06 Aralık 2016 Salı

Türkiye: Sokağa çıkma yasakları ve baskılar sonucu yüz binlerce kişi evini terk etmek zorunda kaldı


 

Uluslararası Af Örgütü tarafından yayımlanan yeni raporda, "UNESCO dünya mirası statüsüne sahip olan Sur'un on binlerce sakininin de aralarında bulunduğu tahmini yarım milyon insan, son bir yılda Türkiye yetkililerinin toplu cezalandırmaya varabilen acımasız baskıları sonucu evlerinden çıkarıldı" denildi.
 

Bir yandan Kürt muhalif seslerinin Türkiye hükümetince bastırılması yoğunlaşırken, 'Zorla Yerinden Edilen ve Mülksüzleştirilenler: Sur Sakinlerinin Evlerine Geri Dönme Hakkı' başlıklı rapor, geçen yılın sonlarına doğru gerçekleşen yoğun güvenlik operasyonları ve devam eden kesintisiz sokağa çıkma yasakları sonucunda Diyarbakır'ın tarihi merkezinden zorla çıkarılan ailelerin umutsuzluk halini ortaya koyuyor. Bir zamanların canlı ve hareketli bir ilçesi olan Sur’daki evler, öncesinde orada yaşayanların yararlanma ihtimali çok düşük olan bir kentsel dönüşüm projesinin yolunu açacak şekilde, topçu ateşine tutuldu, yıkıldı ve kamulaştırıldı.
 

Konuyla ilgili konuşan Uluslararası Af Örgütü Avrupa ve Orta Asya Direktörü John Dalhuisen, "Sur'da kesintisiz sokağa çıkma yasaklarının uygulanmasından bir yıl sonra, evlerinden edilmiş binlerce insan kıt kanaat geçinmeye çalışıyor ve giderek artan baskı ortamında belirsiz bir gelecekle karşı karşıya bulunuyor" dedi.
 

Dalhuisen sözlerine şöyle devam etti: "Türkiye'nin güneydoğusundaki sivil toplum üzerindeki baskı yaygın bir şekilde haberleştirilirken, güvenlik bahanesiyle sıradan insanların hayatlarını harap eden zorla yerinden edilmelere çok az yer verildi" dedi.
 

Temmuz 2015'te ateşkesin sona ermesinin ardından, silahlı Kürdistan İşçi Partisi'ne (PKK) bağlı kişiler ve Türkiye güvenlik güçleri arasında çatışmalar başladı. Sur'da ve güneydoğudaki diğer illerde 'öz yönetim' ilan edilmesine, barikatların kurulmasına ve hendeklerin kazılmasına karşılık olarak, yetkililer kesintisiz sokağa çıkma yasakları uygulamaya ve ağır askeri güvenlik operasyonları gerçekleştirmeye başladı.
 

11 Aralık 2015'te, Sur'un 15 mahallesinin altısında ilan edilen kesintisiz sokağa çıkma yasağı, insanların temel gıda veya tıbbi malzemelere erişmek için dahi evlerinden dışarıya çıkmasına engel oldu. Mahalle sakinleri polisin hoparlörden anons yaparak insanlara bulundukları yerden ayrılma emri verdiğini bildirdi. Evler askeri top atışlarıyla sarsılırken ve mermilerle delik deşik edilirken, uzun süreli su ve elektrik kesintileri yaşandı.
 

Evinde kalmaya çalışan bir kadın Uluslararası Af Örgütü'ne şöyle konuştu: “İki çocukla evdeydim, bir haftadır su içmemiştik. Bir gün eve [biber] gaz[ı] kapsülü atıldı. 20 gündür elektriğimiz de yoktu. Çıkıp gitmek istedim fakat gidebilecek bir yerim yoktu.”
 

