılaştı. Polis, Beyoğlu Kaymakamlığı’nın yasağı uyarınca grubun alana alınmayacağını, söyledi.

Polis güçlerinin kararını sosyal medya hesabından duyuran Cumartesi Anneleri protestocuları, eylemi önceki 699 haftada olduğu gibi Galatasaray Meydanı’nda oturarak gerçekleştireceklerini bildirerek ve el ele tutuşarak meydanda oturma eylemine başladılar. Milletvekilleri de el ele tutuşarak gruba katıldı.

Polisin biber gazı ve kalkanlarla gerçekleştirdiği müdahale neticesinde aralarında kayıp yakınları, insan hakları savunucuları, gazeteciler ve siyasi parti yöneticilerinin de bulunduğu en az 46 kişi gözaltına alındı. Gözaltılar sonrasında, polis güçleri İstiklal Caddesi’nde bulunan Cumhuriyet Halk Partisi Beyoğlu İlçe Başkanlığı’na girme girişiminde bulundular. Binanın kepenklerinin indirilmesinin ardından polis vazgeçti. Protesto sonrası polis Hazzo Pulo hanına kaçışan bazı protestoculara gaz kullanarak müdahale etti. Gözaltılar sırasında yaralanan kişiler bu durumu darp raporlarıyla kayıt altına aldılar Gözaltına alınan kişiler yaklaşık 10 saat gözaltında tutuldular.

İçişleri Bakanı’nın yasak kararı hakkında beyanları

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, iki gün sonra kaymakamlara hitap ettiği 104. Dönem Kaymakamlık Kursu açılış programında yasak kararı hakkında şu beyanlarda bulundu:

"1995 yılından beri süregelen Cumartesi Anneleri adını verdikleri bir eylem ortaya koyuyorlar. Bunu da Galatasaray Lisesi önünde yapıyorlar. Peki bu işin aslı nedir? Ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir suçla yıllardan beri niçin suçlanmaktadır? 1995, yıl 2018 kamuoyu detayları pek bilmiyor olabilir.”

Soylu beyanlarında, üyesi olduğu bir örgüt tarafından infaz edilen bir kişinin ismini vererek bu kişinin ölümünün “gerçekleştirilmiş bir örgüt içi infazın suçunu devlete yıkmaya çalışan bir örnek” olduğunu iddia etti.

“Masumane bir maskeyle göstermeye çalışıyorlar. Birileri de bu işlerin peşlerinden gidiyor. Anlı şanlı kendilerini nitelerken memleket, millet, vatan, din, İslam diye nitelendirenler de bu işlerin peşlerinden gidiyorlar. Kayıp falan değil. Gözaltına alınmış da değil.”

Süleyman Soylu, eğitim görecek kaymakamlara hitap ettiği konuşmasında yasak kararına değinmesini şöyle açıkladı:

“Bunu size şunun için anlatıyorum. Bunların farklı versiyonlarıyla kaymakamlık hayatınızda karşılacaksınız, inşallah valiliklerinizde de karşılaşacaksınız. Devletin önemli kademelerinde karşılacaksınız. Örgüt infaz ediyor ve bir kenara bırakıyor. Bu olay üzerinden bir mağduriyet hikayesi üretiliyor ve yıllardır annelik üzerinden bir istismar ortaya konuluyor.”

Soylu, yasak kararını şöyle gerekçelendirdi:

“700. gösterilerini yapmak istediler. İzin vermedik. Doğrudur. Çünkü bu istismarın artık bu kandırmacanın bir son bulmasını istedik. Ne yapsaydık yani? Anneliğin terör örgütü tarafından istismar edilmesine, anneliğin terör kılıfı yapılmasına göz mü yumsaydık?”

Müdahaleyi gerçekleştiren güvenlik güçleri hakkında yargılama süreci

Cumartesi Anneleri, 10 Eylül ve 26 Eylül 2018 tarihlerinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na ilgili kamu görevlilerinin barışçıl toplanma ve ifade özgürlüklerini kullanmalarını engelledikleri ve işkence ederek kendilerini yaraladıkları suçlamasıyla suç duyurusunda bulunarak darp görüntülerini ve darp raporlarını sundular. 

