04 Ekim 2016 Salı

Uluslararası Af Örgütü'nden küresel mülteci hakları raporu: Zengin ülkelerin sergilediği bencillik mülteci krizinin iyiye değil, aksine daha da kötüye gitmesine neden oluyor



 

Uluslararası Af Örgütü, küresel çaptaki mülteci krizinin kapsamlı değerlendirmesini bugün yayımladığı bir raporla kamuoyuna sundu. Raporda, zengin ülkelerin liderlik gösterme ve sorumluluk almadaki başarısızlığına, dünyadaki mültecilerin yüzde 56’sının, küresel gayri safi yurt içi hasılanın  yüzde 2.5’inden azına sahip olan 10 ülke tarafından ağırlanması neden olarak gösteriliyor.  

 

'Küresel Mülteci Kriziyle Baş Etmek: Görmezden Gelmek Yerine Sorumluluğu Paylaşmak' başlıklı rapor dünyadaki 21 milyon mültecinin bir çoğunun içinde bulunduğu kırılgan durumu belgeliyor. Bu kişilerden Yunanistan’da, Irak’ta, Nauru'da  ya da Suriye ve Ürdün sınırında olanlardan büyük bir bölümü acilen bir eve kavuşma ihtiyacı içindeyken, Kenya ve Pakistan gibi yerlerde olanlar ise giderek artan bir şekilde devletlerin tacizlerine maruz kalıyor.
 

Rapor, yaşanan bu krize amaca uygun ve nesnel ölçütlere dayalı bir sistem üzerinde oluşturulan adil ve pratik bir çözüme yer vererek, her yıl dünyadaki mültecilerin yüzde 10’unun kendilerine bir ev bulabilmeleri için dünyadaki her bir devletin alması gereken hakkaniyetli payın ne olabileceğini de gösteriyor.

Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Salil Shetty “193 ülkeden yalnızca 10’u dünyadaki mültecilerin yarısından fazlasına ev sahipliği yapıyor. Çok az sayıda ülke, yalnızca bir krize komşu olduklarından ötürü çok fazlasını yapmak durumunda kaldı. Bunun böyle devam etmesi işin doğal olarak sürdürülebilir değil ve bu durumun kendisi de Suriye, Güney Sudan, Afganistan ve Irak gibi ülkelerdeki savaştan ve zulümden kaçan milyonlarca kişinin kabul edilemez düzeyde acı ve ıstırap çekmelerine neden oluyor” dedi.

Shetty sözlerine şöyle devam etti: “Liderlerin savaş ve zulüm nedeniyle evlerinden ayrılmak zorunda kalan insanlara toplumlarımızın nasıl yardım edebileceklerine dair ciddi ve yapıcı görüşmeleri başlatma zamanı geldi. Liderler bizlere dünyanın nasıl oluyor da bankaları kurtarıp, yeni teknolojiler geliştirip ve savaşlar yürütürken, dünya nüfusunun sadece %0,3’üne tekabül eden 21 milyon mülteciye güvenli bir ev bulamadığını açıklamalılar.  

Devletler bir araya gelip sorumluluğu paylaşırlarsa, herhangi bir suçları olmaksızın evlerini ve ülkelerini terk etmek zorunda kalan kişilerin başka bir yerde hayatlarını yeniden kurabilmelerini güvence altına alabilirler. Eğer harekete geçmezsek insanlar ya boğularak, ya da korkunç durumlardaki kamplarda ve alıkonulma merkezlerindeki önlenebilir hastalıklar nedeniyle ya da kaçmakta oldukları çatışma bölgelerine dönmek zorunda bırakılarak hayatlarını kaybedecekler. " 

Dünyadaki mülteciler acil ihtiyaç içinde


Rapor, devletlerin kabul etmekte oldukları mülteci sayısını kayda değer bir derecede artırmalarına duyulan acil ihtiyaca işaret ederek, tüm kıtalardaki mültecilerin içinde bulundukları zor durumu belgeliyor: 


Mülteciler çatışma bölgelerine ve insan hakları ihlallerinin yaşandığı yerlere geri gönderiliyorlar


Pakistan ve İran’da bulunan ve sayıları giderek artan mülteciler, şiddetli çatışmaların yaşandığı Afganistan’dan kaçıyor. Pakistan’daki Afgan mülteciler yetkili makamların artan tacizlerine maruz bırakılıyorlar. Pakistanlı yetkililer hâlihazırda 10 binden fazla Afgan mülteciyi savaşın darmadağın ettiği ülkelerine zorla geri gönderdi. 