Sur'daki çatışmalar Mart 2016'da sona erdi, fakat sokağa çıkma yasakları ilçenin büyük bir kısmında devam etti. Zorla tahliyeleri takiben, hemen hemen tüm mülkler yetkili makamlar tarafından kamulaştırıldı ve birçok bina yıkıldı. Sokağa çıkma yasağı ve yıkım sebebiyle geri dönmek neredeyse imkansız hale getirilse de, bazı sakinler geri dönmeyi denedi ama buldukları yerle bir edilmiş evleri ve yağmalanmış ve yok edilmiş eşyaları oldu.
 

Bir erkek Sur sakini yerinden edildikten sekiz ay sonra geri döndüğünde evinin bütün duvarlarının çöktüğünü gördü. Uluslararası Af Örgütü'ne, "Evimi kaybettiğim için o kadar çok ağladım ki artık gözümden yaş bile gelmiyor" dedi.
 

Babası ve kardeşi ile birlikte polis tarafından gözaltına alınmadan önce, evini terk etmeye zorlanan başka bir erkek Sur sakini Uluslararası Af Örgütü'ne konuştu ve "Başımıza silah dayayarak evden çıkmaya zorladılar" dedi. Üçü de önce terör iddiasıyla suçlandı, ancak bu suçlamalar daha sonra düşürüldü. Eve geri döndüğünde eşyalarının yakıldığını gördü.
 

Uluslararası Af Örgütü'ne konuşan bir kadın, zorla çıkarıldıktan altı ay sonra evini ziyaret edince polis tarafından taciz edildiğini ve geri dönmeyi düşünmediğini söyledi. Kadın, "Eve geri geldiğimizde, tüm eşyalarımız parçalanmış ve bahçeye yığılmıştı." dedi. Ailesine kaybettikleri ya da zarar gören eşya ve malların tazmini için kayıplarının bedelinin sadece bir kısmına tekabül eden, 3,000TL (yaklaşık 800 Avro) tazminat teklif edildi. Kadının gelini ise "İtiraz edecektik ama bundan daha fazlasını alamazsınız dediler, biz de imzayı attık” dedi.
 

Yerlerinden edilen sakinler alternatif olarak bütçelerine uygun, yeterli konut bulamadılar ve temel hizmetlere erişebilmekte zorluk yaşadılar. Birçoğu yerinden edildiğinde işini kaybetti, çocukların eğitimleri ciddi derecede sekteye uğradı ya da tamamen okulu bıraktılar. Tazminatların çok yetersiz olarak karşılanması ve yetkililerin yeterli –hatta bazı durumlarda hiç bir- kira yardımı sağlamıyor olması zaten hali hazırda yoksul olan aileleri daha da büyük zorluklara itti. 
 

Bunun yanı sıra, darbe girişimi sonrasında Kürt muhalif seslerin hedeflenmesiyle birlikte, yoksul ve yerinden edilen insanlara hayati destek sağlayan sivil toplum örgütleri de kapatılmış oldu.
 

Sur sakinleri, hükümet tarafından yürütülmekte olan sokağa çıkma yasağı ve ev yıkımlarının güvenlik gerekçesiyle yapıldığı iddiasını, çatışmalar sekiz aydan fazla zaman önce bittiği gerekçesiyle reddediyor. Bunun yerine, uygulamaları, mahallelerinin yenilenmesi ve söz konusu yerlerde yaşayan kişilerin yeniden yerleştirilmesi için önceden tasarlanmış bir planın bir parçası olarak görüyorlar. İlk kez 2012 yılında ortaya atılan bir kentsel dönüşüm projesi yeniden canlandı, ancak ayrıntılar sınırlı ve mahalle sakinleriyle istişare yapılmadı. Bu, Türkiye'de daha önce uygulanmış ve sakinlerin evlerine hiç bir zaman geri dönemedikleri kentsel dönüşüm projeleri örneklerine benziyor.
 

