18 Nisan 2017 Salı

İş yerinde başörtüsü yasakları: Her ne olursa olsun tarafsızlık mı?

 

Geçen ay Avrupa Adalet Divanı’nın verdiği iki karar ana akım medyanın “işverenler başörtüsünü yasaklayabilir” yorumuna neden oldu.

 

Bu tür manşetler söz konusu hükümlerin aşırı basit bir yorumuna dayanıyor. İşyerlerinin, çalışanlarının herhangi bir dini, siyasi veya felsefi anlam içeren kıyafet giymemesini veya sembol taşımamasını gerektiren politikalarına izin veriliyor, ancak bu politikaların bir dizi kritere uyması gerekiyor ve sadece ülke mahkemeleri bu kriterlere uyulup uyulmadığına karar verme yetkisine sahip. İnsan hakları bakış açısından büyük endişe yaratan ise, Avrupa Adalet Divanı’nın, ülke mahkemelerine bu kararları almaları yönünde vermiş olduğu karardır.

 

Avrupa Adalet Divanı, yakınlarda, Achbita v G4S Secure Solutions NV davasında, şirkette çalışan Samira Achbita’nın işten atılmasının meşru olup olmadığına Belçika mahkemelerinin karar vermesi gerektiği yönünde karar verdi. Achbita, işvereni olan güvenlik şirketi G4S’nin başörtüsüz çalışması talebine uymamıştı. Şirket, Achibta’nın işe ilk başladığı gün “tarafsız” giyim konusundaki şirket politikası hakkında bilgilendirildiğini iddia ediyor.

 

Avrupa Adalet Divanı’nın söz konusu davada ülke mahkemesine verdiği tavsiye son derece sorunlu. Buna göre, şirketin kendini kamuya “tarafsız” bir yüzle sunma amacı, bir çalışanının din veya inanç özgürlüğünün sınırlandırılmasını meşrulaştırmada kullanılabilir ve bu politikanın çalışanların hakları üzerindeki olumsuz etkisi, sadece kamuyla doğrudan temas halinde olan çalışanlara uygulanması durumunda kabul edilebilir.

 

Buradaki sorun şudur: Tüm Avrupa Birliği üyesi ülkelerin imzalamış olduğu uluslararası insan hakları sözleşmelerine göre tarafsızlık isteği din özgürlüğü hakkını sınırlamaya gerekçe olarak kabul edilemez.

 

İçinde yaşadığımız, çeşitlilikleri kucaklayan ve kozmopolit toplumlarda neyin tarafsız olup neyin olmadığına kim karar veriyor? Söz konusu şirket insan haklarına saygı gösteren bir tür alternatif tarafsızlık yaklaşımını; dini ve kültürel kimliğe işaret eden tüm işaretlerin ve bu işaretlerin kullanımın reddedilmesinin kucaklandığı bir anlayışı benimseyemez miydi? Eğer bu politika, toplumun bir kesiminin tamamını bir dizi işten mahrum edecekse bu, tarafsızlığın tam da karşıtı değil midir? Bazı müşteriler, bu politikadan haberdar olsalardı böyle düşünebilirlerdi. Halbuki Avrupa Adalet Divanı verdiği bu hükümle sadece şirketin imajıyla ilgili bir kaygıyı ifade etmiş oldu: Dışlama gözler önünde olmadığı sürece insanları dışlayabilirsiniz.

 

Avrupa Adalet Divanı, G4S’nin politikası, sadece şirketin kamuyla temas halinde olan çalışanlarına uygulandığı için kabul edilebilirdir diyerek toplumlarımızın önemli bir kesiminin –yani Müslümanlar, Sihler ve Musevilerin– istihdam ve kariyer fırsatlarının sınırlandırılmasının kabul edilebilir olduğunu söylemiş oldu. Günümüzde özellikle Müslüman kadınlar istihdama erişim konusunda ciddi boyutlarda ayrımcılığa maruz kalmaktalar.

