Boğaziçi Üniversitesi Öğrencileri Davası

Arka Plan Bilgisi


Boğaziçi Üniversitesi’nde okuyan 30 öğrenci hakkında Terörle Mücadele Kanunu’nun (TMK) 7/2. Maddesi dayanak gösterilerek düzenlenen ve öğrencilerin, “Terör Örgütü Propagandası Yapmak” suçu kapsamında cezalandırılmalarını talep eden iddianame, İstanbul 32. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.

TMK’nın ilgili maddesi “Terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi”nin bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmasını öngörüyor.

İddianamede öğrencilerin 19 Mart 2018 tarihinde Boğaziçi Üniversitesi kampüsünde, Türkiye’nin kuzey Suriye’de Afrin’e yönelik yürüttüğü askeri operasyonla ilgili olarak gerçekleştirdikleri protesto eylemi “terör örgütü propagandası” olarak değerlendiriliyor. Öğrenciler bu protestodan hemen sonra, farklı tarihlerde gözaltına alınmış ve bazıları iki haftaya varan sürelerle olmak üzere, polis tarafından gözaltında tutulmuştu. Dava kapsamında öğrencilerden 15’i yaklaşık iki buçuk ay tutuklu kaldı.

İddianamede, görüntü tespit tutanağı dayanak gösterilerek; öğrencilerin pankart taşımaları veya pankartın çevresinde bulunmaları, slogan atmaları, protesto amacıyla yapılan alkışlama eylemine katılmaları suça konu eylemler olarak sıralanıyor. Aynı şekilde “Savaşa hayır, barış hemen şimdi”, “Faşizme karşı omuz omuza”, “Yaşasın halkların kardeşliği” gibi sloganlar terör örgütü propagandası için suç delili olarak kabul ediliyor.

Davanın ilk duruşması, 6 Haziran 2018 günü, İstanbul 32. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.


 BLOG  

 Boğaziçi Üniversitesi Öğrencileri Davasında İlk Duruşma

Geçici Bir Gündemin Davası: Boğaziçi Üniversitesi Öğrencileri Neden Tutuklanmıştı?

 

 ACİL EYLEM   -  Savaş karşıtı eylem yapan öğrenciler tutuklandı
 

4. Duruşma

Davanın 4. duruşması 16 Temmuz günü görüldü.

Duruşmada dijital inceleme raporunun dosyaya sunulması üzerine, sanık avukatları raporu inceleyerek beyanda bulunmak üzere süre talep ettiler.

Bu nedenle ve dosyadaki eksiklerin tamamlanması için duruşma 15 Ekim tarihine ertelendi.

3. Duruşma

Davanın üçüncü duruşması 19 Mart 2019 günü görüldü.

Sanık öğrenciler duruşmalardan vareste tutuldukları için, sanıklardan yalnızca ikisi duruşmaya katıldı.

Duruşmayı hak örgütlerinden temsilciler, gazeteciler ve öğrencilerin yakınları izledi.

Sanık avukatları öncelikle arama sırasında el konulan dijital materyallerin soruşturmanın başladığı tarihin üzerinden geçen zamanın da dikkate alınarak iadesine karar verilmesini talep ettiler.

Devamında sanık avukatları tarafından, olay günü Üniversite’de görevli olan ve olayların gelişimine tanıklık eden akademisyenin duruşmada hazır olduğunu belirtilerek beyanlarının alınması talebi yöneltildi.

Bu sırada Heyet Başkanı ile avukatlar arasında sözlü tartışma yaşandı. Heyet Başkanı, talebin duruşmadan önce iletilmediğini gerekçe göstererek usule uygun olmadığını ileri sürdü. Sanık avukatları ise hazır edilmiş tanığın dinlenmesinde bir sakınca olmadığını, Savcılık mütalaasından önce savunma delili olarak dosyaya girmesinde ise maddi gerçeğin ortaya çıkarılması açısından yarar olduğunu vurgulayarak taleplerini yinelediler.

Heyet Başkanı bu talebin sanık avukatlarından yalnızca biri tarafından dile getirilmesi yönünde bir sınırlama uygulayarak, diğer avukatların aynı konu hakkında beyanda bulunmalarına izin vermedi.

Savcılık ara mütalaasında dijital materyallerin iadesi ve tanık dinletme taleplerinin her ikisinin de reddi yönünde görüş bildirdi.

