Boğaziçi Üniversitesi Sergi Davası

Boğaziçi Üniversitesi'ne seçim olmadan yeni bir rektör atanmasının protesto edildiği günlerde, öğrencilerin kurduğu BOUNSergi isimli sergi, okulda üç gün boyunca sergilendi. Sosyal medyada serginin ikinci günü başlatılan kampanya sonucunda; sergi organizasyonunda rol alan veya organizasyonla ilişkilendirilen sekiz öğrencinin beşi gözaltına alındı; bunların ikisi tutuklandı, ikisi hakkında ev hapsi uygulandı.

Arka Plan Bilgisi

Boğaziçi Üniversitesi’ne 4 Ocak 2021’de Melih Bulu’nun atanmasına tepki olarak, öğrenciler barışçıl protestolar ve konserler düzenlediler. Bu kapsamda, çoğunluğu Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinden oluşan ve kendilerine BOUN Sergi adını veren bir grup öğrenci 6 Ocak 2021 tarihinde okul çevrelerine, kampüste düzenlenecek sergiye eserler gönderme çağrısı yaptı.

Çağrıya cevaben; e-posta, “kapı önüne bırakılmak”, kargolanmak yollarıyla BOUN Sergi'ye ulaştırılan fotoğraf, illüstrasyon, resim ve çizimlerden oluşan çeşitli formlardaki yaklaşık 300 kadar eser 22 Ocak, 27 Ocak ve 28 Ocak 2021 tarihlerinde Boğaziçi Üniversitesi Güney Kampüsü’nün çeşitli noktalarında sergilendi.

28 Ocak Cuma günü okul yönetimi, sergiyi ziyaret etmeleri için mezunların öğrenciler gibi COVID-19 formu doldurarak okula giriş yapmalarına izin verdi.

27 Ocak tarihinden itibaren sergideki bir esere tepki gösteren ve sergi organizatörü öğrencileri hedef alan paylaşımlar sosyal medyada yer aldı.

Sergi, Cuma günü akşam sularına kadar Güney Kampüs’teki çeşitli konserler eşliğinde devam etti. Konserlerin devam ettiği saat 17.00 sularında, eserin "Neolifer" müstearlıı müellifinin Yılanı Güldürseler adını verdiği çalışmanın sergilendiği rektörlük kapısı karşısında bulunduğu yerden kaybolduğu anlaşıldı. Aralarında sergi organizatörlerinin de bulunduğu bazı öğrenciler, eserin kaybolmasını kayıt altına alan tutanaklar tuttular ve okul yönetiminden kaybolan eserle ilgili adım atmasını talep eden bir dilekçe hazırladılar. Tutanak ve dilekçelerin altına iki güvenlik görevlisi de imza attı.

Akşam sularında Yılanı Güldürseler adlı eserin sosyal medyada gündem olmasının ardından, tutanağın altında imzası bulunan bir öğrenci alıkondu, bir öğrenci gözaltına alındı. Diğer öğrenci de soruşturma dosyasına daha sonra dahil edildi. Soruşturma kapsamında, LGBTİ+ Araştırmaları Kulübü’nün başka bir kulüple paylaştığı kulüp odası ve Güzel Sanatlar Kulübü’ne ait kulüp odasında arama yapıldı.

Gözaltının ardından 30 Ocak 2021’de İçişleri Bakanı Süleyman Soylu “Boğaziçi Üniversitesi'nde Kabe-i Muazzama'ya yapılan saygısızlığı gerçekleştiren 4 LGBT sapkını gözaltına alındı!” ifadelerini Twitter hesabından paylaşarak gözaltıları duyurdu.

Aynı gün Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) Twitter hesabından konuya ilişkin aşağıdaki ifadeleri içeren bir duyuru paylaştı:

“Bilindiği üzere dün Boğaziçi Üniversitesinde Ka'be-i Muazzama'nın hak ettiği saygı ve tazime ters düşen provakatif bir eylem gerçekleşmiştir. Türk milletinin müşterek hassasiyetlerinden birisi de dini şiarlara ve sembollere hürmet göstermektir.

Bu necib milletin kendisini diğer milletlerden ayırdeden hususiyetlerden birisi olan “edeb ve hürmet” konusundaki azami titizliğini hayasızca ihlal eden bu eylemin, pervasızlığın ve saygısızlığın sahipleri için ömür boyu bir utanç vesilesi olacağı açıktır.”

Soruşturma Süreci

İstanbul Valiliği Twitter hesabından 30 Ocak’ta konuyla ilgili şu açıklamayı yaptı:

Boğaziçi Üniversitesi Güney Kampüs’te cuma günü rektörlük binası karşısına 'Kabe üzerine şahmeran temalı figür ve LGBT-İ bayrak teması' içeren resim asıldığı tespit edilmiştir. İl Emniyet Müdürlüğü ekiplerimizce "Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılamak" fiilini işleyen şahısların yakalanmasına yönelik çalışmalarda; D.D., S.N.B, H.K., R.Ö. ve S.C.U. isimli şüpheliler gözaltına alınmış, diğer 2 şüphelinin yakalanması çalışmaları devam etmektedir.

Cumhuriyet Başsavcılığı kararıyla Boğaziçi Üniversitesi Güzel Sanatlar Kulübü’nde yapılan aramada söz konusu resmin asıldığı taşınabilir sunta pano ve çeşitli eylemlerde kullanılan afiş ve pankartlar bulunmuştur.  Bununla beraber Boğaziçi Üniversitesi LGBTi+ Kulübünde yapılan aramada; PKK terör örgütü amblemli ve propaganda içerikli yasaklanmış bir kitap, LGBTİ bayrakları ile eylemlerde kullanılan çeşitli afiş ve pankartlar ele geçirilmiştir. Savcılık talimatıyla R.Ö adlı şahıs serbest bırakılmış, diğer şüphelilerle ilgili işlemler devam etmektedir.  İslam Dininin mukaddes mekanı ve Müslümanların Kıblesi Kabe-i Muazzamaya yönelik bu çirkin saldırıyı esefle kınıyoruz."

İçişleri Bakanı, gözaltıların gerçekleştiği günün gecesi, 30 Ocak 2021 00.03’te  resmi Twitter hesabından aşağıdaki ifadeleri paylaştı:

“Boğaziçi Üniversitesi'nde Kabe-i Muazzama'ya yapılan saygısızlığı gerçekleştiren 4 LGBT sapkını gözaltına alındı!”

Hak sahiplerini tutuklamanın mümkün olmadığı "halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılamak” suçlamasıyla başlatılan soruşturmada suç isnadı daha sonra “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik” olarak değiştirildi. Öğrenciler savcılık tarafından bu suçlamayla nöbetçi mahkemeye sevk edildiler.

Gözaltına dört öğrencinin ikisi 30 Ocak 2020’de çıkarıldıkları nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği’nce tutuklandı. İkisi hakkında ev hapsi kararı verildi.

İddianame

Altısı Boğaziçi Üniversitesi, biri İstanbul Teknik Üniversitesi öğrencisi (eski bir Boğaziçi öğrencisi) hakkında “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik” suçlamasıyla düzenlenen iddianame 24 Şubat 2021’de tamamlandı.  

İddianamenin ilk paragrafında, bir gazetenin Twitter hesabından paylaşılan “Boğaziçi Üniversitesi’nde düzenlenen protestolar büyük bir provokasyona sahne oldu. Daha önce DHKP-C marşı eşliğinde halay çeken grupların sahneye çıktığı üniversitede bu kez Kabe fotoğrafı yere serilip LGBT paçavrası yerleştirildi” içeriklerine yer verildi.

