Cezasızlık



Cezasızlık, fiili veya yasal olarak bir hak ihlalinin faillerinin var olan veya olması gereken yargı süreçlerine tabi tutulmaması veya uygun şekilde cezalandırılmaması ve mağdur edilenlerin onarım hakkına erişememesidir.

Daha detaylı tanımlamak gerekirse, yasal mevzuat yokluğu, mevcut yasaların hak ihlallerini gidermeye uygun olmaması, mevcut yasaların hak ihlallerini gidermeyi engellemesi, hukukun etkili şekilde uygulanmaması veya hukukun uygulanmasının fiili olarak engellenmesi nedeniyle soruşturmaya konu olması gereken bir hak ihlalinin faillerinin olması gereken yargılama süreçlerinin herhangi bir aşamasından masun tutularak, soruşturulmaması, tutuklanmaması, yargılanmaması veya uygun şekilde cezalandırılmaması ve mağdur edilenlerin onarım hakkına erişememesidir.

Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi olarak, cezasızlık kapsamındaki hak ihlallerini yakından takip ediyor, yargı sürecinin başlaması için kampanyalar yürütüyor ve yargı süreci başlayan hak ihlalleri ile ilgili davaların hukuka uygun şekilde sonuçlandığından emin olmak için ilgili duruşmaları dava gözlem programı dahilinde takip ediyoruz.

Cezasızlıkta Devletlerin Rolü

Cezasızlık, devletin veya devletin desteklediği, yönlendirdiği veya göz yumduğu aktörlerin yarattığı ağır insan hakları ihlalleri ile ilgili devletin yükümlülüklerini yerine getirmemesiyle ortaya çıkar. Bu nedenle, sorun devlet kurumları ile yargı veya idarenin her seviyesinde aranabilir.

Devletler, ihlallerle ilgili tahkikat yürütme, şüphelileri soruşturma ve yargılama, faillere gerekli yaptırımları uygulama ve uygun şekilde cezalandırma, mağdur edilenlerin etkili çözümlere erişmesini, maruz kaldıkları tahribat için tazminat almalarını ve ihlallerle ilgili gerçeği bilmelerini sağlamak ve ihlallerin tekrarlanmasını önlemekle yükümlüdür. Bu nedenle cezasızlığın varlığı, devletin bu yükümlülüklerini yerine getirmediği anlamına gelir.

Devletlerin Yükümlülüğü

Devletler, cezasızlıkla mücadele ederken hukukun üstünlüğünü tahsis etmeli ve adalete güveni sağlamalıdır. Bu mücadelede mağdur edilenler için adalet sağlanması ve yeni ihlallerin ortaya çıkmamasının sağlanmasını öncelemelidir.

Devletler cezasızlığın önlenmesi ile ilgili şu önlemleri almalıdır:

  • İlgili uluslararası sözleşmeler kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmek için ağır insan hakları ihlallerini uygun şekilde cezalandırmak amacıyla ceza kanununa gerekli hükümler eklenmelidir. Bu hükümler ilgili yargı ve yürütme makamları tarafından tutarlı ve ayrımcı olmayan şekilde uygulanmalıdır.
  • Kamu görevlileri ve yetkililer ile ilgili idari ve yargısal işlemlere izin verilmelidir. Devlet memurları ile ilgili soruşturma başlatmak için önceden izin alınması gibi uygulamaların kaldırılması gerekmektedir.
  • Davranış ve uygulamaları ağır insan hakları ihlallerine yol açan devlet otoritelerine karşı ceza ve disiplin tedbirleri içeren bir mekanizma sağlamalıdır.
  • Faili fark etmeksizin ağır insan hakkı ihlallerini aleni biçimde kınamalıdır.
  • Cezasızlığa önayak olan kurumsal kültürü önlemek ve mücadele etmek amacıyla politikalar geliştirmeli ve uygulamaya yönelik tedbirler almalıdır. Bu tedbirler şunları içermelidir:
    • İnsan haklarına saygı kültürü ile insan haklarının ulusal düzeyde uygulanması için sistemli çalışmanın teşvik edilmesi;
    • Uygun eğitim ve kontrol mekanizmalarının kurulması veya güçlendirilmesi;
    • Yolsuzlukla mücadele politikalarının oluşturulması;
    • İlgili kurumların cezasızlığın önlenmesine ilişkin gerekli tedbirlerin alınması dahil yükümlülükleri hakkındaki bilgilendirilmeleri ve bu yükümlülüklerin yerine getirilmemesi halinde uygun yaptırımların oluşturulması;
    • Ağır insan hakkı ihlalleri için sıfır tolerans politikası uygulanması;
    • İhlaller ve otoritelerin bu ihlallere karşı tepkileri hakkında kamuoyuna bilgi verilmesi;
    • Arşiv tutulması ve uygulanabilir mekanizmalarla arşive erişim sağlanması.
  • Ağır insan hakkı ihlali iddialarının bildirilmesiyle ilgili açık prosedürler oluşturmalı ve bunları hem kurumlara hem de halka ilan etmelidir. Devletler bu bildirimlerin yetkili kurumlar tarafından alınmasını ve etkili bir şekilde işleme konulmasını sağlamalıdır.
  • Ağır insan hakkı ihlallerini bilen kişiler tarafından bildirim yapılmasını teşvik etmek için gerekli tedbirleri almalıdır. Bildirim yapanların herhangi bir taciz ve misillemeye karşı korunmasını sağlayacak tedbirler almalıdır.
  • Ağır insan hakkı ihlalleri ile ayrımcı eylem ve bunların tekrarlanması sonucu cezasızlığa yol açabilecek ayrımcılıkla mücadele etmek amacıyla plan ve politikalar oluşturmalıdır.
  • Memurlarının dürüst olmasını ve hesap verebilmelerini sağlayacak mekanizmalar oluşturmalıdır. Ağır bir insan hakkı ihlalinden veya cezasızlığı körüklemek veya hoş görmekten sorumlu bulunan kişiler yetkililer tarafından görevden alınmalı veya bu kişilere karşı disiplin tedbirleri alınmalıdır. Devletler davranış kuralları geliştirmeli ve bunları kurumsallaştırmalıdır.
  • İnsan hakları ihlallerini izleyerek cezasızlığa engel olabilecek insan hak savunucuları, avukatlar ve gazetecilere yönelik baskılara ve tacizlere son verilmelidir.