Konuyla ilgili konuşan John Dalhuisen, "Sur'daki sokağa çıkma yasağının acı verici yıldönümünde, dünya mirası olan bu bölgenin nüfusunun büyük kısmı, kendi miraslarına yıkılmış bir şekilde bakmak zorunda bırakıldı" dedi. 
 

Dalhuisen sözlerine şöyle devam etti: "Şok edici bir şekilde Sur'ın yerinden edilen sakinlerinin karşılaştığı bu umutsuz durum, Türkiye'nin güneydoğusundaki düzinelerce diğer bölgenin de bir yansıması gibi. Hükümet sokağa çıkma yasağını kaldırmak için acilen harekete geçmeli, etkilenen ilçe sakinleri ile tam istişare yapılmasını güvence altına almalı ve insanların geriye kalan evlerine veya en azından, mahallelerine geri dönmelerine yardımcı olunmasını sağlamalı."

 

Arka Plan:

Diyarbakır’ın tarihi merkez ilçesi ve Helenistik dönemden bu yana önemli bir merkez olan Sur’un, kadim surları ve surların bitişiğindeki Hevsel Bahçeleri, UNESCO dünya mirası statüsüne sahiptir. Sur’daki insanların büyük bir kısmını 1980 ve 1990’lı yıllarda yaşanan çatışmalar süresince kırsal bölgelerdeki köylerin zorla boşaltılmasından sonra gelenler oluşturuyor. Bu dönemde Türkiye güvenlik güçleri tarafından yapılan zorla yeniden yerleştirmeler Diyarbakır nüfusunu ikiye katladı.
 

15 Temmuz darbe girişiminin hemen ardından, ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal uygulaması altında, Türkiye’nin güneydoğu bölgelerindeki insan hakları durumu daha da kötüleşti. Kanun hükmünde kararnamelerle Kürt muhalif sesler, muhaliflere yapılan kapsamlı ve sistematik saldırıların bir parçası olarak yok edildi; medya organları ve sivil toplum örgütleri kapatıldı. Sur ve Diyarbakır Büyükşehir Belediyeleri’nin eşbaşkanları yerine hükümet tarafından kayyum atandı.
 

Kasım ayında Türkiye genelinde yüzlerce sivil toplum örgütünün çalışmaları önce durduruldu; daha sonra ise, somut gerekçeler ortaya konmadan “terör örgütleriyle ilişikli oldukları ya da milli güvenliğe tehdit oluşturdukları” iddiası ile tamamen kapatıldılar. Kapatılan sivil toplum örgütleri arasında Sur’da yerinden edilen ailelere yardım sağlayan sivil toplum kuruluşları da bulunuyordu.
 

Güneydoğunun farklı bölgelerinde zorla yerinden edilenlerin sayısının en az yarım milyona ulaşmış olduğu tahmin edilmektedir. Bu rakamlar, uzun süre sokağa çıkma yasağı olan yerlerdeki nüfus sayılarına, kaçmak zorunda kalan insanların hakkında bildirilenlere ve tahribata uğramış ya da yıkılmış altyapı ve konutların ölçüsüne göre belirlenmiştir.
 

Türkiye bir çok uluslararası ve bölgesel insan hakları sözleşmelerine taraf bir ülkedir. Bu sözleşmeler, kişilerin seyahat özgürlüğü, yeterli konut ve diğer ekonomik ve sosyal haklarına saygı duyulmasını gerektirir ve aynı zamanda insan hakları ihlallerine uğrayanların zararlarının giderilmesi için etkili bir şekilde yasal başvuru yollarına erişim haklarının korunmasına yönelik hükümler içerir.

 

Türkçe Rapora ulaşmak için lütfen tıklayınız.

İngilizce Rapora ulaşmak için lütfen tıklayınız.

 

İmza kampanyasına katılmak için: www.zorlayerindenedilenler.org

 

Etiketler: Uluslararası Af Örgütü , Sur , Diyarbakır , Zorla yerinden edilme