Yargılama konusu eserin kaybolmasını tutanak altına alıp rektörlükten eserin bulunması için “araştırma” yapılmasını talep eden dilekçenin altında imzası bulunan üç öğrenci iddianamede şüpheli sıfatıyla yer alırken, belgede imzası bulunan diğer kişi olan güvenlik görevlisi iddianamede “bilgi sahibi” sıfatıyla yer aldı.

Öğrencilerin kampüsten “canlı yayına bağlanması”, eserin kaybolmasından sonra eseri arayıp güvenlik yetkililerine sormaları eylemlerine değinilen iddianamede iki öğrenci; “İslam dininin kutsal saydığı Kabe fotoğrafı üzerine Şahmeran ibareli ve “köşesinde LGBTİ+ olarak tabir edilen topluluğu temsil eden amblemlerin asılı olduğu suça konu resmi” asmakla suçlandı. Resmin kampüs zeminine konması da suç isnat edilen fiiller arasında yer aldı.

İddianamede yargılama konusu eserle ilgili şu ifadeler yer buldu:

“Suça konu resim içeriği incelendiğinde, resimde kullanılan arka plan resminde Müslümanlar ve İslam tarafından yeryüzündeki en kutsal mekan sayılan, hac ibadetinin ifa edildiği Harem bölgesinde yer alan, her yıl milyonlarca Müslümanın ziyaret ettiği ve namaz ibadetinin yöneldiği kıble olan Kabe’nin bulunduğu, bahse konu arka plan resminin toplumda yaygın olarak bilinen ve kullanılan bir Kabe tasviri olduğu, resimde Kabe’nin bulunduğu orta kısmın üzerine Kabe’yi tamamen örtecek şekilde “Şahmeran” olarak bilinen mitolojik yaratık / tanrıça resminin yapıştırıldığı, resmin dört köşesine ise “LGBTİ+” olarak anılan, lezbiyen, gey, biseksüel ve trangender ve interseksüel topluluğu ve kişileri temsilen kullanılan amblemlerin yapıştırıldığı, dosya kapsamında yer alan görüntülerde bahse konu olan resmin bu haliyle bir süre yere de konularak sergilendiğinin anlaşıldığı”

İddianamede yargılama konusu eserin “İslam dini literatüründe yasak ve haram olarak kabul edilen eşcinsellik ve benzeri cinsel yönelimlere dair imgeler ile İslam'ın tek yaratıcı olan Allah inancı ve tevhid inancına aykırı olan "Şahmeran" figürünün yine İslam'ın ve Müslümanların  yeryüzündeki en kutsal mekan ve yapı olarak kabul ettiği Kabe'nin tasvir edildiği bir resim üzerine yapıştırılması suretiyle oluşturulması, bu resmin kamuoyu tarafından yakın takip edilen ve gündem olan Boğaziçi Üniversitesi'ne yapılan rektör atamasına ilişkin gösteriler kapsamında alenen sergilenmesi de değerlendirildiğinde(…) ‘LGBTİ+’ olarak anılan bir sosyal kesim ve Türk toplumunun büyük çoğunluğunu oluşturan vatandaşlar açısından halkın sosyal sınıf bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa tahrik edici nitelikte olduğu” iddia edildi.

İddianamede bu eylemler sonucunda, “kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıktığı, basın ve sosyal medya platformlarında geniş bir yankı uyandırdığı ve kamuoyunda ciddi bir tepki çektiğinin müşahede edildiği soruşturmaya konu resmin ve resmin alenen sergilenmesi eyleminin soyut saygısızlık ve reddin ötesinde, bir halk kesimine karşı düşmanca tavırlar gösterilmesini sağlamaya ve bu tür tavırları pekiştirmeye objektif olarak elverişli olduğu, şüphelilerin sübjektif olarak da bu amacı güttüğü ve halkın bir kesimini yoğun bir biçimde kin ve nefrete tahrik ettiği” ileri sürüldü.

İstanbul 21. Asliye Ceza Mahkemesi iddianameyi 26 Şubat 2021’de kabul etti. Davanın ilk duruşması 17 Mart 2021 saat 14.20’de görüldü.

1. Duruşma

Altısı Boğaziçi Üniversitesi biri İstanbul Teknik Üniversitesi öğrencisi yedi öğrencinin “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmek” suçlamasıyla İstanbul 21. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı davanın ilk duruşması 17 Mart 2021’de görüldü.

Adliye Önü ve Duruşma Öncesi İzlenimleri

Duruşma öncesinde Çağlayan Adliyesi önündeki bariyerlerin dışında kalan geniş avluda insanların toplanmasına izin verilmediği, Boğaziçi Üniversitesi Sergi Davası öncesi bir araya gelen grubun ancak avlu dışında kafelerin bulunduğu alanda toplanmalarına izin verildiği görüldü.

Duruşma öncesi geniş avlunun bulunduğu, vatandaşların girişine izin verilen ana kapı kapalı tutuldu, adliyeye girişler B kapısından yapılabildi. Girişlerde x-ray aramaları sırasında bir vatandaşın çantasında bulunan, üzerinde gökkuşağı bayrağı ve yazıların olduğu broşürlerle, adliyeye girişine izin verilmediği görüldü.

Adliye Koridoru ve Duruşmayı İzlerken Karşılaşılan Zorluklar

21. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşma, görece büyük olan ancak sandalye kapasitesi yine de izleyici sayısı karşısında fazlasıyla yetersiz kalan 12. Ağır Ceza Mahkemesi salonunda gerçekleşti.

Özel güvenlik görevlilerinin, salona girmek üzere koridorda bekleyen, aralarında basın mensupları ve dava gözlemcilerin de bulundukları çok sayıda kişinin turnikelerden geçişine izin vermezken “adliye medyası” olarak tabir ettikleri birkaç gazetecinin geçişine izin verdikleri görüldü.

Bir süre sonra basın mensuplarından basın kartı olanların adliyeye girişine izin verildi. Bir dava gözlemcinin dava gözlemci kimliğinin “basın kartı olmaması” nedeniyle önce sadece “basın kartı olanların girebileceği”, “dava gözlemcilerin giremeyeceği” gerekçesiyle koridordaki turnikeden geçiş yapmasının engellenediği, geçişine ısra üzerine izin verildiği görüldü.

Salondaki sandalye kapasitesinin yetersizliği ve pandemi koşulları gerekçesiyle duruşma salonunun kapısının önünde bekleyen basın mensubu ve gözlemcilerin salona girişine hakim izin vermedi. Daha sonra, açık kapı ile duruşmanın kapı dışından izlemesine izin verildi. İlerleyen dakikalarda duruşma salonunun eşiğine dışarıdan çekilen bir şeritle izleyicilerin salona girişinin önüne geçildi. Eşikte yığılan gözlemciler duruşmadaki diyalogları güçlükle takip edebildi. Kapı önündeki izleyiciler, sıklıkla içeri girip çıkan güvenlik görevlileri ve polisler nedeniyle duruşmayı izlemekte zorlandı.

Yargılama

Duruşmada hazır bulunan yargılanan yedi öğrencinin ve bir tanığın kimlik tespitleri yapıldı.

Duruşma başlangıcında söz verilen, öğrencilerin avukatlarından Levent Pişkin mahkemeden iddianamenin savcılığa iadesini talep etti. Talep reddedildi.

İddianame mahkeme görevlisi memur tarafından okundu.

