İfade ve Toplanma Özgürlüğü



Türkiye’de ifade özgürlüğü tehdit altında!

Türkiye, ifade özgürlüğü hakkını güvence altına alan Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi (UMSHS) ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) taraftır. Fakat her yıl siyasi aktivistler, insan hakları savunucuları, gazeteciler, avukatlar ve diğer birçok kişi aleyhinde hukuku istismar eden yüzlerce kovuşturma açılıyor. Bu kovuşturmalar bugün Türkiye’nin en köklü insan hakları sorunlarından birini temsil ediyor. Bu tür davalar genellikle, devleti eleştiren veya hassas meseleler hakkında resmi görüşün aksi fikirler ifade eden kişiler aleyhinde açılıyor. Siyasi konuşmalar, eleştirel yazılar, gösterilere katılım ve yasal siyasi grup ve örgütlerle bağlantı da dâhil olmak üzere, meşru eylemleri kovuşturmak için terörle mücadele yasaları keyfi bir şekilde kullanılıyor.

Son yıllarda art arda geçirilen bir dizi yargı reformu paketi ifade özgürlüğü hakkının korunması için gereken temel değişiklikleri gerçekleştirmekte başarılı olmadı. Temmuz 2012’de kabul edilen Üçüncü Yargı Paketi ile bazı kısmi iyileştirmeler sağlansa da ifade özgürlüğü hakkını ya doğrudan ihlal eden ya da kapsamının genişliği sebebiyle yargısal suiistimale olanak veren yasalardaki suç tanımları gerektiği gibi değiştirilmedi.

Benzer şekilde, Dördüncü Yargı Paketi olarak bilinen ve Nisan 2013’te yasalaşan “İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” da ifade özgürlüğü önünde engel teşkil eden yasaları kaldırmakta ve değiştirmekte yetersiz kaldı. Örneğin, “halkı askerlikten soğutma”ya ilişkin 318. Madde’ye bir takım değişiklikler getirildi; ancak uluslararası hukuka göre kaldırılması gereken bu madde yürürlükten kaldırılmadı. Benzer şekilde kaldırılması gereken Türk Ceza Kanunu’nun 301. Maddesi de yürürlükte tutulmaya devam etti.

Uluslararası Af Örgütü yetkililerden, Türkiye yasalarının temel bir insan hakkı olan ifade özgürlüğü hakkını koruyan uluslararası standartlarla uyumlu hale getirilmesini sağlayacak bir yargı reform programının derhal uygulamaya konmasını güvence altına almalarını talep ediyor. Bu amaçla Mart 2013’te “Türkiye: İfade Özgürlüğünün Tam Zamanı” adlı raporunu yayımladı ve “Bu Yasayla Olmaz!” sloganı ile ifade özgürlüğü kampanyasını yürütmeye başladı. Detaylar için www.buyasaylaolmaz.org sitesini ziyaret edebilirsiniz ve dilekçemizi imzalayabilirsiniz.

Son yıllarda art arda geçirilen bir dizi yargı reformu paketi ifade özgürlüğü hakkının korunması için gereken temel değişiklikleri gerçekleştirmekte başarılı olmadı. Temmuz 2012’de kabul edilen Üçüncü Yargı Paketi ile bazı kısmi iyileştirmeler sağlansa da ifade özgürlüğü hakkını ya doğrudan ihlal eden ya da kapsamının genişliği sebebiyle yargısal suiistimale olanak veren yasalardaki suç tanımları gerektiği gibi değiştirilmedi.

 

Barışçıl Toplanma Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor!

Yetkililerin, 1 Mayıs 2013’te Taksim’e çıkmak isteyen barışçıl göstericilere ve Haziran 2013’te İstanbul’un merkezinde geriye kalan son yeşil alanlardan biri olan Gezi Parkı’nın, Taksim bölgesinde yapılması planlanan kentsel dönüşüm projesi kapsamında yıkılmasına karşı başlayan Gezi Parkı eylemlerine yönelik tepkisi ve polisin aşırı güç kullanarak müdahalesi ile birlikte barışçıl toplanma hakkının ihlali bir kez daha Türkiye’nin gündemine taşıdı. 1 Mayıs ve Gezi Parkı eylemlerinin büyük çoğunluğu barışçıldı. Ancak kolluk kuvvetleri bu gerçeği görmezden gelerek uluslararası hukuku ihlal eden bir şekilde Gezi Parkı eylemleri bağlamında gerçekleştirilen her tür gösteriye – en pasif eylem biçimlerinden biri olan “duran insan” eylemi dahil olmak üzere - çoğunlukla hak ihlallerine yol açan bir şekilde müdahale etti. Eylemlerin engellenmesinin nedenleri ya açıklanmadı ya da çok ender gerçekleştirilen açıklamalarda ihlalin gerekçesi uluslararası standartlarla uyumlu değildi. Bu süreçte de bir kez daha sorunlu yasalar göze çarptı. Kısıtlayıcı olan ve keyfi ve temelsiz bir şekilde uygulanan 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu bunlardan biriydi. Benzer şekilde, eylemler sırasında eylemleri düzenlemekle suçlanan birçok kişiye yönelik soruşturma ifade özgürlüğü hakkını sınırlayan TCK 314 “silahlı örgüte üye olmak” ve TMK 220/6 “terör örgütü adına suç işlemek” uyarınca gerçekleştirildi.