Kenya’daki Dadaab kampında bulunan mültecilere Somali’ye geri dönmeleri için baskı yapılıyor. Kenya hükümeti, 2016 yılının sonu itibariyle kamptaki mülteci nüfusunu 150 bin kişi kadar azaltmak istiyor. 20 binden fazla Somalili mülteci Dadaab kampından Somali’ye geri gönderildi.
Suriye’den kaçan 75 binden fazla mülteci hâlihazırda Suriye’nin Ürdün’le olan sınırında Berm olarak bilinen dar çöl şeridinde sıkışıp kalmış durumdalar. 

 

Mülteciler oldukça vahim şartlar altında tutuluyorlar


Güney Asya’da, Myanmar’dan gelen Rohingyalı mülteci ve sığınmacılar sürekli bir tutuklanma, alıkonulma, zulme uğrama ve bazı durumlarda da geri gönderilme korkusu içinde yaşıyorlar. Malezya’daki alıkonulma merkezlerinde Rohingyalı ve diğer uyruklu mülteci ve sığınmacılar, aşırı kalabalık da dâhil olmak üzere bir dizi kötü koşula katlanmak zorunda bırakılıyorlar. Bu kişiler aynı zamanda hastalık, fiziksel ve cinsel istismar ve hatta yeterli tıbbi bakımın olmamasından ötürü ölümle karşı karşıya kalma riski altındalar. 

Rapor, bazı AB ülkelerini ve Avustralya’yı insanları dışarıda tutmak için “sistemli bir şekilde insan hakları ihlallerini ve istismarlarını bir politika aracı olarak kullanmakla” itham ediyor. Uluslararası Af Örgütü, Temmuz 2016 tarihinde Avustralya’nın açıklarında Nauru Adası’ndaki alıkonulma merkezinde 1200 kadın, erkek ve çocuğun ağır istismar ve insanlık dışı muameleye maruz bırakıldıklarını ve ihmale terkedildiklerini ortaya çıkarmıştı. 

AB, diğer ülkelerin yanı sıra, Libya ve Sudan’dan gelen mülteci ve göçmen nüfusunu azaltmak amacıyla oldukça riskli anlaşmaları yapmaya devam ediyor. Mülteciler, Libya sahil güvenlik muhafızları tarafından yakalanmalarının ya da silahlı gruplar ve güvenlik güçleri tarafından gözaltına alınmalarının ardından hukuka aykırı bir şekilde ve avukata erişimleri olmaksızın alıkonuldukları idari gözetim merkezlerinde yaygın ihlallere maruz bırakılıyorlar. Sudan’ın göç kontrolünde kullandığı güvenlik güçlerinin de Darfur’da yaşanan insan hakları ihlalleriyle doğrudan ilgili oldukları düşünülüyor.   

 

Mülteciler tehlikeli yolculuklara çıkmak zorunda bırakılıyorlar


BMMYK, Ocak 2014 ve Haziran 2015 tarihleri arasında büyük bir bölümü Rohingyalı mülteciler olmak üzere Güney Asya’da denizde yaşanan 1100 ölümü kayıt altına alındı. Bu sayının çok daha yüksek olabileceği düşünülüyor. 

2015 yılında bir milyondan fazla mülteci ve göçmen Avrupa’ya deniz yoluyla ulaştı. Yaklaşık 4000 kişininse boğularak yaşamlarını kaybettiklerinden endişe ediliyor. 2016 yılının ilk altı ayında ise 3500’ün üzerinde can kaybı yaşandı. 