Öğrencilerin beyanları

Doğu D.’nin Beyanları

İddianamedeki suçlamalara karşı beyanda bulunmak üzere kürsüye ilk gelen kişi 47 gündür tutuklu bulunan Doğu D. oldu. Üzerine atılı suçlamaları reddeden Doğu D; eylemlerinde suç işleme kastı ve kötü niyet taşımadıklarını ifade etti, “Sergiye gittim ve anlamadığım bir suçtan dolayı 47 gündür tutukluyum.” dedi.

“Resim anonim bir eser. Hiçbir kesimi aşağılamıyor, kin ve nefrete sevk etmiyor” ifadelerini kullanan Doğu D. polis tarafından arandığını öğrendikten sonra karakola gittiğini, avukatı olmadan beyanda bulunmayı reddettiği halde resmi asan dört kişiden biri olduğunu kayıt altına alan bir tutanağın kendisine imzalatılmak istendiğini söyledi.

Hakimin “Eserin anonim olduğunu söylemişsiniz?” sorusu üzerine Doğu D, “Eserler şöyle geliyordu. Ya kapıya bırakılıyordu ya maille geliyordu.” Bunun üzerine hakim resmi asan kişi veya kişileri görüp görmediğini sordu. Demirtaş eseri asanın bir güvenlik görevlisi olduğunu, adını bilmediğini söyledi, “Asma anının görüntüsü yok. Hemen sonrasının görüntüsü var. Üstünde tepinildiği yönünde haberler çıktı. Böyle bir şey olmadı.”

Daha sonra söz alan avukat, sergide başka eserlerin de bulunduğunu ve serginin amacının yargılama konusu eseri sergilemek olmadığını belirtti.

Beyanlar sırasında üniformalı bir polis memurunun duruşma salonuna girip izleyicilerin önüne çekilen şeridin önünde beklediği görüldü.

Selahaddin U.’nun beyanları

Tutuklu yargılanan ikinci öğrenci Selahaddin U. sanık kürsüsüne geldi. Kendisine imzalatılmaya çalışılan tutanağa imza atmadığını ifade eden Selahaddin U. serginin amacının, rektör atamasını konu edinmek olduğunu, gelen her resmin sergilendiğini söyledi.

“Geçen seneye dek Boğaziçi öğrencisiydim. Bir yıldır İTÜ’de mimarlık okuyorum. Sergi sırasında okula gittim. Öğrenciler hatta güvenlikler bile bir şeyler asıyordu. Gün boyunca bir şeylerin taşınmasına, asılmasına yardımcı oldum. Eserlerin hangilerini tek tek astığımı sorarsanız sayamam. Bu resmi asıp asmadığımı hatırlamıyorum. Sabahtan akşama kadar okuldaydım ama uyarıda bulunan olmadı, tartışma ortamı da görmedim.”

Sergi sırasında halkın herhangi bir kesimi kışkırtma aşağılamak gibi amacım veya kasıt taşımadığını, sergiden sonra eve gittiğimde polis tarafından arandığımı öğrendiğini ve bunun üzerine ifadeye vermeye gittiğini söyledi.

“Polisle başka konuşma yapmadım ama tutanak getirdiler, tutanakta ‘biz dört kişi resmi asmışız’ diye beyanım vardı. Ama polisle resmi kimin yapıp yapmadığı dışında konuşmamıştım. Tutanağı imzalamadım.”

Mahkeme başkanı Selahaddin U.’ya da “LGBTİ ile bağlantın var mı?”, “Eseri kim hazırladı”, “Yere sereni gördün mü?” sorularını sordu.

Selahaddin U., Boğaziçi Üniversitesi’nde derslerin ertesi gün (18 Mart) başlayacağını ancak kendisinin İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) öğrencisi olduğunu ve kendi derslerinin 17 gün önce başladığını belirtti.

“Cezaevinden derslere giremiyorum. Bana terörist değil öğrenci olmam söyleniyor ama devlet eliyle derslere girmem engelleniyor.”

Sena  B.’nin Beyanları
Sanık kürsüsüne gelen üçüncü öğrenci, elektronik kelepçesiyle duruşma salonunda hazır bulunan Sena B. oldu. Sena B. sergiyi düzenlerken öncelikli amaçlarının “insanların kendilerini ifade etmeleri için bir platform yaratmak” olduğunu söyledi. Daha önce bir sergi yapma deneyimlerinin olmadığını söyleyen Sena, eserlerin sergilenmesi sırasında bir süre için yerde bulunmasında bir kasıt olmamasına rağmen, “birileri rahatsız olduğu için burada olduğum için üzgünüm.” dedi.

“Çadır kurulmasına güvenlikler müdahale etti. Arbede çıktı. Diyorum ya halkı düşmanlığa tahrik(…)

Biz de daha önce basketbol sahasına (sahanın tel örgü duvarlarına) astığımız eserleri rektörlüğün önündeki meydana getirmeye karar verdik. Tüm eserleri toplamaya başladık. Kim neyi nereye götürüyordu bilmiyorum. Kendi çabalarımızla birbirimize yardımcı olduk ve hep birlikte yaptık.

22 Ocak günü eserlerin bir kısmı asılmıştı. Sonraki Perşembe günü birçok (yeni) eser geldi. Dedik ki, nasıl yapalım? Eserleri bir şekilde meydanda her yere koyalım, dedik. Herhangi kasıt yok. İşimiz başımızdan aşkındı. İlk gün kimse bir şey demedi. Ertesi gün eser yine oradaydı.”

Eserlerin okulda iki farklı gün boyunca sergilemesine rağmen sergiye ya da eser içeriklerine yönelik herhangi müdahalenin olmadığına dikkat çeken Sena B. şöyle konuştu:

“Eserlerin yerde sergilenmesi birilerinin yanlış anlamasına açık. Bunun için kimseyi suçlayamam. Belki daha dikkatli davranmam gerekirdi.”

Sena önceki ifadesinde “özel olarak herhangi eseri biz yaptık veya sorumluluğu bendedir demedim” dedi.

“Genel bir sorumluluk olarak güvenliğe bir sorun olması durumunda bizle iletişime geçin dedim. Dedim ki, (eserlerin) herhangi şekilde veya başkasının olduğuna dair iddiamız yok (Güvenlik görevlisinin de imzasının bulunduğu ve öğrenciler aleyhinde delil olarak kullanılan tutanak hakkında).

‘Siz buradaydınız, kaybolan bir eser var. Kaybolma bilgisini kayda geçirmek için tutulmuş bir tutanak o.”

Sena, sergi boyunca üniversitenin güvenlik görevlileriyle öğrenciler arasında bir gerginlik olup olmadığı konusunda “Güvenliklerin koluna girdik. Buyrun, buyrun! Sergiyi beraber gezelim dedik” dedi.

“Bana hiç kimse gelmedi. Kaldır demedi. Deseydi sorardım. Fikrini öğrenirdim. Sergideki arkadaşlarla paylaşıp ona göre hareket ederdim. Kesinlikle ben bunu (yargılama konusu eseri) kaldırmıyorum demedim.”

Duruşmada eserin akıbetinden bahsedildiği sırada avukatlardan birinin eserin hala ortada olmadığını ileri sürmesi üzerine, hakim yargılama konusu Şahmaran adı verilen eseri oturduğu kürsünün altından çıkartıp havaya kaldırdı. Eseri hızlıca salonun bir tarafından diğer tarafına doğru birkaç saniyeliğine gösterip kürsünün altına kaldırdı.