Eylemlere verilen bu tepki Türkiye’de uzun süredir devam etmekte olan insan hakları ihlallerinin bir uzantısı. Polis şiddeti kontrol edilmiyor, toplanma özgürlüğü hakkı ihlal ediliyor, muhalif kişiler yargılanıyor ve bir kez daha polisin gerçekleştirdiği ihlallerin büyük çoğunluğu cezasız kalıyor. Gezi Parkı eylemleri, yetkililerin toplanma ve ifade özgürlüğü haklarına ve cezasızlığa yaklaşımını değiştirmesi gerektiğini bir kez daha gün yüzüne çıkarıyor.

Uluslararası Af Örgütü, Gezi Parkı eylemleri sırasında ve sonrasında yaşanan hak ihlallerini Ekim ayında yayımladığı “Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor” adlı raporunda belgeledi. Gerçek mühimmat, biber gazı, tazyikli su, plastik mermi kullanımının ve göstericilerin dövülmesinin sonuçlarını ele alan rapor, eylemlere katıldığı veya gösterici sanıldığı için polis şiddetine uğrayan kişilerin hikayelerine ve tanıklıklarına da yer veriyor. Altı ölümle ve 8 binden fazla kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan ve binlerce kişinin gözaltına alındığı Gezi Parkı eylemleri sürecine biraz daha yakından bakalım: Abdullah Cömert 3 Haziran’da Antakya’da kendisine fırlatılan bir gaz kapsülü sonucu yaralandı ve hayatını kaybetti. Ali İsmail Korkmaz aralarında sivil polislerin de olduğu iddia edilen bir grup kişi tarafından dövüldü ve 2 Haziran’da hayatını kaybetti. 37 yaşındaki iki çocuk babası Hakan Yaman gösterici sanılarak polis tarafından dövüldü, tek gözü çıkarıldı ve ateşe atıldı. 14 yaşındaki Berkin, 16 Haziran’da, İstanbul’da evinin yakınında polisin attığı bir gaz kapsülü ile yaralandı ve komaya girdi. Berkin, 11 Mart 2014’te hayatını kaybetti. Bu kişilerin hikayeleri raporda yer alan olayların ve tanıklıkların küçük bir bölümü.

Rapor, eylemlerle ilgili haber yapan gazeteciler, göstericilere yardım eden ya da haklarını savunan sağlık personeli ve avukatlar ile sivil toplum örgütlerinin maruz kaldığı hak ihlallerine de işaret ediyor. Çok sayıda gazeteci eylemler sırasında görevlerini yaparken polisin saldırısına uğradı ve kötü muameleye maruz kaldı. Ankara, İstanbul ve İzmir’de yaralanan göstericilerin tedavi edildiği revirlere baskın yapıldı, göstericilerin tıbbi yardıma erişmeleri engellendi, sağlık personeli tehdit edildi ve şiddete uğradı. 11 Haziran’da İstanbul’da Çağlayan Adliyesi’nde gözaltıları barışçıl bir şekilde protesto eden 49 avukat yasal gereklilikler yerine getirilmeden 11 saat boyunca gözaltında tutuldu. Yüzden fazla sivil toplum kuruluşu ve meslek grubunun oluşturduğu Taksim Dayanışması’nın önde gelen üyeleri hakkında terörle mücadele yasaları uyarınca soruşturmalar açıldı.

Uluslararası Af Örgütü, Türkiye yetkililerine, barışçıl toplanma hakkına saygı duyma ve göstericilere ve diğer kişilere yönelik gereksiz, aşırı, keyfi ya da hak ihlaline yol açan güç kullanılmamasını sağlamak konusunda yükümlülüklerini hatırlatıyor ve yetkilileri, polisin gerçekleştirdiği iddia edilen her türlü kötü muameleyi etkin bir şekilde soruşturmaya ve sorumluları adalet önüne getirmeye çağırıyor. Yetkililerden, eylemlere barışçıl bir şekilde katılan, barışçıl gösteri düzenleyen veya göstericilerin haklarını savunmak ya da eylemlere destek vermek için meşru eylemlerde bulunan bireylerin yargılanmamaları talebinde bulunuyor. Türkiye yetkilileri biber gazı spreyi, göz yaşartıcı gaz ve plastik mermilerin usulsüz kullanımları konusunda etkin soruşturmalar yürütünceye ve insan haklarını ihlal edecek şekilde kullanımlarını durdurmak için etkin önlemler alıncaya kadar, bütün ülkelerin Türkiye’ye bu teçhizatın satışını durdurması çağrısında bulunuyor.