Mahkeme de ara kararında, dijital materyallerin iadesinin bu aşama itibariyle reddine ve tanık dinletme talebinin esasa bir etkisinin bulunmadığını gerekçe göstererek reddine karar verdi.

Bir sonraki duruşma 16 Temmuz 2019 günü görülecek.

 

2. Duruşma

Davanın ikinci duruşması 3 Ekim günü görüldü.

Duruşmada, dava dosyasına sonradan eklenen 8 öğrenci sanık ifade verdi.

Öğrenciler, ifadelerinde daha önce ifade veren grupla aynı şekilde, hiçbir terör örgütünün, herhangi bir şekilde propagandasını yapmadıklarını, kendilerine yöneltilen sloganlar ile ilgili olarak da ifade özgürlüğü çerçevesinde eleştiri haklarını kullandıklarını beyan ettiler.

Mahkeme ara kararında, tüm sanıklar hakkındaki yurt dışı çıkış yasağının kaldırılmasına ve dijital materyallerin iadesi taleplerinin reddine karar verdi.

Bir sonraki duruşma 19 Mart günü görülecek.

1. Duruşma

14'ü tutuklu olmak üzere 22 sanıklı davanın ilk duruşması 6 Haziran 2018 günü, İstanbul 32. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görüldü.

Duruşmayı hak örgütlerinden temsilciler, avukat, milletvekillerinin de dahil olduğu kalabalık bir grup izledi.

Öğrenciler Mahkeme önünde verdikleri ifadede, üzerlerine atılı "Terör Örgütü Propagandası Yapmak" suçlamasını kabul etmediklerini, barışçıl bir eyleme katıldıklarını ve temelde de barış yanlısı olduklarını vurguladılar.

Öğrencilerin bir kısmı gözaltında darp edildiklerini, kötü muameleye uğradıklarını ve tehdit edildiklerini beyan ettiler.

Öğrencilerin avukatları, bu iddialar ile ilgili olarak suç duyurusunda bulunacaklarını ve ididanın doktor raporları ile de sabit olduğunu ifade etti.

Duruşma sonunda Mahkeme, verdiği ara kararla, tutuklu öğrencilerin tümünün adli kontrol ve yurtdışı çıkış yasağıyla tahliyesine karar verdi.

Bir sonraki duruşma, 3 Ekim 2018'de görülecek. 

 

 

 

5. Duruşma // 5th Hearing

[SCROLL DOWN FOR ENGLISH]

Boğaziçi Üniversitesi’nden 30 öğrencinin tutuksuz yargılandığı davanın İstanbul 32. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki beşinci duruşması, soruşturmanın başlamasının 19. ayında 15 Ekim’de görüldü.  

Duruşma saat 12.30’da, planlanandan bir buçuk saat geç başladı. 

İzleyiciler 

Muhtelif insan hakları örgütlerinden dava gözlemcileri, Barış İçin Akademisyenler davalarında yargılanan bir matematik profesörü ve öğrencilerin aileleri duruşmanın izleyicileri arasındaydı. Ayrıca Avrupa Matematik Cemiyeti’ni temsilen Paris-Sorbonne Üniversitesi Matematik Bölümü’nden Doç. Dr. Adrien Deloro da davayı resmen izledi. 

Sanık öğrencilerden ikisi duruşmaya katıldı. 

Mütalaa 

Savcı, mütalaasını duruşmadan önce mahkeme heyetine yazılı olarak sunmuştu. 

Bilirkişi raporunda öğrencilere yönelik lehteki muhtelif ifadelere rağmen, tüm öğrencilerin “terör örgütü propagandası yapmak” isnadıyla cezalandırılmalarının talep edildiği mütalaada; slogan atmak, pankartın arkasında veya yanında durmak, cep telefonuyla çekim yapmak, protesto amacıyla alkış yapmak, protesto amacıyla alkışlama eylemi yapan grubun içinde olmak, grupla birlikte hareket etmek veya grubun içinde olmak ve diğer grupla siyasi içerikli polemiğe girmek fiilleri suçun maddi unsurları arasında sıralandı. 

Savcının yazılı mütalaayı tekrar ettiğini ifade etmesinin ardından, sekiz savunma avukatı ek süre talep etti. Gözaltı sırasında el konulan materyallerin iadesini talep edildi.  