Bir aydan fazla süredir ayağındaki elektronik kelepçeyle evde yaşadığını söyleyen Sena B. hakkında uygulanan ev hapsi tedbirinin hayatında yarattığı aksaklıkları ve bu nedenle karşılaştığı zorlukları anlattı. “Yaklaşık bir aydır ayağımdaki kelepçeyle evdeyim. Çok tacize uğradım. Sıkıntı yaşadım. Para kazanamadım. Evimin kirasını ödeyemedim.” ifadelerini kullanan Sena bunların hepsini üzerine atılı suç nedeniyle yaşadığını vurguladı.

Sena B.’nin beyanlarını tamamlamasının ardından, hakım sözü avukatı Merve Uçanok’a verdi.

Uçanok müvekkili hakkında gözaltı ve yakalama işlemlerinin kanundaki şartlar oluşmadan gerçekleştiğini söyledi. Sena B.’nin olay günü söylediği iddia edilen sözler hakkında mahkemeye bir CD sundu, “CD’yi izlerseniz semanın suçu işlemediği, o sözlerin Sena’ya ait olmadığı görülür.” Video kaydı salonda izletildi.

Uçanok, isnat edilen suçun ceza hukukuna göre bir kasıtla işlenebileceğini, eylem neticesinde kamu güvenliğinin bozulmasına ilişkin açık ve yakın bir tehlikenin oluşması gerektiğini söyledi. “Sena diyor ki, biz sansüre hayır diyoruz, sergiye hep evet.”

Sena’nın videoda “Biz hiç sinirlenmedik kızmadık. Mezunlarımız bizimle destekliyorlar bizi. Biz her şeye kucak açtık. Herkes burada” ifadelerini kullandığına dikkat çeken avukat, “bu sözleri söyleyen birinin kamu güvenliğini bozmak suretiyle açık ve yakın bir tehlike oluşturması söz konusu olamaz” dedi.

İsnat edilen suçu maddi unsurlar yönünden ele alan Uçanok, suçun tipiklik unsuruna bakıldığı zaman suç bakımından işlenen fiilin tipik olması, kanundaki tanıma uygun olması gerektiğini; suçun işlenebilmesi için sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip kesimlerini birbirine karşı kin ve düşmanlığa sevk edilmesi gerektiğini söyledi.

“Halkın Müslüman dinine mensup vatandaşların bir kesimini LGBT bireylere karşı tahrik etmek... LGBT olarak ifade eden bireyler bir sosyal sınıf olarak tanımlayabileceğiniz bir sosyal sınıf değil. Ancak bir cinsel yönelimi, heteroseksüel olmama durumunu ifade eden bir şey bu.

İkinci husus, kamu güvenliğine açık ve yakın ve tehlike. Bu olaydan sonra herhangi olay mi olmuş LGBT’lere yönelik? Eseri görürseniz dersiniz ki ben çok kızdım. Öfkelenebilirsiniz. Ama bu toplumun bir kesimini diğer kesimine karşı kin ve düşmanlığa tahrik boyutuna ulaşmadığı açıktır. Sosyal medyada bir takım insanlar rahatsızlık paylaşmış olabilirler. Ama hiç kimse “ben Taksim'de birkaç LGBT’nin ağzını burnunu kıracağım” demedi. Ertesi gün ülkenin gündemi neyse herkes işine gücüne devam etti. Eserin yere konması ile ilgili, eser basket sahasında, güney meydanda taşınırken eserlerin yerleştirilmesi sırasında orada olmuş.

Yargıtay 18. Ceza Dairesi’nin kararı var. Yoğun bir tarzda kin ve düşmanlığın oluşması gerekir deniyor. AYM (Anayasa Mahkemesi) kararında açık ve yakın tehlike ile ilgili şiddet içermeyen ve şiddet kışkırtıcılığı olmayan suçların suç oluşturmadığını söyler.”

Uçanok ilgili AYM kararını mahkemeye iletti. Yargılama konusu eylemlerin ifade özgürlüğü kapsamında kaldığını söyledi. Soruşturma aşamasında suçun TCK (Türk Ceza Kanunu) Md. 216/3 olarak belirlenmiş olmasına rağmen hiçbir gerekçe olmaksızın öğrencilerin 216/1'den mahkemeye sevk edildiğini söyledi. Kamu barışını tehlikeye düşürecek hiçbir hadise yaşanmadığını söyledi, “Hepimiz hayatımıza gayet güzel devam ettik.”

Müvekkilinin özel ders vererek geçimini sürdürdüğünü, “muhtemelen ceza verilse bile infaza dönüşmeyecek bir suç için” ona adli kontrol tedbiri (ev hapsi) uygulandığını hatırlattı. Elektronik kelepçenin müvekkilinin ayağından çıkarılmasını mahkemeden talep etti.

“Çocuklarla ve aileleri arkadaşlarıyla görüştüm. Şöyle bir gerçek var. Bu çocuklar kendilerini bu hukuksuzluklar neticesinde baskı ve korku altında hissediyorum. Müvekkilim bana iltica kelimesini sordu. ‘Benim iltica etmem mi gerekecek’ dedi. Bu ülkeye kızarak, bu ülkeden soğuyarak gitmesin bu gençler. Bu gençler kolay yetişmiyor. Bu gençlerin amacı sadece ve sadece Boğaziçi Üniversitesi’ne atanan Prof. Melih Bulu’yu ve bu idari tasarrufu protesto etmek. Bunun için seçtikleri yol bunu bir sanat sergisiyle yapmak. Kendilerini ifade etmek için.

(…) Anayasal haklarından kaynaklanan bir fikir bu. Bir fikir. Kendilerini ifade etmelerini ayrı bir yolu… Bu arkadaşlar bir duyuru yapmak istediler. Eserler internet üzerinden gönderildi. Suça konu olan eser 300 sıradan eserden biri.

Böyle bir suç olduğu iddiasıyla bugün karşınızdayız sayın yargıç; belli bir kesimi kin düşmanlığa tahrik için somut bir tehlike olması gerekir. Burada bir şiddet bir gerilim yaratan bir polisle karşı karşıya gelme durumu var mı? İddianameyi okuyun. Hiçbir yerde ne şiddet ne gerilime, sivil itaatsizlik, polisle karı karşıya gelmek yok. Burada medeniyet fikri var medeniyet var. Tabi anlayabilene. Kendilerini basit ve çok güzel bir yolla ifade etmeyi amaçlarken onlar bugün terörist, sapkın ve barbar olmakla suçlandılar. Yetmedi bu iddianameyle halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmekle suçlandılar.

(…) CMK (Ceza Muhakemesi Kanunu) iddianamede suçu oluşturan olayları delillerle ilişkilendirilerek açıklanacağını söyler. Bu iddianamede bir ilişkilendirme yok.

(…) Yanlış bilgilerden bir tanesi ‘Şahmaranim nerede’ videosu. Her yerde karşımıza çıkıyor, adli kontrol kararı (ev hapsi) kararının sebebi de bu. Ne diyormuş müvekkil? ‘Şahmaranım nerede?’ İlişki bu.’ Şahmaranım nerede’ videosunda savcı videonun sadece bir bölümünü almış, hakimlik de öyle. Kopyaları yapıştırılmış ve müvekkil hakkında bu adli kontrol kararı çıkmış. Bu gençlerin ağzından çıkanlara bakın: ’Biz sansüre hayır sergiye evet diyoruz. Herkese her düşünceye kucak açtık ve Şahmaran onlardan biriydi. Sahmaranımız bizde. Sansür yok ve yapmayacaksınız. Her şey burada. Punkçı gençler Bursa'da bakın birbirinin üzerinde zıplıyorlar. Herkesin hissettiği şeyler var. Bunlara yer açın, kalbinizi açın. Hoşgörün.’