 

Bu noktada mahkeme başsavcısının, kişilerin sadece işte dini semboller taşıyan kıyafetler giymemeyi seçebilecekleri yönünde bir cevabı oldu (bu görüş, Achbita hükmünün temelini oluşturdu). Samira Achbita'nın, G4S’de ilk işe başladığı zamanlarda başörtüsü takmamayı “tercih” ettiğini öne sürüyor. Bu görüş, yıllarca insan hakları hukuku çerçevesinde oluşan içtihattaki din ve inanç özgürlüğünün, kamusal alandaki tezahürleri dahil her koşulda savunulması gerektiği düşüncesini hiçe saymaktadır. Ayrıca kişilerin hayatlarının akışında dini inanç ve pratiklerindeki (bazen kökten bir şekilde) değişiklikleri de dikkate almaktan uzaktır.

 

Achbita, başörtüsü takmanın durumdan duruma değişen opsiyonel bir şey olması düşüncesini reddettiğini eylemiyle gösterdi: Başörtüsünden vazgeçmektense işinden olmayı tercih etti (benzer bir yaklaşım, başka bir Avrupa Adalet Divanı davasındaki Asma Bougnaoui için de söz konusuydu; Bougnaoui/Micropole S.A. davasında mahkeme, bir Fransız şirketinin bir çalışanını, bir müşterinin rahatsız olması gerekçesiyle başörtüsü takmak zorlamasını hatalı bulmuştu). Dinsel inancı olmayan veya inancının dini bir kıyafeti gerektirdiğine inanmayan insanlar bu tip seçimler yapmak zorunda kalmıyorlar.

 

Buradaki can alıcı nokta şudur: Tarafsızlık çağrısının, basitçe Müslümanlara ve diğer azınlıklara yönelik –müşteri veya işveren kaynaklı– hoşgörüsüzlüğün üstünü örtüp örtmediği sorusu haklı bir sorudur. Avrupa Adalet Divanı, Avrupa’da ve başka yerlerde yükselişte olan Müslümanlara karşı ayrımcılık dalgasına gözlerini kapatmamalıdır; bugün insanlar bir nefret yankı odasına hapsolmuş, bir tarafta Atlantik’in öteki yakasında ABD Başkanı Donald Trump’ın çıkışları ve ayrımcı başkanlık emirleri, bir tarafta göçmen karşıtı, Müslüman karşıtı siyasetçilerin ve yorumcuların arasında sıkışmış durumdalar.

 

Bu sorun azınlık mensubu kadınlar için çok daha katmerli; bu kadınlar ne giydikleri, nasıl göründükleriyle ilgili eleştirilere maruz kalıyor, bu konularda yapılan düzenlemelere uyarak yaşamak zorunda bırakılıyorlar. İster başörtüsü, çarşaf, ister haşema olsun, Müslüman kadınların giyim seçimlerine yönelik öfke, kadın nefreti ve yabancı düşmanlığı içeren basmakalıp düşüncelerden besleniyor.

 

Son olarak, tarafsızlık “sorunu”na önerilen çözümün, çeşitliliği görünmez kılmak olması da son derece sorunludur. Şirketlere, bir çalışanlarını, bir müşteriden gelen olumsuz bir tepki üzerine işten çıkaramayacakları söyleniyor; bu tip durumların başlarını ağrıtmaması için tek yapmaları gereken, tüm haçları, başörtülerini, takkeleri, türbanları arka ofislere dolduracak genel bir politika benimsemek, öteki seçenek ise bunları takanları daha en baştan işe almamak. Ülke mahkemeleri bu tür politikaların ayrımcı oldukları hükmüne varabilir, halbuki Avrupa Adalet Divanı’nın Achbita davasındaki hükmü onları bu yönde kararlara teşvik etmemektedir.

 

Tüm kimliklerden, görüşlerden, inançlardan genç insanların kendileri gibi olup toplumda görünür pozisyonlarda olan insanları rol model olarak görmeleri önemli değil mi?

 

Avrupa Birliği, sözleşmelerinde çoğulculuğun kurucu değerlerinden biri olduğunu beyan eder; öte yandan bizim de söz konusu davadaki hükümde verilen, kıtamızı oluşturan birçok kimliğe dair mesajı sorgulama hakkımız var.

 

Chris Chapman

Uluslararası Af Örgütü İnsan Hakları Araştırmacısı/Danışmanı

 

Etiketler: Avrupa Adalet Divanı , Başörtüsü Yasağı