Avukatlardan biri; yalnızca savunma için değil, iddia makamının da görüşlerini gözden geçirmesi için ek süre talep etti. Buna gerekçe olarak, Anayasa Mahkemesi’nin kamuoyunda Barış İçin Akademisyenler ve Ayşe Öğretmen davaları olarak bilinen davalara dair yakın zamanda verdiği ifade hürriyetinin ihlali yönündeki kararlarını hatırlattı. Ayrıca, hükümetin gündeme getirdiği yargı paketinin, “terör örgütü propagandası yapmak” suçlamasının “aşırı zorlanmasına dair” olduğunu belirtti. Bu olguların sürmekte olan davaya etki edebileceğine dikkat çekti. 

Sanık Savunmaları 

Duruşmaya katılan 2 sanık da atılı suçlamaları reddetti. Öğrencilerden biri; protestonun gerçekleştiği güne ait görseller içeren ve kendisine ait olmayan iki dokümanın kendisine aitmiş gibi tutanak altına alındığını ileri sürdü. İlgili dokümanların kendisine ait olmadığının gözaltı tutanağıyla sabit olduğunu ifade etti. 

Karar 

Mahkeme; savunma makamına ek süre verilmesine, el konulan materyallere dair kararın esas hükümle birlikte verilmesine ve duruşmanın 31 Ocak 2020 saat 10.30’a ertelenmesine karar verdi. 
 

***

 

5th Hearing 

 

In what was the 19th month since an investigation was launched, the fifth hearing of a case in which 30 students from Bogazici University are pending trial in Istanbul’s 32nd Heavy Penal Court was held on October 15th. 

The hearing began at 12:30, 30 minutes later than it had been scheduled. 

 

İzleyiciler

Trial observers from a range of human rights organizations, a professor of mathematics who is also tried in the Academics For Peace cases and families of the students were among the audience. 

Two of the suspect students were present in the hearing. 

 

Prosecution’s Legal Opinion  

The prosecutor had already presented his legal opinion to the court prior to the hearing in written form. 

Despite the presence of multifold statements in favour of the students in the expert report, the prosecutor requested punishment for all the students on the charges of “making propaganda for a terrorist organization.” The following acts were referred to as material elements of the crime by the prosecutor:  

  • Shouting slogans 

  • Standing next to the banner 

  • Standing behind the banner 

  • Shooting through the mobile phone 

  • Applauding by the intention of protesting 

  • Being in the group which is applauding by the intention of protest 

  • Moving together with the group & to be in the group 

  • Having a political quarrel with the other group 

Following the prosecutor’s statement repeating the written legal opinion, all eight defence attorneys requested additional time. A return of the materials which were seized during the detainment was also requested. 

One of the defenders requested additional time not only for the defence but also for the prosecution. She rationalized her additional request based on the violation of the freedom of expression verdict by the Constitutional Court in the cases also known as Peace for Academics and Ayşe Teacher. Correspondingly, she adduced that the judicial reform package, which the government recently brought onto the agenda, is actually about “strained interpretations” of the criminal offence of “making propaganda for a terrorist organization.” Consequently, she stressed that these phenomena can possibly influence the ongoing due process. 

 

Suspect Students’ Remarks 

Both of the students attending the hearing rejected the charges. One of them avowed that two of the documents containing visual evidence of the incidence were considered in minutes as though they are found on him, notwithstanding that the documents are not his. He noted the fact that these visuals are not his appended to the record of detainment. 

 

Interim Decision 

The court ruled the following: (1) the defence is granted an extension of time, (2) the decision regarding the return of seized materials will be given along with the decision on the merits and  (3) the next hearing is scheduled for January 31st, 2020, 10:30. 

6. Duruşma

30 Boğaziçi Üniversitesi öğrencisinin “terör örgütü propagandası yapmak” suçlamasıyla İstanbul 32. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandıkları davanın 6. duruşması 31 Ocak 2020’de görüldü. Duruşmada karar açıklandı.

İzleyiciler

Muhtelif insan hakları örgütlerinden dava gözlemcileri, Barış İçin Akademisyenler davalarında yargılanan akademisyenler ve bazı öğrencilerin aileleri duruşmanın izleyicileri arasındaydı. Avrupa Matematik Cemiyeti’ni temsilen Paris-Sorbonne Üniversitesi Matematik Bölümü’nden Doç. Dr. Adrien Deloro ve Sorbonne Üniversitesi’nden Prof. Dr. Gregori Chorvin de duruşmayı izledi.

Ayrıca iki farklı muhalefet partisine mensup üç milletvekili de duruşmayı izledi.

Yargılama

Duruşma 1 saat 44 dakikalık gecikmeyle başladı.