Şikayetimiz hakkında İstanbul Valiliği tarafından “ilgili görevliler hakkında soruşturma izni verilmemesine, tüm şikayetçilerin iddiaları ile ilgili olarak ise disiplin soruşturması açılmasına gerek olmadığına ve dosyanın işlemden kaldırılmasına” karar verildi.

Cumartesi Anneleri İstanbul Valisi ve Beyoğlu Kaymakamı hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına “görevi kötüye kullanma” nedeniyle suç duyurusunda bulundu. Bu suç duyurusu hakkında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “İşleme Konulmama Kararı” verildi. Yargıtay l. Daire’ye yapılan itiraz ise “…bu karara karşı yasada herhangi bir itiraz yolu öngörülmediğinden yapılan itirazların incelenmeksizin reddine” karar verildiği gerekçesiyle reddedildi.

 

İddianame

Milletvekilleri hakkındaki dosya ayrıldıktan sonra 46 kişi hakkında düzenlenen iddianame 12 Ekim 2020’de tamamlandı. İddianamede tüm hak sahipleri hakkında “kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama” suçlamasıyla altı aydan (olası artırımla) dört buçuk yıla kadar hapis cezası talep edildi. İstanbul 21. Asliye Ceza Mahkemesi iddianameyi kabul etti. Yargılamanın ilk duruşması 25 Mart 2021’de görüldü.

 

1. Duruşma

Cumartesi Anneleri’nin 700. buluşmasına katıldıkları için “kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama” suçlamasıyla yargılanan 46 kişinin İstanbul 21. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılandıkları davanın ilk duruşması 25 Mart 2021’de görüldü.

Yargılanan kişi sayısının fazlalığı nedeniyle 33. Ağır Ceza Mahkemesi salonunda görülen duruşmada salon kapasitesi yetersiz kaldı. Salon kapısının önündeki alanın yargılanan hak sahipleri, avukatları, basın mensupları ve uluslararası gözlemcilerle dolu olduğu görüldü.

Duruşma öncesinde bir savunma avukatı, yargılanan kişilerden sekizinin ifadesinin, bu duruşmada alınacağını paylaştı. Duruşma salonuna yalnızca bu kişiler ve avukatlarının çağrılacağı söylendi. Daha sonra güvenlik personelinin, “sanıklar gelsin” demesi üzerine, salonun kapısı önünde kısa süreli izdiham yaşandı. Yargılananlar ve avukatlarının girmesinden sonra izleyiciler içeri alındı. İzleyicilerin bir kısmının dışarıda kaldığı ve salona giremediği görüldü.

Yargılama

Yargılanan Maside Ocak, Ali Ocak, Faruk Eren, Ali Yiğit Karaca ve Rober Koptaş’ın duruşmada hazır bulunduğu görüldü.

Savunma makamından ilk söz alan avukat, İnsan Hakları Derneği (İHD) Başkanı Öztürk Türkdoğan oldu. Türkiye’de 80’li ve 90’lı yıllarda çok sayıda faili meçhul cinayetin işlendiğini ve gözaltına alınma bahanesiyle kaybedilen fazla sayıda insan bulunduğunu söyleyen Türkdoğan, 1995 tarihli Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) araştırma komisyonu raporundaki çeşitli bulgulara değindi. 24. Dönem TBMM’sinde toplumsal barış yollarının araştırılması amacıyla kurulan komisyonun gözaltında kaybedilme gerçeğini gözler önüne serdiğini ifade etti. Cumartesi Anneleri ve İHD’nin İstanbul Şubesi’nin Şubat 2011’de dönemin Başbakan’ı Erdoğan ile bir görüşme gerçekleştirdiğine dikkat çekti.

“Kanuna göre yasak kararının 24 saat önceden tebliğ edilmesi gerekiyor. Tebliğ müdahaleden sonra gerçekleşti. Yasaklanma kararı ve toplantıdan önce tebliğ edilmemesi kanuna aykırı. Önceki AİHM yargıcı Rıza Türmen'in yasaklamaya ilişkin bir görüşü var (…).