Bu gençlerin terörist olmakla suçlanması bana ağır geldi. Onları anlamamız gerekiyor sorgulamak veya toplumdan dışlamak yerine (…)”

Hakim, avukata sözlerini “bağlaması” yönünde uyarıda bulundu. Uçanok devam etti:

“Bu videonun sosyal medyada yer alması kamu güvenliğine tehdit oluşturdu, deniyor. Google’a girin. Bu gençler halkı kin ve düşmanlığa tahrik edecek hangi eylemi yapmışlar? Birçok köşe yazarının yazısı var. İnceleyin. Halkı kin ve düşmanlığa tahrik edecek sözleri devlet kademesindeki insanlar söyledi. Bakın bu olaydan hemen sonra İçişleri Bakanı dedi ki ‘Kabe-i Muazzama’ya hakeret eden LGBT sapkınlarına müsamaha göstermeli miyiz elbette hayır.’ Bu sözlerle cinsel yönetimi farklı olan bireylerimiz nasıl da dışlanıp toplumun dışına atılıyor. Bu olaylarla LGBT olayları arasında ilişki kuruluyor, ki olsa da suç değil. Bir siyasi partinin başkanı dedi ki, ‘Türkiye'nin böyle evlatları yok bunlar barbardır gözlerini kan ve nefret bürümüştür.’ Ben şunu anlamıyorum. Öğrenciler, akademisyenler veya eski mezunlar bu rektörü kabule etmek zorunda mi? Biz aslında soran başkaldıran itiraz eden gençlik istemiyoruz.

Bir tane saldırı örneği söyleyin bana. Videoyu çeken arkadaş ben de oynamak istiyorum diyor. Orada bir bahar zenginliği ortamı yaratmışlar…”

Hakim, avukatın sözünü kesti. Kapı önünde yığılarak eşiğe çekilen şeritte birbirlerine oldukça yakın şekilde duruşmayı izlemeye çalışan izleyicileri kastederek “Pandemi tedbirlerine aykırı davranılıyor. Lütfen kısa tutalım.” dedi. Avukat Merve Uçanok devam etti:

“Öğrenciler LGBT Kulübü adına bir sergi düzenlemediler. Sanki bulunduğu iddia edilen kitapla benim müvekkilim arasında bir ilişki varmış gibi gösterildi. Yeni Şafak gazetesinin resmi Twitter hesaplarında ‘LGBT paçavraları’ gibi mi ifadelerle yayımlanmasaydı emin olun bu olay bu noktalara gelmeyecekti.

Tipiklik unsuru oluşması için iki farklı kesim arasında bir kin ve düşmanlık durumunun oluşmuş olması gerekir. Fakat burada toplumun bir kesiminden kasıt: sınıf ırk din mezhep bölge farklılıklarıdır. LGBT bunlardan hangisi? Hiçbiri. Dolayısıyla tipiklik unsuru oluşmamış. Baktığınızda burada sanat eserinin kendisi yargılanmış gibi bir durum oluyor. Eserleri taşıma kararı alıyorlar. Yüklenip taşıyorlar. Sırası geldikçe panoya asmışlar. Hiçbir şekilde bir kötü niyet yok.

(Eserin yere konması hakkında)

Şunu da özellikle söylemek istiyorum. Bu tahrik olduğu iddia edilen halk bunca kadın cinayeti karşısında tahrik olmuyor merak ediyorum. O kadar kadın cinayetleri var. Bu suçların hiçbirinde… toplam on yılda 201 elektronik kelepçe takılmışken son birkaç aydaki öğrencilere toplam 40 tane kelepçe takılmış. Bu gençlerin ayaklarına kelepçe takarak özgürlüklerini kısıtlamak yerine bu canilere kelepçe takılsın.

Geldiğimiz noktada öğrencilerin tamamının mağdur olduğunu görüyoruz. LGBTİ bireyler hiç mi yoktu? Osmanlı tarihinde LGBT’ler vardı. Bunlar vatandaşlık görevlerini yerine getiriyor mu, bizi bu ilgilendirir…”

Hakim, avukatın sözünü “Adli kontrolle ilgili karar verelim” diyerek kesti. Savcılıktan bu konuda görüş talep etti. Savcı adli kontrol tedbirinin (ev hapsinden) haftada bir gün imza olarak değiştirilmesini talep etti. Hakim, salondaki pek çok kişinin durumu anlayamayacağı bir hızda ara karar alarak, Sena B. hakkındaki ev hapsi kararını kaldırdı.

Avukatın beyanlarına devam ettiği sırada, hakkında ev hapsi kararı bulunan Sena B. ve Hazar K.’ye uygulanan ev hapsi, adli kontrol kararının kaldırmış olduğu (izleyicilerce) anlaşıldı.

Adli kontrol kararının değiştirilmesinin ardından avukatların iddianameye ilişkin savunmalarına devam edildi.

Söz alan avukat, kollukla yaşanan diyalogda bir ikrar ifadesi olduğunu, öğrencilere bir tutanak imzalatılmak istendiğini, dahil olmaları ve bilgi alışverişi yapmaları üzerine müvekkillerinin imza atmaktan imtina ettiklerini söyledi.

Hakim, “özel durum” nedeniyle duruşmaya ara verdi. On beş dakika sonra salonun kapıları tekrar açıldı. Duruşma iki dakika sonra kaldığı yerden devam etti.

Selahaddin U’nun avukatı Ayşe Özdemir söz aldı. Bizzat ifade hürriyetinin kendisinin yargılandığını düşündüğünü ifade ettik. İlk beyanlarının usul hakkında olacağını söyledi:

“Müvekkiller emniyette henüz olay günü soruşturma numarası bile olmadan polisin yürüttüğü bir dosyadan gecenin bir vakti emniyete getirilmiş ve emniyette ifadeleri alınmıştır. İfadeleri alınırken kendilerine bilgi alma tutanağı adı altında bir belge imzalatılmak istenmiştir.”

Güvenliklerin, dosyada tanık olarak yer aldığını ifade eden Av. Özdemir polisin soruşturmada tanık dinleme yetkisine sahip olmadığını, bu yetkinin Cumhuriyet Başsavcılığı’na ait olduğunu söyledi.

“Bu nedenle tanığı sadece hakim ve mahkeme dinleyebilir. Tanık dinlenmeden önce tanığa suç anlatılır yemin edilir. Beyan alınır. Hem tutukluluğa sevk yazısında hem tutuklama gerekçesinde güvenlik görevlilerinin ifadeleri delil olarak kullanılıyor. Onları bugün dinleyeceksiniz. Bu kişilerin beyanları tanık beyanı olmayacak.

F**. K**. (“*” içeren beyanlar için not: Beyanda zikredilen isim yazıda kapatılmıştır.) isimli güvenlik görevlisi beyanında açık şekilde resimlerin asıldığını ve resimlere bakarken saat 12.45’te söz konusu resmi gördüğünü söylüyor. Güya orada Selahattin ve Doğu varmış. Onlara eseri kaldırması gerektiğini söylüyor….