Türkiye’de Cezasızlık

Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvuru yolunu açmasının ardından güvenlik güçlerinin işlediği ağır insan hakları ihlalleri nedeniyle AİHM, Türkiye hakkında defalarca ihlal kararı verdi. Yüzlerce vakada, ihlallerle ilgili etkili soruşturma yapılmadığı, sonuç olarak fiili bir cezasızlığın ortaya çıktığı ihlal kararlarında ortaya kondu.

Türkiye’de polis ve jandarma tarafından işlenen insan hakları ihlallerinin mağdurları, yerleşik cezasızlık kültürü ile karşı karşıya kalmaya devam etmektedir. Mağdurların adaleti elde etme şansları, bütün kurumları ve personeli ile devamlı olarak devlet ve devlet görevlilerinin çıkarlarının nihayetinde vatandaşlarınkine nazaran daha fazla korunması gerektiğini düşünen bir adli yargı sisteminde küçük görünmektedir. Sistemin kurumsallaşmış yetersizlikleri, kaynak azlığı, revizyon ve reform ihtiyacı ile daha da artmaktadır. Bağımsızlıktan yoksun ve aşırı yük binmiş bir ceza yargılaması sistemi yanında, Türkiye’de hala, devlet görevlileri tarafından işlenen insan hakları ihlallerini tarafsız ve etkili bir şekilde araştırabilecek bağımsız bir organ bulunmamaktadır.

12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından yaklaşık bir milyon kişi gözaltına alındı, binlerce kişi işkence gördü, birçok insan gözaltında öldü ya da zorla kaybedildi. Avrupa Konseyi İşkenceyi Önleme Komitesi’nin 1990 ile 1996 yılları arasında Türkiye’deki gözaltı tesislerine yaptığı ziyaretleri belgeleyen raporu da cezasızlık mirasını ürpertici bir şekilde hatırlatmaktadır. Şimdiye kadar Türkiye’de hiçbir hükümet ya da devlet organı bu mirasa yönelik etkili bir adım atmamıştır. Güneydoğu Anadolu ve Doğu Anadolu bölgelerinde 1990’lı yıllarda gerçekleştirilen yaygın ve sistematik insan hakları ihlalleri, zorla kaybetmeler ve öldürmeler ile ilgili cezasızlığın sonlandırılması için de bugüne kadar etkili bir adım atılmadı. 2013 yılındaki Gezi protestoları sırasında ve 2016 darbe girişiminin ardından güvenlik güçleri tarafından işlenmiş birçok ağır insan hakları ihlali de etkili soruşturmalar yapılmaması ve yargılamaların yavaş ilerlemesi nedeniyle fiili olarak cezasızlık riski altında olmaya devam ediyor.

Yakın geçmişte çıkartılan örtülü aflar da ağır insan hakları ihlallerine karşı cezasızlık uygulamasını devam ettirdi. 2000 yılında çıkartılan örtülü af ile kötü muamele yargılanan kişiler beş yıl boyunca aynı suçu işlememe şartı ile davalarının otomatik olarak askıya alınmasından yararlandı. Türkiye’deki birçok işkence vakasında failler işkence yerine kötü muamele ile suçlandığı için bu ağır insan hakları ihlalleri cezasız kaldı.