Adalet arayan annelerin adalet arama eyleminin engellenmesi ve onlara dava açılması adalet duygusunu zedelemiş ve vicdanları yaralamıştır.”

Savunmalar sırasında salonun eşiğindeki güvenliklerin eşik dışından duruşmayı izlemeyi çalışan kişilerin görüş açısını kapatması üzerine hakim güvenlik görevlilerini şu ifadelerle uyardı, “Güvenlik görevlisi arkadaşlar vatandaşın görmesine engel olmasın.”

Hakim, avukat Türkdoğan’ın iddiasının Beyoğlu Kaymakamlığı’na sorulmasına karar verdi.

Yargılanan Hak Sahiplerinin Savunmaları

İddianamedeki suçlamalar hakkında beyanda bulunan ilk kişi; yakasında kaybedilen yakını Hasan Ocak’ın resmiyle kürsüye gelen Maside Ocak oldu.

“Boynumda gördüğünüz kişi benim abim Hasan Ocak. 26 yıl önce tam da bu günlerde, kapı kapı dolaşıp abimin nerede olduğunu soruyorduk. Bizim bu arayışımız sırasında abimden önce kaybedilen insanlarla da bir araya geldik. Abimin gözaltında olduğunu reddediyorlar ama abimi gözaltında gören iki tanık vardı.

Bizim başvurularımız sonuçsuz kaldı. Her yere gittik. Her yere ulaştık. Ama abimden bir iz bulamadık. Abimin cansız bedenine ait bir fotoğrafa ulaşabildik. Siz bu fotoğrafı görüyorsunuz ama ben abimin paramparça edilmiş fotoğrafını görüyorum.

 

Abim Beykoz'da bulunmuş. Abimin saatinin ve ayakkabı bağcıklarının olmadığı yazılıydı.

Biz 26 yıldır abimin gözaltına alınıp kaybedildiğine ilişkin, yasalarda sorumluluğu olanları mahkeme önüne çıkaramadık. Adli Tıp Kurumu raporuna göre abim ağır işkencelerden sonra tel veya iple boğulmuştu. Bununla ilgili ne kadar başvuru yaptıysak hiçbirinden cevap alamadık.”

Yaptıkları başvuruların takipsizlik (kovuşturmaya yer olmadığı) kararlarıyla sonuçlandığını söyleyen Ocak, “Türk polisinin işkence yapmayacağına olan inancımla bu kararı verdim diyen” diyen savcıların bulunduğuna dikkat çekti.

“26 yılda her cumartesi bir araya geldiğimiz abiler, ablalar ve kardeşlerle bir aile olduk. Orada biz acılarımızı birlikte yaşadık. Birbirimizin düğününe birlikte gittik. Berfo Anne’nin tabutunu Galatasaray Meydanı’nda hep birlikte taşıdık.

Bir mezar istemek bir ülkede nasıl suç olabilir? Ben bu u anlamakta zorluk çekiyorum.

Yasaları sizler biliyorsunuz, bizler de haklarımızı biliyoruz. Ama öyle bir şey yaşıyoruz ki ne sevdiklerinize ulaşabiliyoruz ne de haklarımızı kullanabiliyoruz.

“Adalet mülkün temeli” de bu adalet neden bize gelmiyor?

 O zaman 19 yaşındaydım şimdi 45 yaşındayım. 699 hafta boyunca her cumartesi gittim. Hep oradaydım. Orada yasalara aykırı hiçbir şey yapılmadı. Öztürk Bey’in dediği gibi darbe teşebbüsü ertesinde de OHAL'de de oradaydık. Beşiktaş'ta patlayan bombada da yandık. Suruç'ta da yandık. Birbirimize yaslanıp ağlarken bir karıncayı dahi incitmedik Taksim'de patlayan bombadan sonra Galatasaray Meydanı’na gelen herkesin yükümlülüğünü alma sorumluluğunu hissettiğimiz için oraya giren herkesin üzerinin aranması yönünde görüş de bildirdik.

Bize yasağa dair bir tebliğ ulaşmadı. Bize şifahen söylenen, yasaklandığıydı.