Bugün tanıkları dinlediğinizde yalan söyleyecekleri açıktır. CMK101 dersi alan bir kişi gece yapılan o işleme ‘teşhis’ demeyecektir. Teşhis, savcının talimatıyla şüphelinin belirlenmesi amacıyla yapılmaktadır. Kanun teşhis işleminin nasıl yapılacağını ayrıntılı bir usulle anlatmıştır. Teşhisi yapan kişinin beyanlarının tutanağa bağlanması gerekmekteyken dosyadaki tutanakta bu yok.”

Hakim, avukata ifadelerini hangi nereden okuduğunu, yasa metinlerine dayanıp dayanmadığını sordu. Özdemir “Benim kendi notlarım” cevabını verdi. Avukat devam etti:

“Önerim şudur ki isimleri gizleyerek tüm barolara gönderin; tüm barolarda teşhis işleminin nasıl yapılmayacağını bir örneği olarak kullanılabilir. Tespit tutanakları bilirkişi değil polis tarafından yapılmış. Tespit tutanağında görüntülerin güvenlik görevlilerinden alındığı açık kaynaklara dayandığı belirtilmiş. Kanunda özel güvenliklerin yetkileri sayılmıştır. Bu yetkiler arasında güvenlik görevlilerinin görüntü alma yetkisinin olmadığı açıktır. Bu nedenle dosyadaki görüntüler delil olarak kullanılamaz.”

Avukat Özdemir, polisin dosyadaki ilgili görüntüleri elde ederken kaynağının ne olduğunu ve görüntülerde bir değişiklik söz konusu olup olmadığının bilinmediğini söyledi.

Avukat Özge Önalan söz aldı. Usule ilişkin konuşacağını ifade etti:

“Tutuklamadan bahsetmek istiyorum. Öncelikle o zaman, tutuklamaya sevk olduğu zaman detaylı savunma yaptık. Hepsini anlatmayı gerekli görmüyorum. Öncelikle, müvekkiller 29.01.2021 tarihinde dosyaya eklenmiş olan saat 20.30 da başsavcı vekiliyle yapılan, savcının 216/3 ten gözaltları verdiği dosyaya konuyor. Ardından 29 ocakta (Diyanet İşleri Başkanı) Ali Erbaş bir tweet atıyor. Ertesi gün müvekkiller hakkında yedi saatlik polis tarafından oyalama sonrasında gözaltı kararları veriliyor.

Savcılığa çıkarılmadan önce İçişleri Bakanı tweet atıyor: ‘Kabe’ye yapılan saygısızlığın sorumlusu 4 LGBT sapkın gözaltına alınmıştır.

Savcılık sorguları devam ederken TRT haber giriyor. Diyor ki bu kişiler tutuklamaya sevk edildi. Ardından, sosyal medya furyası koptuktan sonra 30 Ocak’ta müvekkiller hakkında o zamana kadar hiç lafı geçmemiş 216/1 den tutuklama talep ediliyor. 216/3 ten spesifik ifade alındıktan sonra İç İşleri Bakanı ve Diyanet İşleri Bakanı’nın beyanları, haberler ve tweetlerden sonra tutuklamanın mümkün olduğu bir suçla sevk edildiklerini görüyoruz. Yazıda Selahattin asıp asmadığının belli olmadığı belirtilse de kuvvetli suç şüphesi nedeniyle tutuklama talep edildi. Olayla ilişkisi tespit edilemeyen bir kişinin 'kuvvetli şüphe" ile sevki gerçekleşiyor ve tutuklama kararı veriliyor. Bu tutuklama kararının sebebi olarak önceki gün boyunca atılan tweetler ve haberleri görüyorum. Bu nedenle tutuklama kararının hukuki değil siyasi olduğunu ifade etmek istiyorum.

AYM’nin vereceği karar da umuyorum bu yönde olacaktır. Karardan sonra tutuklama sebebi olarak suçun ağırlığı gösteriliyor. 3 yıllık yararı altı ay olan bir suç nasıl bir ağır suç olabilir? Nasıl bir kaçma şüphesinden bahsedilebilir ki kendi ayaklarıyla giden müvekkiller için kaçma şüphesinden bahsetmek açıklamaya muhtaç.

Deliller sosyal medya bulguları ve tanık beyanları. Bu deliller nasıl karartılabilir? Maalesef bu hususların hiçbiri açıklanmadı. Tutuklamanın hukuksuz olduğunu tekrar belirtmek istiyorum. Tutuklama dan sonra cezaevine götürülürken müvekkiller bir sözlü taciz de gerçekleşti.

İnsanları LGBT sapkını diye cezaevine gönderirken, onların başına ne gelebileceği konusunda kimsenin bir taahhütte bulunamayacağını düşünüyorum. Tutuklamayı takip eden günlerde Cumhurbaşkanı gençliğimizin LGBT gençliği değil milletin şanlı tarihindeki gençlik olarak geleceğe taşıyacağız dedi.”

Avukat Levent Pişkin söz aldı.

“Bu iddianame vasfını taşımıyor. Eğer bir kadı rejimi altında yaşıyorsak bu bize önceden belirtilsin ona göre hareket edelim. Eğer laik bir hukuk devleti altında yaşıyorsak bu iddianame anayasaya aykırıdır ve suçtur. Bu iddianame İslam'ın bir yorumuna dayanılarak yapılmıştır. Birkaç hususu belirtmek isterim.

Yargılamanın tuhaflığı şuradan kaynaklanıyor. Tanık (üniversitenin güvenlik görevlisi) A**, Ç** cep buradaki üç sanıkla ilgili imza atmış. Benim imzam var diyor. Bu tutanakta imzası olan A** Ç**  burada tanık, imzalı bulunan diğer kişiler burada sanık. Bu nasıl olabiliyor?

Güvenlik görevlisi olan kişilerin beyanları geçerli tanık beyanları değildir. A** Ç**’nin bilgisine başvurulan şahıs olarak ifade F** K**’nin yanında değildim diyor.

Siz orada değilseniz sahte tanıklık yapmışsınızdır. Bu suçtur. Boğaziçi'nin girişinde turnikeler var. Okula kimin girdiği bellidir. Güvenlikler öyle bir tutum sergiliyor ki okulda bulunmayan bir kişinin kendilerine hakaret ettikleri yönünde soruşturma başlatışmış.”

Boğaziçi Rektörlüğü: Mezunlara “sergide hazır bulunmaları için” okula giriş izni verildi

Avukat Levent Pişkin, Boğaziçi Rektörlüğü’ne okula girişi pandemi gerekçesiyle yasak olan mezunlara 29 Ocak’taki etkinlik nedeniyle izin verildiğini ifade eden bir bilgi edinme başvurusu cevabının bir kopyasını mahkemeye sundu. Rektörlüğün cevabında şu ifadeler geçiyordu:

“Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği yönetimi ile sınırlı sayıda mezunumuz 29/01/2021 tarihinde yapılan sergi etkinliğinde hazır bulunmak üzere verilen izin kapsamında Covid19 formu doldurmak suretiyle Güney Kampüs’e giriş yapmıştır.”

Avukat Levent Pişkin, kanun maddesinin gerekçesinde açık ve net diyor şekilde kanun değişikliğiyle, ifade hürriyetine yönelik suçlamalarda kullanılmaması için kapsamının daraltıldığının ifade edildiğini vurguladı.

“Bu suç aslında nefret suçu olarak düzenlenmiştir. Yani etnik ve dinsel azınlıkları korumak için düzenlenmiştir. Nerede iktidara ilişkin herhangi muhalif bir şey olduğunda bu suça başvuruluyor.