2016 yılında, Libya üzerinden geçen ve Sahra altı Afrika ülkelerinden gelen kadın mülteciler Uluslararası Af Örgütü’ne kaçakçılığın gerçekleştiği güzergâhlar üzerinde tecavüzün çok yaygın olduğunu ve tecavüze uğramaları halinde hamile kalmamaları için yolculuğa çıkmadan önce doğum kontrol hapı kullandıklarını ifade ettiler. Mülteciler ve göçmenler, kaçakçıların kendilerini ailelerinden fidye alabilmek amacıyla esir tuttuklarını aktardılar. Kişiler su ve yiyecek olmaksızın oldukça kötü ve çoğu zaman da tahammülü mümkün olmayacak ölçüde kirli yerlerde tutuldular ve dövüldüler. 
Orta Amerika’nın Kuzey Üçgenindeki artan şiddetten kaçan mülteci ve sığınmacılar, Meksika üzerinden ABD sınırlarına ulaşmaya çalıştıkları yolculukları esnasında kaçırılma, gasp, cinsel saldırı ve ölümle karşı karşıya kaldılar. 

 

Salil Shetty ayrıca “mülteci krizi yalnızca Akdeniz’le sınırlı değil. Dünyadaki tüm mültecilerin yaşamları tehlikeli altında. Bu kişiler hıncahınç dolu teknelere sıkış tepiş bir şekilde bindiriliyor, oldukça vahim şartlarda ve sömürü riskiyle yaşıyor ya da kaçakçılarla silahlı grupların merhametlerine kaldıkları tehlikeli yolculuklara çıkmak durumunda kalıyorlar. Dünyadaki liderler bu insanlara yardım etmedeki sorumluluğun paylaşılması için adil bir sistemi hayata geçirmeliler” dedi.

 

Çatışmalara komşu olan ülkeler dünyadaki mültecilerin büyük bir çoğunluğunun sorumluluğunu üstlenmek zorunda bırakıldı

Raporda sorumluluk paylaşımındaki eşitsizliğin, küresel mülteci krizi ile mültecilerin yaşadıkları sorunların çoğunu şiddetlendirdiğine dikkat çekiliyor. Rapor, tüm ülkelere mültecileri barındırma kapasitelerine uygun olarak ve nesnel ölçütler temelinde dünyadaki mültecilerin adil sayılabilecek bir bölümünü kabul etmeleri çağrısında bulunuyor.

Raporda ülkelerin mülteci barındırma kapasitelerinin değerlendirilmesinde refah, nüfus ve işsizlik oranları gibi ölçütlere dayalı ve herkes tarafından kabul görebilecek basit bir sistemin hangi ülkelerin paylarına düşen sorumluluğu yerine getirmediğini ortaya koyabileceği de ifade ediliyor.

Rapor, komşu ülkeler ve benzer nüfusa sahip diğer ülkeler tarafından kabul edilen Suriyeli mültecilerin sayıları arasındaki çarpıcı tezata da dikkat çekiyor.  

Örneğin İngiltere 2011 yılından beri 8000’den az Suriyeliyi kabul etti. Nüfusu İngiltere nüfusunun neredeyse 10 katından daha az olan ve gayri safi yurt içi hasılası da İngiltere’nin %1.2’sine tekabül eden Ürdün ise 655 binden fazla Suriyeli mülteciyi barındırıyor. 


4.5 milyon nüfusu, 10.000 km2 yüzölçümü ve kişi başına düşen gayri safi yurt içi milli hasılası 10.000 ABD doları olan Lübnan 1.1 milyondan fazla Suriyeli mülteciyi ağırlarken, aynı nüfusa ancak 268.000 km2 yüzölçümüne ve kişi başına düşen 42.000 ABD doları gayri safi yurt içi milli hasılasına sahip olan Yeni Zelanda ise bugüne dek Suriye’den yalnızca 250 mülteciyi kabul etti. 

4.6 milyonluk nüfusu ve Lübnan’dan yedi kat büyük yüzölçümü ve beş kat büyük ekonomisi olan İrlanda da şimdiye dek yalnızca 758 Suriyeli mülteciye kucak açtı.