Etrafımız sarıldı. Biz orada annelerimizi bile koruyamadık. Kulağı duymayan ağabeyimin 'kulaklığım nerede?' diye bağırdığını gördüm. Yeğenimin orada sürüklendiğini gördüm.”

Ocak’ın beyanlarının ardından avukat Öztürk beraat talebini tekrarladı.

Kürsüye Ali Ocak geldi. 26 yıldır bu tür suçların açığa çıkarılması için her hafta adalet talebiyle Galatasaray Meydanı’nda buluştuklarını söyleyen Ocak, “Hiçbir devlet makamı bizim bu buluşmamızda bir suç tespit edemedi. Birçok mahkemede de bu tür olaylarda devletin etkin soruşturma yapmamak nedeniyle kusurlu bulunduğu açıktır” dedi.

“Hukuksuz ve sadece suçluları gizlemeye yönelik bu iddiaları reddediyorum.

Dağılın çağrısını, yasağı duymadım. Bir grup annemiz köşeye sıkıştırılmıştı. Güvenlik görevlileri şiddetli şekilde saldırdı. Saldırıya uğrayan bizdik. Bize dava açılması o saldırıyı gizlemek içindir.”

Kürsüye gelen Maside Ocak “O gün etrafımız sarıldığında yaşlı annelerimiz yanımızdaydı. Biz onları çıkaramadan yaka paça sürükleyerek çıkarttılar” dedi.

Yargılanan bir sonraki hak sahibi Faruk Eren kürsüye geldi.

“Ben de bir kayıp yakınıyım. Elmas Eren’in oğluyum. Kayıp yakını ne demek onu anlatmak istiyorum. Kardeşim, abim Hayrettin Eren 21 Kasım 1980’de gözaltına alındı. Alındığı anın ve gözaltı sürecinin birçok tanığı olmasına rağmen devlet ‘biz böyle birini gözaltına almadık’ dedi. Abim o tarihten beri gözaltında. Beklediler önce; gözaltı bitsin. Gözaltı süresi bitti. Abim hala bulunamadı. O zamandan beri Hayrettin Eren kayıp.

Umutla beklediler. Yıllarca annem, ölene kadar, abimin elbiselerini yarın gelecekmiş gibi tuttu. Bu devlet öyle bir devlet. En son “kemiğini verin bari” dediler.

Biz ilk sandık ki sadece bizim başımıza geldi. Sonra fark ettik ki gözaltı alınanların bir kısmı çıkmıyor. Eylem başladıktan bir süre sonra biz de gittik. Annem de gitti oraya. Şaşırdı, bu kadar insan kaybolur mu? Yüzlerce Hakim Bey, yüzlerce…

Dayak yedik gözaltına indik. Hiç vazgeçmedik. İnsan nasıl vazgeçer. 699 hafta orda durduk. Hiçbir sorun çıkmadı. Yaka paça gözaltına alındık. Bir süre tutulup bırakıldık. Kayıp yakınlarının arasında Cumartesi İnsanları var, kolu kırılanlar var. Şiddete uğrayanlar biziz.

Galatasaray Meydanı şu anda Türkiye’nin bir utanç meydanıdır. Sırf annelerden korkuyorlar. İddianamede yazıyor, ‘İnsanlık onuru işkenceyi yenecek’ diye slogan atmışız. Attık. Yine atarız. İşkenceyi mi savunuyor savcı? Bizim amacımız bir daha Türkiye'de insanların kaybedilmemesi, barış ve insan hakları talebiyle oturduk biz orada.

Her seçim dönemi abim için seçmen kağıdı geldi 90 küsür yaşındaki babamı karakola götürdüler askerlik için “oğlun nerde” diye. Adalet arayışımızı bedeli ne olursa olsun sürdüreceğiz. Bedeli ne olursa olsun kayıplarımızın akıbetini sormaya ve adalet aramaya devam edeceğiz.”

Kürsüye gelen bir sonraki hak sahibi Adil Can Ocak oldu.

“Halam ve babam konuştular. Ben de bir kayıp yakınıyım. Kaybedilen Hasan Ocak’ın yeğeniyim. Ben o meydanda büyüdüm. O zaman da talep aynıydı bugün de aynı. Mücadele sonucunda bir naaşa ulaşan aileler ‘Benim çocuğuma ne oldu? Kim bunu yaptı?’ demek için geliyorlar.