Yargılanan 30 öğrencinin 18’i duruşmaya geldi. Ayrıca, salonun avukatlar bölümünde, İstanbul Barosu’nu temsil eden bir avukatla birlikte 18 avukat duruşmada hazır bulundu.

Öğrencilerin Savunması

Heyet başkanı, esasa ilişkin beyanlarını almak üzere sözü yargılanan öğrencilere verdi.

Kürsüye gelen ilk öğrenci olan K.D, iddianameyi ve mütalaayı reddettiğini ifade etti. Dosyadaki bilirkişi raporunda, kendi üzerinden çıkmış gibi kayıt altına alınan iki CD’nin kendisine ait olmadığını vurguladı. Cezanın şahsiliği ilişkisini hatırlattı.

“Kısacası daha önce de bahsetmiş olduğum gibi Boğaziçi Üniversitesi’nde olay yerinde bulunma sebebim sadece öğrenci olduğum içindir, tamamen tesadüfidir. Yapı laboratuvarını kullandıktan sonra kütüphaneye gittiğim esnada olay yerindeydim. Tamamen tesadüftür. Görüntüler incelendiğinde de pankart tutmadığım, slogan atmadığım görülmektedir. İddia edildiği şekilde hiçbir şeyi protesto etmedim.

Baştan itibaren olayların gerçekleştiği topluluğun içinde olmadığımı ve protestoya katılmadığımı ifade ettim. Suçsuzum hiçbir terör örgütünün propagandasını yapmadığım gibi bugüne kadar da bu tür faaliyetlerin içinde bulunmadım
Ben bir öğrenciyim. Bu dosya nedeniyle uzun süredir mağdurum. Dünyanın 7. en iyi inşaat mühendisliği fakültesine kabul almıştım. Dünyanın en saygın üniversitelerinden birine gidemedim. Vatanını ve milletini seven bir insanım. Beraatimi talep ediyorum.”

Savunmasını tamamlayan K.D., an itibariyle başvurması gereken uluslararası bir konferans nedeniyle duruşmadan ayrılmak istediğini mahkeme heyetine iletti. Talebi kabul edildi.

Duruşmaya katılan öğrenciler sözlerini kısa tuttular, önceki beyanlarını tekrarladılar. Yedi öğrenci, daha önce izin verdikleri Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması’nı kabul etmediklerini belirtti

Öğrencilerden Ekim Devrim Çapartaş “ortada bir suç olmadığını düşünüyorum”; Y. T. “Savaş karşıtı bir genç olmanın gereğini yapmaktan başka bir şey yapmadım. Ve bu sebeple hepimiz tutuklandık.” diyerek beraatlarını talep ettiler.

O.Y. aşağıdaki ifadeleri kullandıktan sonra beraatını talep etti:

“Beyanımda ne farkı var Filistin'in Afrin'den diye beyanda bulunmuştum. Burada bugün neden bunu söylediğimi daha iyi gördüğümüzü düşünüyorum. Eylemi yapan, yani karşı tarafta, bir fetih lokumu dağıtan bir grup vardı. Ve bu grubun Ortadoğu’daki en önemli iki ulusal sorundan Filistin konu olduğu zaman gayet ezilen ulusların yanında konum alması ama mevzu bahis Türkiye Cumhuriyeti olduğunda oldukça şovenist tutum almasını tutarsız bulduğumu orada sadece beyan ettim. Kimseyle bir münakaşam olmadı. Aksine karşı tarafın bana karşı saldırı teşebbüsü oldu. Bunun dışında slogan atmadım. Terör örgütü propagandası yaptığımı düşünmüyorum.”

Avukatların Savunmaları


Av. Metin Sezgin

Savunma makamı adına söz alan avukat Metin Sezgin, yargılama konusu hadisenin gerçekleştiği politik konjonktürü hatırlattı. 20 Ocak 2018’de Suriye’nin Afrin şehrine yönelik başlayan operasyonu eleştirilen basın açıklamalarının aslında 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu üzerinden yargılamalara konu olması gerektiğini, ancak bu basın açıklamasını yapanların tutuklandığını söyledi.

Öğrencilerin protesto ettikleri “Lokum standı”nın 18 Mart’ta TSK’nin Afrin şehir merkezine girmesinden bir gün sonra açıldığını söyledi.

“Beğenirsiniz, beğenmezsiniz… Bunlar öğrencilerin siyasi görüşlerinden ibarettir. Bizce yargılamanın esasına konu olan bir terör propagandası değil, operasyonun meşruiyetinin sorgulanmasıdır. Eylemde örgüt adına bir slogan bile atılmadı.”