(…) diyor ki kin ve düşmanlığa tahrike edecek. Bu ikisi birlikte olacak. Şiddete tahrik etmeli. Var olan şiddeti ve nefreti körüklemeli ve güçlü olmalıdır diyor. Bu suçun işlenmesi için doğrudan bir saldırı hedefinin, bir provokasyonun ortaya çıkmış olması, düşmanlığı pekiştirmiş olması gerekir diyor. Nefret söylemini husule gelmesi icap eder diyor.

Kamu düzeni ifadesi kamu güvenliğine çevriliyor. Bunlar suçun maddi unsurlarını oluşmadı için yeterli mi? Hayır. Kamu güvenliği için açık ve yakın bir tehlike deniyor. Kampüste kamu güvenliğini tehlikeye atacak herhangi durum söz konusu değil. Kamu güvenliği tehlikeye atılmışsa da bunun sorumlusu Yeni Safak’tır. Ancak halkın haber alma hakkı ve ifade hürriyeti nedeniyle Yeni Şafak’ın yargılanmasına karşıyım. Yargıtay kamu güvenliğinin bozulması tehlikesinin somut olarak ortaya konmalıdır deniyor.

Yerin(?), kişinin, topluluğun durumu ve konumu gibi hususlar değerlendirilerek zarar potansiyeli hakim tarafından ölçülmelidir diyor. (…)

Bu ülkede Noel Baba sünnet edildi. Bıçaklandı. Biz neden burada bunu yaşıyoruz? Bu ülkede kabeyi pasta yapıp yediler.”

Avukat Levent Pişkin, bahsettiği olayların ayrıntılarını içeren haberleri mahkemeye sundu.

“Üsküdar’da Kabe maketi kuruldu. İnsanlar etrafında döndü. Burada kabesi bile belli olmayan bir eser yargılamaya konu ediliyor. Tüm da sanıkların beraatine karar verilmesini arz ve talep ederiz.”

Daha sonra söz alan avukat Deniz Yıldız, sergideki resmin fotoğrafını çekenin, bunları Twitter'a koyanın ve haberleştirenlerin ne öğrenciler ne de (iddianamede bahsedilen) öğrenci kulüpleri olduğunu; bu eylemleri okuldaki diğer kulüpler ve belirli medya kuruluşlarının gerçekleştirdiğini söyledi.

“Selahattin ve Doğu’nun cezaevine teslim edildikleri gün somut olarak ayrımcılığın aynısını gördük. Bunu sebebi Yeni Şafak’ın haberleri ve öğrencilerin sapkın diye hedef gösterilmesidir. Biz ne zaman 216’dan (öğrencilerin yargılanmakta oldukları, TCK’nin ilgili maddesi) işlenen gerçek bir suç hakkında suç duyurusu yapsak iddianame düzenlenmiyor, takipsizlik geliyor. Ama resen başlatılan veya CİMER (Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi: internet üzerinden, ihbar yapmanın da mümkün olduğu internet sitesi) üzerinden kopyala yapıştırla iletilen soruşturmalarda hep buradayız.

Anayasa Madde 19 ve AİHS (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) Madde 5; kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı soruşturmanın başından beri devam edilerek ihlal ediliyor. Hakimlik in tutuklama kararında öğrencilerin nasıl delil karartacakları ifade edilmemiş. Öğrenciler bu protesto biçimini seçmelerini sebebinin barışçıl olması olduğunu ifade ettiler.

Müvekkillerimizin sınavları devam ediyor. Sınav haftasındaydılar. Sınav haftasının ortasında tutuklandılar. Cezaevinde online olarak sınava girmeleri mümkün olmadığı için okulları en az bir yıl uzadı. AİHS Md. 1 ve Anayasa Md. 42’deki eğitim hakkının ihlal edildiğini söylemek istiyoruz. Tahliyelerine talep ediyoruz.”

Avukat Arkın Hürtaş söz aldı. İddianamenin alıntılayarak okuduğu bir paragrafında, bahse konu resmin İslam dininde yasak kabul edilen eşcinsellik hakkında bazı imgeler içerdiği söylendiğini ifade etti.

“Bizim için şu ilginç. Savcılık iddianamesinde herhangi olgu tespit edemediği için bu yorumu yapmış. İlahiyat bilgime güvenerek bu alana gireceğim. Savcı ‘İslam dini literatüründe yasal ve haram kabul edilen’ demiş.

Önce yasak ve haram farkını açığa kavuşturmak gerekir. Savcının bahsi geçen cümlelerinin hukuki ve maddi dayanağı görmek isterim. Bildiğimiz kadarıyla İslam dininin Sünni inanışlarında dört mezhep bulunur.”

Türkiye’de yaygın olan Hanefilik mezhebinin imamı kabul edilen bir kişinin beyanlarını incelediklerini söyledi: “İmamı Azam Ebu Hanife in beyanlarına baktık. Bildiğimiz gibi İslam hukukunda üç ceza vardır.” Avukat Hürtaş, İslam hukukundaki farklı ceza türlerinden bahsettikten sonra İmam-ı Azam’a göre zina suçunun kamu hukukunu ilgilendirdiğini, eşcinsellikle ilgili Kur’an ve sünnete baktıklarında bir yasak göremediklerini, İslam nüfusunun %80’inin yaşadığı ülkelerde eşcinsellik konusunda bir ceza uygulaması olmadığını ileri sürdü: “Hem ceza hukuku hem ilahiyat boyutu bir ceza gerektirmiyor.”

Hazar K.

Sanık kürsüsüne gelen dördüncü öğrenci, hakkında ev hapsi adli kontrol kararı uygulanan Hazar K. oldu. Üniversitenin Güzel Sanatlar kulübünde aktif üye olduğunu ve Psikoloji Bölümü üçüncü sınıf öğrencisi olduğunu söyleyen Hazar K., dört yıldır görsel sanatlarda aktif şekilde üretim yaptığını, bilim ve sanata meraklı olduğunu söyledi. Kendisi hakkında konuşurken hakimin sözünü kesmesi üzerine Hazar şöyle konuştu:

“Affedersiniz. Uzun süredir ev hapsindeyim. Anlatmak istiyorum.

Kayyum rektör atamalarına karşı olan pek çok öğrenci vardı. Onların okula girişine izin verilmiyordu. Biz de bu nedenle sanat festivalini yapmaya karar verdik. Festivalin ilk günü sorunsuzdu. İkinci postada o eser geldi. Eserin kimin tarafından yapıldığını bilmiyoruz. Araştırıldığını da düşünmüyorum. Bunun gerektiğini de düşünmüyorum.

Bizim dosyamızda delil niteliğinde gösterilen haber pek çok insana düpedüz hakarettir. Saldırıdır. İnsanlar hakkımızda ürkütücü şeyler düşünüyor. Buradan çıktığımızda can güvenliğimiz var mı onu da bilmiyoruz. Bizim yapmak istediğimiz tek şey insanların kendilerini diledikleri gibi ifade edebilecekleri bir ala yaratmaktı.

Boğaziçi Üniversitesi bizim evimiz olduğu için güzel zihinleri burada ağırlamak istedik. 750’ye yakın sanatçıya ulaştık. Bizim amacımız insanlara kendileriyle ilgili neler yapabileceklerini göstermekti. Protestomuzun sebebi otonomi. Yani akademik özerklik.