Daha önceden, aradaki kesintiden önceki dönemlerde kanuna aykırı toplantı için dava açıldı.”

Hakim “Dava açıldı mı?” sorusunu yöneltti. Salonda bulunan avukat Efkan Bolaç'ın “2008’de bir kez dava açıldı. Beraat ettim” dediği duyuldu. Daha önce, 31 Ocak 2009’da benzer bir davanın açıldığı ifade edildi. Adil Can Ocak devam etti:

“700. hafta şöyle oldu. Erken gittik. 10.00-10.30 arası. Herhangi bir şey yoktu. (…)

Müdahale sırasında bir kayıp yakınının karın boşluğuna yumruk atıldığını, babaannemin sürüklenerek götürüldüğünü gördüm. Asıl şiddete uğrayan biz olduk. Mukavemet göstermedik.”

Kürsüye, yargılanan bir sonraki hak sahibi Cüneyt Yılmaz geldi.

“Kayıp yakını değilim. Hak savunucusuyum. 26 yıldır her cumartesi bu alanda olan kayıp yakınlarının mücadelesine destek veren her vicdanlı insan gibiyim. Bunun bir suç olduğunu düşünmüyorum. 700 haftadan evvel sosyal medyadan bir çağrı yapıldı. Bu çağrıyı yapmayın diye bir engelle karşılaşmadık.

Alanda ilk (gözaltına) alınanlardanım. Polisler bize ‘kolay gelsin’ falan demişlerdi. Daha sonra birdenbire kalkanlarla gelip engellendik.

Benim ve bizim burada olmamızı çok anlamlı bulmuyorum. Çünkü burada bir duygu davası var.

Beşiktaş'ta hayatını kaybeden polisler nedeniyle Cumartesi Anneleri karanfilleri polislere verdiler. Ben ters kelepçeyle sırtıma tekme atılarak gözaltına alındım, küfre maruz kaldım. Bize şiddet uygulayan, dipçikle saldıran polisin yargılanması gerektiğini düşünüyorum.”

Yargılanan sonraki hak sahibi Ali Yiğit Karaca kürsüye geldi.

“İHD’nin 700. hafta çağrısını sosyal medyadan gördüm. CHP İstanbul İl Başkanlığı’nın çağrısıyla eyleme katıldım. Eyleme katılmam benim Anayasal hakkımdır. Burada bu kadar insan hak ve adalet mücadelesi verip kemiklerini ararken buna vicdanım ve adalet duygum el vermedi. İddianameyi kabul etmiyorum. Beraatımı talep ediyorum.”

Kürsüye gelen bir sonraki hak sahibi Rober Koptaş oldu.

“Bir vatandaş olarak oradaydım esasen. Destekçi bile diyemeyeceğim. Cumartesi Anneleri’nin mübarek mücadelesine yeterince destek verebildiğime emin değilim. Bu benim için vicdani bir sorumluluktu. İnsan olmanın gereğiydi. Sosyal medyada gördüm. Yalnız başıma gittim. Gittiğimde, güvenlik görevlilerinin insanlara yönelik neredeyse düşmanca tutumunu gördüm.

Ben gözaltına alındım. Hayatımın ilk gözaltısıydı. Bir grup insanla beraber yerde oturduğumuz sırada gözaltına alındım. Bizler ve bir grup insan, polislerin yaptığı bence haksız durumu protesto etmek üzere orada otururken gözaltına alındık. Otobüste küfür, kaba dayak ve ters kelepçeye maruz kaldık. Bu muamelenin kendisinin yargılanması gerektiğini düşünüyorum.”

Sonraki hak sahibi Deniz Koç kürsüye geldi.

“Yaşam hakkını savunan bir insanım. Devletin insanları koruması gerektiğine inanan bir insan olarak Cumartesi Anneleri’ne destek oldum. Cumartesi Anneleri’nde siyaset yok, alkış çalınmaz, slogan atılmaz. Cumartesi Anneleri’nin tek bir derdi var. Çocuklarının babalarının akıbetini soruyorlar.