Rapor, dünyanın en zengin ülkelerin dünyadaki mevcut hassas durumda olan mültecileri nasıl daha adil bir sorumluluk alabileceklerini de gösteriyor. Örneğin, nüfus büyüklüğü, milli servet ve işsizlik oranı ölçütleri kullanıldığında Yeni Zelanda’nın 3466 mülteci alabileceği ortaya konuluyor. Bu sayılar benzer bir nüfusa sahip ancak BMMYK’nın yetki alanına giren 1.1 milyon mülteciyi barındıran Lübnan’la kıyaslandığında gerçekleştirilmesi kolay olan sayılar. 

 

Salil Shetty konuya ilişkin olarak “sorun dünya çapındaki mültecilerin sayısından ziyade, dünyadaki en zengin ülkelerin büyük bir bölümünün en az sayıda mülteci barındırması ve en azını yapması sorunudur. 

 

Eğer dünyadaki en zengin ülkelerden her biri yüzölçümleri, milli servetleri ve işsizlik oranlarıyla orantılı olarak mültecileri kabul ederse, dünyadaki mültecilerin çok daha fazlasına bir ev bulmak üstesinden gelmesi oldukça kolay olan bir zorluk haline gelecek. Eksik olan şey ise işbirliği ve siyasi iradedir” dedi.

 

Daha çok sayıda devletin liderlik göstermesi gerekiyor

 

Rapor liderlik ve vizyonla devletlerin vakitli şekilde nasıl daha fazla sayıda mülteciyi yeniden yerleştirebileceğine dair bir örnek olarak Kanada’yı gösteriyor. 

 

Kanada, Kasım 2015 tarihinden itibaren yaklaşık 30 bin Suriyeli mülteciyi yeniden yerleştirme yoluyla kabul etti. Bu sayının yarısından biraz fazlası Kanada hükümeti tarafından, 11 bine yakın bir bölümü ise özel kişilerce üstlenilen sponsorluk yoluyla ülkeye vardı. Ağustos 2016 tarihi itibariyle çoğunluğu Lübnan, Ürdün ve Türkiye’den olmak üzere ek 18 bin Suriyeli mültecinin başvuruları hâlihazırda değerlendirilme aşamasında bulunuyor. 

 

Günümüzde sadece 30 kadar ülke mültecilere yönelik yeniden yerleştirme programı uyguluyor ve yıllık olarak taahhüt edilen yeniden yerleştirme yeri sayısı ise BM tarafından tespit edilen ihtiyaçların gerisinde seyrediyor. Raporda, bu ülkelerin sayısının 60 ya da 90’a çıkmasının krize önemli bir etkide bulunabileceği kaydediliyor. 

 

Uluslararası Af Örgütü, daha fazla sayıda ülkenin etkili bir şekilde adım atmasını teşvik etmek amacıyla hassas durumda olan mültecilerin yeniden yerleştirilmeleri için yeni bir mekanizma ile Suriye çatışması gibi vahim durumlar için yeni bir küresel transfer mekanizmasının ihdas edilmesi çağrısında bulunuyor. Böylece, komşu ülkeler hayatta kalmak için kaçmak zorunda kalan çok sayıda kişinin sorumluluğu altında ezilmeyecek.

 

Salil Shetty bu durumla ilgili olarak “dünya liderleri artık yalnızca krizin yaşandığı bir ülkeye komşu olmalarından ötürü dünyanın geri kalanından herhangi bir yardım almaksızın taşıyabileceklerinin çok daha ötesinde bir sayıyı taşıyan ülkelerin durumuna seyirci kalamaz. Çok az sayıda ülke milyonlarca mülteciye ev sahipliği yaparken, devletlerin büyük bir bölümü hiçbir şey yapmıyor. 

 

Dünyadaki liderler küresel çaptaki 21 milyon mültecinin korunmasına yönelik bir plan üzerinde mutabakata varmada tam bir başarısızlık sergilediler. Ancak liderlerin başarısız olduğu yerlerde vicdanlı insanların da hükümetlerinin tek farkları evlerinden kaçmak zorunda kalan insanlara biraz daha insani davranmaları için uyguladıkları baskıyı artırmaları gerekiyor” dedi.

Rapora ulaşmak için lütfen tıklayınız. 
 

Etiketler: Uluslararası Af Örgütü , mülteci raporu , Türkiye , Suriye , Lübnan , Mısır , Rohingya