AİHM’in Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala kararlarında Türkiye’yi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 18. maddesinden mahkum ettiğini vurguladı. AİHM’in Osman Kavala hakkında verdiği kararda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın alıntılandığını ifade etti. Cumhurbaşkanı’nın benzer şekilde Boğaziçi öğrencileri için 23 ve 24 Mart tarihlerinde kullandığı “Tamam da bu üniversitesin içinde affedersiniz bu tür teröristler olduktan sonra, bu tür terörist öğrenci olduktan sonra bunlar o markaya leke sürüyor. Onları da kamera çekimlerinden bulup çıkarıp gereğini yapıyoruz, yapacağız.” ve “Çıktılar orada imanlı, milli, yerli gençlik Afrin'le ilgili lokum dağıtıyor. Bu gençlik orada lokum dağıtırken o komünist, vatan haini gençler onların bu masalarını dağıtmaya yelteniyorlar. Bunlar terörist gençler. Bu terörist gençlerle ilgili her türlü çalışmayı yapıyoruz, onu söyleyeyim. Bunların eşkallerini her şeyi belirlemek suretiyle bu üniversitede okuma hakkını vermeyeceğiz. Çünkü üniversite terörist gençlik yetiştirmez.” ifadelerini hatırlattı. Boğaziçi öğrencilerinin yargılandığı davayı AİHM’e götürmeleri durumunda yine aynı ihlal kararının verileceğini söyledi.

Av. Ekin Baltaş

Savunma adına söz alan avukat Ekin Baltaş sözlerine “Dosyada hukuken elde edilmiş bir delil olmadığı için sizin de gerekçeli karar yazamayacağınızı düşünüyorum” diyerek başlayarak, dava dosyasını usul açısından değerlendirdi:

“Söz konusu olay gerçekleşti. Arkasından soruşturma savcılığı tarafından 22 Mart'ta 14 kişi için şüphelilerin yakalanması amacıyla ev adresleri belirlenmiş. Bir arama ve el koyma kararı çıkartılmış.

Buna dayanak teşkil eden kolluk tutanağı şöyle, ‘olay günü kuzey kampüsü ilgili olarak sosyal medyayı kontrol ettiğimiz sırada…’ zaten hani bunun CMK'da herhangi bir karşılığı olmadığını hepimiz biliyoruz. Bu istihbari bilgi niteliğinde olmayan bir şey. Nitekim kolluğun nasıl bir görevi olduğu da açıkçası bizim açımızdan çok belirsiz hani sosyal medya üzerinden bu şekilde düzenli kontroller hangi CMK maddesine dayanılarak yapılıyor?

Bu da belirsiz. Muhtemelen sosyal medyada buldukları 30 saniyelik bir video kaydından bir hareketle arama ve el koyma kararı veriyorlar. Aramanın bir sebebi yok. Soruşturma sürecinde ev aramaları ‘terör örgütü üyeliği’ suçlamasıyla yapılmış.

Şimdi söz konusu arama ve el koyma kararına baktığımızda burada şöyle bir şey var. Savcılık hemen 22/03 de hazırlamış Hasan YILMAZ demiş ki PKK/KCK Silahlı Terör Örgütü Üye Olmak Boğaziçi Üniversitesi Kuzey Kampüsünde etkinlik esnasında meydana gelen olaylar. Arama sebebi olan bir fiil yok. Meydana gelen olaylar... Aramada bir eşya yok. Yani bir 14 kişiyi eğer terör örgütü üyeliği ile suçluyorsanız. Bu aramada ele geçecek bir şey niyet etmeniz lazım. Yani bu evden bir şey çıkacak ki benim yaptığım soruşturmaya bir dayanak oluşturacak.

Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin arama kararlarında ‘makul şüphe’yi açıklayan kararı var. Arama tutanağındaki ‘fiil’, ‘aranacak eşya’ ve ‘makul şüphe’ bölümleri eksik bırakılmış. Silahlı terör örgütüne üye olmak denmiş. Makul şüphenin tanımı açıktır.

22 Mart 2018’den sonra evden eşyalar gelince suç nev’i değişti. Önce iltisaka dönüştü. Sonra örgüt propagandasına dönüştü. Tedbirler arasında bir illiyet bağı olmamasına rağmen yakalama ve gözaltılar gerçekleşti.”