Ben o gün oradaydım. Ön sıralarında ‘dağılın’ falan gibi bir şey olmadı. Özellikle kadınların üzerine çullanıldığını gördüm. Sadece ne ele oluyor diye sorarken ben de gözaltına alındım. Gözaltında sonra inanılmaz gayriinsani bir muameleye maruz kaldık. Ben polislerin yargılanmasını beklerken, kendimiz yargılandık.”

Koç’un beyanlarının ardından avukatların beyanlarına geçildi. Avukat Ahmet Cihan söz aldı.

Bu toplantıyı düzenleyen Cumartesi Anneleri’ne katkı sunan İstanbul İHD Kayıplara Karşı Komisyondur. Müvekkillerim zaten bu komisyonun üyesi. (…)

Cumartesi Anneleri 699 hafta boyunca bu meydanda vakur bir tavır sergilediler. Bir avukat olarak değil, bir kayıp yakını olarak duygularıma yenilirsem mazur görülmesini isteyeceğim. 12 Eylül'de kaybedilen Süleyman Cihan'in kardeşiyim.”

Cihan, yargılama konusu etkinliğin bütün kayıpların bulunmasını dile getiren bir etkinlik olduğunu; yargılanan kişilerin 1995’ten beri her cumartesi aynı saatte, saat 10.00’da Galatasaray Meydanı’nda buluştuklarını söyledi.

Avukat Cihan’ın ardından diğer savunma avukatları söz aldı.

 

Hakim duruşma sonu görüşünü almak üzere sözü savcıya verdi.

Savcılık Mütalaası
Savcılık mütalaası aşağıdaki haliyle mahkeme tutanağına geçirildi:

“Soruşturma aşamasında bu dosyadan ayrılan bir kısım şahıslarla ilgili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2019/31445 soruşturma sayılı dosyanın akıbetinin sorulması için yazılan müzekkereye cevabının beklenmesi ve suça konu gösterinin yapılmasına dair yasaklama kararının düzenleme kurulu başkanına veya bulunamadığı taktirde üyelerden birine tebliğine dair bilge veya tutanağın bulunup bulunmadığının Beyoğlu Kaymakamlığı'na müzekkere ile sorulması,

Dinlenmeyen sanıkların dinlenmesi, tebligat yapılamayan sanıklara yeniden adreslerine tebligat gönderilmesi, mazeret sunan avukatların mazereti kamu adına talep ve mütalaa olunur.”

Karar
1) Savcılığın ayrılan dosya hakkında akıbetin sorulması için yazılan müzekkere cevabının beklenmesine,
2) Cumartesi Anneleri'nin 700. buluşmasının yasaklanmasına dair kararın "düzenleme kurulu başkanına veya bulunmadığı taktirde üyelerden birine" tebliğine dair belge veya tutanağın bulunup bulunmadığının Beyoğlu Kaymakamlığı'na müzekkere ile sorulmasına,
3) İddianamenin tebliğ edilemediği dört sanığın ikisinin açık adreslerinin tespiti için kolluğa müzekkere yazılmasına, ikisinin adreslerini bildirmelerinin avukatlarından istenmesine,
4) Olay tutanağında yasaklama kararının yazılı olarak tebliğ edildiği belirtilen "Gülseren Yoleri'ye yazılı tebligat yapıldığına dair belgenin soruşturmayı yapan kolluktan müzekkere ile istenmesine",
5) Bu duruşmada dinlemeyen yargılanan hak sahiplerinin gelecek duruşma tarihinden ve saatinden haberdar edilmek üzere adlarına davetiye çıkarılmasına,
6) Bir başka sanık hakkında "uygulanma ihtimaline binaen TCK'nın 58. maddesinden ek savunmasının da alınmasına",
7) Gelecek celseye adliyedeki en büyük duruşma salonlarından birinin tahsisinin istenmesine,
8) Duruşmada kaydedilen beyanlarının çözümünün yapılması için bilirkişiye verilmesine karar verildi.

 

Bir sonraki duruşma 12 Temmuz 2021 saat 10.00'da görülecek.