Cuma günü ben müzik tarafıyla ilgileniyordum. İfşalama videosu çekilirken bizim söylediğimiz bir şeyleri düzenlemeye ve yürür kılmaya çalıştığımızdı. Bizi teşhis etmiş güvenlik görevlilerini tanımıyorum. Bana bizzat gelip rahatsızlığını dile getiren olsaydı... Konuşmayı biliyorum, o insanla uzlaşmaya çalışırdım. Böyle bir şeyin olmayacağını düşünüyorum. Eğer rahatsız olduğunu söyleyen bir insan olsaydı sorardım: ‘Neden rahatsız oldun?’

Dosyadaki delil niteliğindeki şeyleri düşününce uzun zamandır midem bulanıyor. Anlamıyorum neden buradayım. Mantıksız geliyor. Eğer ceza verecekseniz uzun bir açıklama bekliyorum.

Fiziki olarak iyi olabiliriz ama iyi ve güvende hissetmiyoruz kesinlikle.”

Hakim Hazar’a eseri asanı görüp görmediğini sordu. Hazar hayır cevabını verdi. Hazar önceki ifadesinde kendisine atfedilen ifadeleri kabul etmediğini, bazı sözlerinin ifade tutanağına yanlış geçirildiğini söyledi.

“Eserin kaldırılmasına karşı çıktım demedim. Kaldırılmasının eşitsizlik ifade edeceğini söyledim”

Eda K.

Kürsüye gelen beşinci kişi Felsefe Bölümü öğrencisi Eda K. oldu. Sergiyi düzenleyenlerden biri olmadığını söyleyen Eda eserin kime ait olduğunu bilmediğini söyledi.

“29 Ocak günü kampüse geldik. Şahmaranlı eseri gördüm. Gördüğümde rektörlük binasının karşısında asılıydı. Sonra öğrenciler eserin kaybolduğunu konuşmaya başladılar. Bir eşya kaybolduğu zaman bizden hep tutanak tutmanız isterler. Ben de bu yüzden tutanak tutulması gerektiğini düşündüm. Bu nedenle tutanağa imza attım.”

Hakim Eda K.’ye “LGBT üyesi değilsin, değil mi?” sorusunu yöneltti. Soru üzerine avukat Levent Pişkin söz aldı. Bu sorunun müvekkilini anayasaya aykırı şekilde düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlamak olduğunu söyledi. “Ben şahsen LGBT üyesiyim. Gey olanından” diyen Pişkin, itirazının zapta geçirilmesini talep etti.

Pişkin’in itirazları üzerine hakim “Ben LGBT’nin ne anlama geldiğini bilmiyordum açıkçası. Duyuyordum ama ne olduğunu çok da merak etmiyordum.” dedi.

Rumeysa Ö.

Yargılanan altıncı öğrenci Rümeysa Ö. gözaltı sürecinden bahsetmek istediğini söyledi.

“Dört kişiden üçüyle gözaltında tanıştım. Resmi kim yaptı, kim getirdi vs. bilgim yok. Gözaltına alındığının akşam kapıda doğu ve İlayda’yla karşılaştım. Bize dediler ki Doğu ve İlayda takip ediliyor. (…)

Bizi bir süre hangi karakola götüreceklerini karar veremediler. Gözaltına alındığımda tutanağı gördüm. Tutanaktaki yanlış ifadelerin bu yalan bu da yalan diyerek altını çizdim. Polis beni azarladı. Korkarak imzaladım. Tutanağın orijinaline bakabilirsiniz.

Panoları indiren kim. Seren kim. Kaldıran kim bilmiyorum”

Avukat Levent Pişkin söz aldı:

“Bu Boğaziçi Rektörlüğü’nün izniyle düzenlenmiş bir sergi. Bir etkinlik. Kayıp eşya ile ilgili sorumluluk özel güvenlik birimine aittir. Güvenlikler öğrencilerin can ve mal güvenliği nedeniyle maaş alırlar. Tutanakta imzası bulunan güvenlik görevlisi tanık, bizim müvekkil sanık durumunda. Müvekkiller sırf dilekçe verdikleri için yargılanmaktadırlar.

LGBT hakkında bilginiz yokmuş. Bir LGBT ve eşcinsel bir avukat olarak söylemek isterim ki buradaki bir kriminalizasyon çabası var.”

Hakimin Pişkin’e “İddianamede dikkat ederseniz, öyle ifadeler yok” demesi üzerine avukat Pişkin cevap verdi:

“Efendim günah demiş haram demiş. Resmin kenarlarına LGBT bayrakları konarak o toplum kesimiyle karşılaştırılması istemiş. Farklı bir kesimin farklı bir kesime tavrı gerekir. İki kesim de burada. Ben eşcinselim, müvekkilim Müslüman. Eşcinsel Müslümanlar var efendim. Eşcinsel hacılar da var.”

M.B’nin Beyanları

Son olarak kürsüye gelen öğrenci M.B. oldu. Serginin kurulma aşamasını görmediğini ifade eden M.B. serginin bir parçası olmadığını söyledi.

“O gün okulda bir konser vardı. Köşede bir güvenlik kulübesi var. Bir kalabalık olduğunu fark ettim. Oraya gittim. Bir grup öğrencinin güvenlikle bir resmin kaybolması üzerinden konuştuğunu gördüm. Ortalığı sakinleştirmeye çalışmak istedim. Bunun için öğrenciler ve güvenlikler arasında bu işi münazara ile çözmek istedim. Olayı idareye tutanak tutarak sevk etmek istedim.

Bize her zaman herhangi olay karşısında ilk yapmamızı gerekenin tutanak tutmak olduğu söylenmişti. Tutanakta iki cümle vardı. Eserin kaybolduğu ve gerekli çalışmanın yapılması vardı tutanakta. Tutanağı imzaladım. Tanık olarak dinlenen (güvenlik görevlisi) A. Ç. De imzaladı tutanağı. Karakolda A. Ç’nin imzasının bulunduğu kısım sansürlenmişti.”

Daha sonra M.B.’nin avukatı söz aldı.

“Müvekkilin yaptığı idari bir başvurudur. Dilekçedir. Müvekkilim her sorumlu vatandaş gibi bildirimde bulunmuş. Neden bir idari başvuru bir iddianameye konu oluyor?”

Verilen kısa aranın ardından karar açıklandı.

Karar

İstanbul 21. Asliye Ceza Mahkemesi;

  1. Sena B. hakkında uygulanan ev hapsi adli kontrol tedbirinin kaldırılmasına,
  2. Şahmaran isimli eserin yapıştırıldığı sunta pano ve eserin altına konulan A4 kağıdının nerede olduğuna dair akıbetin Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan sorulmasına, emanet altına alınmışlarsa emanet makbuzlarının mahkemeye gönderilmesinin istenmesine,
  3. Resmin nasıl bulunduğu, resme nasıl el konulduğu ve resmin emanete nasıl alındığı belli olmadığından bu husususun müzekkere ile sorumasına,
  4. Yargılanan tüm hak sahiplerinin duruşmalardan vareste tutulmalarına
  5. Tutuklu yargılanan Doğu D. ve Selahattin U.’nun tutuksuz yargılanmak üzere salıverilmelerine,
  6. Tanıklar A.Ç ve F. K.’nın gelecek duruşmada hazır bulundurulmaları için tebligat çıkarılmasına,
  7. Hazar K., Sena B. ve Doğu D.’dan el konuşan üç adet cep telefonu ve sim kartın kopyaları ve imajları alındığından sahiplerine iadesine,
  8. İdari işlere müzekkere yazılarak gelecek celse daha büyük bir salonunun tahsis
    edilmesinin istenmesine karar verdi.

Davanın bir sonraki duruşması 5 Temmuz 2021 saat 14:00’da görülecek.