Baltaş’ın sözlerini sonlandırırken “hukuka uygun elde edilmeyen delillerin bulunduğu bu dosyada gerekçeli karar yazmakta zorlanacaksınız” demesi üzerine; heyet başkanı “illâ ki iyi kötü bir gerekçe yazılır” diyerek cevap verdi.

Av. Aynur Tuncel Yazgan

Avukat Yazgan, arama kararının hakim kararına dayanmadığını ifade etti. Olay günü lokum dağıtan öğrencilerin davanın şikayetçi tarafı gibi kabul edildiğini, o günkü hadiselere şahit olan, üniversitenin Öğrenci İşleri Dekanı Doç Dr. Zeynep Uysal’ın tanık olarak dinlenmesi talebinin reddedildiğini söyledi.

“Biz başından beri sanık müdafileri olarak dijital delilleri istedik. Verilmedi. Facebook ve Whatsapp yazışmaları hukuka uygun deliller değildir.

Ortada düzenlenmiş bir suçüstü tutanağı yok. Başsavcı Vekili’nin emri var. Sonra olay Öğrenci Faaliyetleri Büro Amirliği’ne verilmiş. Soruşturma savcı vekilinin emriyle başlamış gibi görünmektedir.

Başsavcı vekilinin olaydan nasıl haberdar olduğu henüz bilinmemektedir.”

Yazgan, Cumhurbaşkanı’nın 23 ve 24 Mart tarihli 2 beyanını hatırlattı, ekledi: “Yani Cumhurbaşkanı da olayın içinde.”  Arama kararındaki makam ve suç tipi kısımlarının boş bırakıldığını vurgulayıp sordu: “Kolluğa boş bir emir mi verilmiş?”

Av. Oya Meriç Eyüboğlu

Eyüboğlu, Anayasa Mahkemesi’nin kamuoyunda Barış İçin Akademisyenler olarak bilinen imza kampanyasına katıldığı için yargılanan akademisyenler hakkında verdiği karara değindi. AYM kararlarında, yargılamaya konu olan söylemlerin “doğru veya rahatsız edici olup olmaması”nın önemli olmadığını, cebir ve şiddet çağrısı olup olmadığının önemli olduğunu vurguladı.

Av. Songül Beydilli

“Ben öncelikle bir vurguyla sözüme başlamak istiyorum. Uluslararası sözleşmelere göre eğitim bir haktır ve kimse eğitim hakkından yoksun bırakılamaz. Bu olay nedeniyle öğrencilerin eğitim hakları ne yazık ki en üst düzey yönetici olan Cumhurbaşkanı tarafından, bu hakkın tanınmayacağı söylemiyle karşı karşıya kalınmış ve soruşturmalar başlatılmıştır.”

Beydilli, daha sonra Boğaziçi Üniversitesi hakkında Yüksek Öğretim Kalite Kurulu tarafından kaleme alınan Kurumsal Geri Bildirim Raporu’na değindi:

“Raporda, Boğaziçi Üniversitesi’ndeki akademik ortamın diğer üniversitelerden daha özgürlükçü olmasını bir başarı ölçütü olarak değerlendirmiş ve şunu yazmış: ‘kültür ve sanata verdiği değer ile küresel ölçekte bir eğitim kurumu olduğunu ispatlamış, ülkemizin en seçkin eğitim kurumlarından biridir. (…) Boğaziçi Üniversitesi’ni temsil eden mezunları önemli roller üstlenmiştir diyor YÖK.”

Beydilli, yargılanan öğrencilerden birinin Türkiye’deki eğitimine dava nedeniyle son verdiğini söyledi:

“Şu çok açıktır ki suç konusu edilen fiillerin tümü düşünce ve ifade özgürlüğünün kullanımından başka bir şey değildir. Aylarca tutuklu olması, artık Türkiye’de eğitim görebileceği düşüncesinin kalmaması nedeniyle eğitimine şu anda Fransa’da devam ediyor.”

Öğrencilerin son sözlerinin dinlenmesinden sonra mahkeme heyeti karar öncesi ara verdi.

Karar

Mahkeme heyeti:

  1. 3 öğrencinin beraatına,
  2. 27 öğrencinin 10 ay hapis cezasıyla cezalandırılmalarına,
    1. Bunların Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB)’nı kabul eden 20’si hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına,
    2. HAGB’yi kabul etmeyen 7’si hakkındaki cezanın 6 bin TL adli para cezasına çevrilmesine

karar verdi.